yeniHarman Dergisi Kasım Sayısı Global Disaster Röportajı

yeniHarman dergisi Kasım ayı sayısında Global Disaster editörü olarak benimle bir röportaj yaptı, dergiyi gazete bayilerinden edinebilirsiniz.

-Global Disaster adlı internet sitenizde dünyadaki çeşitli felaket haberlerini derliyorsunuz. Nedir amacınız? Ve vermiş olduğunuz bu felaket haberlerinin arasında salgın hastalıkların yeri nedir?

Global Disaster’ın amacı; küresel çapta doğa, iklim, endüstri felaketlerini anlamak ve bunlara paralel olarak gezegenin verdiği tepkiyi arşivlemek, tarihe bir not düşmek. "Hafıza-ı Beşer Nisyan ile malüldür" düşüncesinden hareketle, kapitalizmin, küresel iklim değişiminin, sanayileşmenin, kent hayatının, endüstrileşmeye bağlı tarım ve hayvancılık ekonomisinin gezegeni getirdiği noktayı işaretlemek ve bunların hatırlanmasını ve izlenmesini sağlamak amacını güdüyoruz. Kapitalizmin yarattığı bunalım, sürekli işgücü, işsizlik, hayatta kalma dürtüsünün sürekli ekonomiye bağlı olarak uyarılması sebebiyle, insanoğlu/kızının doğadan koparıldıkça, aslında kendisinden de uzaklaştırıldığını anımsatmak sitenin temel hedeflerinden birisi.

Salgın hastalıklar konusu, sistemden ayrı tutulamayacak ve düşünülemeyecek bir konu aslında, insanlar henüz virüslerin yarattığı tehdide karşı savunmasız durumdalar. İlaç endüstrisinin, büyük şirketlerin varlığı ile sağlıkta tıbbi etiğin yeniden düşünülmesi ve yorumlanması gerekiyor. Özellikle bilinçsiz antibiyotik kullanımın verdiği hasarlar için ayrıca tıbbi istatistiklerin tutulması gerek, epidemiyolojik saha araştırmalarında ortaya çıkan sonuçlar daha çok patojen mikroorganizmaların patojenite (hastalık yapma) kabiliyetlerinin arttığını gösteriyor. Sadece insanlarda mı? Bitkilerde, hayvanlarda da kullanılan farmasötik teknolojinin yarattığı sorunlar gün geçtikçe büyüyor, patojen bakterilerin ve virüslerin direnç göstermesi, ilaç şirketlerinin ve laboratuarlarının daha gelişmiş antibiyotikleri ve antiviral ilaçları piyasaya sürmesini beraberinde getiriyor. Bu sorun ileride gezegendeki canlı türleri için daha da büyüyen bir tehdide neden olabilir. Sürekli artan nüfus ve ulaşım ağlarının teknolojiye paralel olarak gelişmesi, mesafelerin azalması ile pandemilerin (küresel salgın) daha da tehlikeli olmasına neden oluyor.

Global Disaster'da, Kuş Gribi (Avian Influenza) Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gibi pandemi riski yüksek hastalıklara ilişkin haberler var. "Salgın Hastalık" etiketli 23 yazı girilmiş. Gündemdeki Domuz Gribi (Influenza A H1N1) için henüz durum belirsizliğini koruduğu için kayıt düşülmedi. Hastalıkla ilgili bazı iddialar ve şüpheler söz konusu. Influenza (genel adıyla grip) her daim yüksek bulaşma ve patojenite ile pandemi riski taşıyan bir hastalık. Influenza A'nın 5 alt tipi var ; H1N1, H1N2, H3N1, H3N2, ve H2N3. Meksika'da ortaya çıkan ilk salgının H1N1 tarafından başlatıldığı söylendi, sonbaharın başlaması ile birlikte H3N2'nin salgın yaptığı söyleniyor ama bununla ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmadı, Domuz gribinin "laboratuar ortamında" üretildiği iddiaları da dolaşmakta, yanılmıyorsam Avusturalyalı bir biyolog tarafından açıklanmıştı ve DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) de bu iddiayı "ciddi" bulduğunu açıklamıştı, ancak ardından bir açıklama gelmedi. Haziran ayında DSÖ, sağlık uzmanlarını biraz şaşırtan bir açıklama ile Domuz Gribini 6. kategori yani Pandemi (küresel çapta tehlikeli salgın) ilan etti, açıklamanın yaz aylarında yapılması da düşündürücü, bilindiği gibi, Influenza virüsleri sıcağa karşı dirençli değildir…


-Sizin de derlediğiniz haberlerin birinde “Birleşmiş Milletler, domuz gribi salgını vurması halinde fakir ülkelerde anarşi yaşanabileceği, ekonomilerin çökebileceği uyarısında bulundu” deniyor. Bu ifadeden ne anlamak gerekiyor?

Genel olarak iktidarın panik havası yaratmaması beklenir öyle değil mi? İktidar, paniklemiş bir kitleyi istediği gibi kontrol edemeyebilir, bu risk vardır. Hastalıkla ilgili olarak hem DSÖ'nün hem de BM'nin insanları paniğe sevk edecek açıklamalarını nasıl okumak gerek? İsterseniz, 11 Eylül sonrası küresel çapta yeni bir egemenlik stratejisini konuşalım kısaca; Korku Toplumu Projesi. Terörizmden, ekonomik bunalımlardan, barınma korkusundan, hayatta kalma korkusuna dek her alanda Otorite büyük kitleleri "korku paranoyası" ile yönlendiriyor. Terörizmden, terör yaratarak, ekonomik krizlerden de ekonomik krizler yaratarak korkutan ve toplumu boyunduruk altına alan sistem, şimdi "hayatta kalma korkusuna" oynuyor gibi görünmekte. Elias Canetti, "Kitle ve İktidar" kitabında "Kaçış kitlesi bir tehditle yaratılır. Herkes kaçar ve herkes kitlesi ile birlikte sürüklenir. Tehlike herkes için aynıdır. Bu tehlike belirli bir noktada kesifleşir ve orada ayrım tanımaz" diyor. Bana göre Otoritenin şu anda yaratmak istediği kitle tipi "Kaçış/Panik Kitlesi" tipidir. Ancak şunu da belirtmem gerek, Pandemi riski gerçektir, epidemiyolojik araştırmalara göre her yüz yılda bir küresel çapta büyük ölümcül salgınlar yaşanmıştır. Toplumsal bellekte ağır izler bırakan pandemik hastalıklar var, bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Buna karşın Domuz Gribi (Influenza A) böylesi küresel çapta büyük kitlesel ölümlere yol açabilecek bir hastalık mıdır? Böyle bir risk var, evet. Ancak şu aşamada paranoyaya gerek var mıdır? Orası tartışmalı. ,

Alelacele NOVARTİS, Glaxo Smith Kline ve Baxter International firmaları tarafından hazırlanan Domuz Gribi (H1N1) aşıları ile ilgili olarak, sağlık çalışanları, doktorlar, hemşireler, veterinerler kuşkulu. ABD'de sağlık çalışanları arasında aşıya karşı ciddi bir muhalefet var. İngiltere'de Hemşire örgütleri aşıya karşı çıktıklarını sendikal boyutta dile getirdiler. Ülkemizde de, beşeri hekimler ile veteriner hekim örgütleri içinde aşıya karşı muhalefet söz konusu. Türk Veteriner Hekimleri Birliğinin aşıyla ilgili yayımladığı bir bildiride ilginç noktalar göze çarpıyor, deniyor ki "1976 senesinde Amerika’ da Fort Dix’ te askerlerde görülen enfeksiyon bahane edilerek milyonlarca insan domuz gribine karşı aşılanmış ama sonradan böyle bir salgının gerçek olmadığı ortaya çıkmıştı. Üstelik aşı yüzünden 25 kişi ölmüş ve yüzlercesi de ömür boyu felçli kalmıştı."

Aşıya bağlı yan etkileri art arda andığımızda da oldukça ürkütücü bir tablo ortaya çıkıyor. Aşının ithaline hangi bilimsel komite karar verdi? Aşının güvenirliliği konusunda yapılan testler ve araştırmalar hangi bilimsel komite tarafından yeterli bulundu? Aşı hangi firma veya firmalardan ve toplam kaç doz ithal ediliyor? Aşı hangi ithalatçı firmadan alınıyor ve bunun için ihale yapıldı mı ve kaç lira ödenecek? Sağlık Bakanlığı’nın ısmarladığı aşıda Amerika’da yasak olan bu adjuvan madde (skualen) var mı? Eğer varsa Sağlık Bakanlığı’ nın skualenin emniyeti konusundaki fikri nedir? Aşıların ve aşı üretiminde kullanılan maddelerin lisansı ne zaman alınmış? Aşıların ve aşı üretiminde kullanılan maddelerin yan etkileri var mı, varsa nedir? Aşıya bağlı ölümler veya kalıcı rahatsızlıklar gerçekleşmesi halinde ne gibi bir yol izlenecektir? Aşılama işleminde hangi kriterler göz önüne alınacak? Bildirinin sonuç kısmındaki bu sorular da yanıt bekliyor.

- Global Disaster’ın vurgulamaya çalıştığı "felaket" ile son zamanlarda domuz gribi haberleriyle yeniden dünya medyasına yansıyan paranoya ve felaket senaryoları arasında nasıl bir fark var?

Global Disaster, eğer önlem alınmazsa büyük bir çöküşün kapıda olduğunu hatırlatıyor. Bunların bazısı doğrudan tekno-endüstriyel sistemin faaliyetleri sonucu ortaya çıkan felaketler; türlerin yok oluşu, küresel ısınma, ekolojinin tahrip edilmesi, su kaynaklarının ve gıdaların kontamine edilmesi vb. Bunlar toplamda alt alta yazıldığında -ki Global Disaster'da bunu yapıyor- gezegenin kendini yenileyecek bir fırsatı bulamadan çökeceği sinyallerini görmekteyiz. Biz bu çöküşe yakın olduğumuzu düşünüyoruz. Eğer sistem bu hunharlığı ile devam edecekse… Doğada ve evrende bir homoestasis durumu (doğal denge) vardır. Eğer dengeyi bozarsanız, sistem bir başka durumda -mesela çöküşte- dengeye gelmeye çalışacaktır. Örneğin GDO'lu ürünlerin salt insan sağlığına zararlı olacağı gibi bir eksik bilgilenme söz konusu, oysa GDO'lu ürünlerin yetiştiği bir coğrafyada tüm ekosistem, besin zinciri çökmeye başlıyor. Antroposentrik düşüncenin bugüne kadar bir faydasını görmedik, bundan sonra da göreceğimiz kuşkulu…

Kitle iletişim çağında, özellikle haberin dolaşımı neredeyse zamansız ve sınırsız bir mekanda olduğu için disenformasyon ve misenformasyon kaçınılmazdır. Gerçek bilgi ile çarpıtılmış veya yalan bilgi bir süre sonra birbirinden ayrılamaz hale gelir ve gerçek çöker.. "gerçeğin çölüne hoşgeldiniz" derken Baudrillard biraz da, gerçeğin çarpıtılmış taklidinin gerçeğinden ayrılamadığı noktayı işaret etmektedir. Slavoj Zizek'de bu tabiri "11 Eylül dünyayı gerçekten değiştirdi mi?" sorusuna cevaben vermişti. Domuz Gribi haberleri ile ilgili belirsizlik, bir çok bilginin internette dolaşıyor olması, karşıtların ve destekçilerinin argümanlarının birbirinde boğulması sayesinde hastalık ve aşıyla ilgili elimizde kalan tek şey "belirsizlik" halidir. Bugün ABD Başkanı Obama'nın çocuklarına domuz gribi aşısı yaptırmadığını okudum. Almanya'da hükümet görevlileri ile halka yapılan aşının farklı olduğu haberi de gözüme çarptı. Domuz Gribinden öldü denilen bir gencin, daha sonra domuz gribinden ölmediği haberi de sanırım gerçeğin belirsizleştirilmesi düşüncemi destekliyor.

-John Zerzan, “Hastalık bile neredeyse tümüyle uygar yaşamın bir icadıdır; bilinen tüm salgın hastalıklar tarihsel gelişme karşılığında ödenen bir bedeldir.” diyor. Geçmişte salgın hastalıklar sonucunda kitlesel ölümler gerçekleşmişken bugün kitlesel ölümlerin önüne geçebilecek çözümler, ilaçlar sunmuyor mu Zerzan’ın suçladığı “uygar yaşam biçimi”?

Zerzan'ın hastalık hali ile ilgili önermesine katılmamak mümkün değil. İlaçlara karşı direnç gösteren ve sürekli bir genetik değişime zorlanan patojen mikroorganizmanın, kendi varlığını devam ettirme güdüsü bir süre sonra mikroorganizmanın patojenite gücünün daha da ölümcül bir ivme kazanacağı fikri, tıbbi otoriterler tarafından da desteklenmekte. Antibiyotiklere karşı bazı direnç tipleri diğer bakterilere de geçebildiğinden, giderek artan sayıda enfeksiyon artık antibiyotiklerle tedavi edilememektedir. Yani bir süre sonra ilaç endüstrisi, yenilmez süper bakteri türlerini yaratabilir. Virüslere karşı ise aşılamadan başka bir çare görünmüyor. Virüslerde bakteriler gibi, değişen yaşam biçimlerine tepki gösteriyor ve onlarda değişiyor. Örneğin 50 milyon kişiyi öldüren 1918’deki İspanyol gribi günümüzde yaşansaydı, sonuçlar çok daha vahim olabilirdi. Evet, uygarlığımız ve ilerlemeci mantık, tekno-endüstriyel toplum, hastalıkları da değiştiriyor veya yeni tipleri yaratmaya zorlayabiliyor.

-Evcilleştirme ve sonrasında endüstriyel tarımın-hayvancılığın domuz gribi ve benzer hastalıkların, salgınların ortaya çıkması ve yayılmasıyla nasıl bir bağlantısı var?

Kesinlikle aralarında bir bağıntı söz konusu, salgınların hızının ve yayılma gücünün üzerinde endüstriyel yaşamın büyük etkisi var. Salgınları doğrudan endüstriyel tarım-hayvancılık oluşturuyor diyemeyiz ancak mesela insanlarda ölümcül sonuçlara yol açan BSE (Bovine Spongiform Encephalopahty -Sığırların Süngerimsi Beyin Hastalığı - Deli Dana) tamamen cannibalism (yamyamlık) kökenli, endüstriyel sistemin sonucu bir hastalıktır. Endüstriyel Hayvan Yetiştiriciliğinde verim arttırıcı olacağı düşünülen yöntemde, sığırlara yine sığırlardan elde edilen "kan unu", "et unu", "kemik unu" gibi “besin” maddeleri ile karışık yemler verilmesi sonucu oluştu. Bir canlıya kendi türünü yedirdiğinde ortaya çıkan sonuç buydu. Zoonoz (hayvandan insana geçen) hastalıkların bir türlü önlenememesinin bir nedeni de endüstriyel hayvancılıktır.

Kuş Gribi (Avian Influenza H5N1) salgını sırasında olası ürkütücü senaryo şuydu; Kuş Gribi virüsünün uygarlığımızın bir nimeti olan toplu ve hızlı taşımacılık sayesinde, uzak bir coğrafyaya yayılarak daha çok konakçıya kavuşması ve bu konakçılardan birisindeki solunum yolu ile bulaşan mevsimsel grip virüsü ile genetik alışverişe girip insandan insana bulaşması ihtimali… Bu ihtimal, domuz gribinde gerçekleşmiş görünüyor. Çünkü bir salgının pandemi kategorisine alınması için, insandan insana solunum yolu ile bulaşması ve tüm kıtalara yayılma ihtimali olması gerek… Diyelim ki domuz gribi daha yüksek kitle ölümlerine sebep olacak derece hastalık yapıcı bir tipe evrildi ve hastalığı kapan bu kişi İstanbul'dan hava yolu ile bir Avrupa kentine gitti, işte artık hastalığın küresel çapta kitlesel ölümlere yol açmasını hiç kimse engelleyemez. Hastalığın bu denli hızlı yayılacak olmasının tek nedeni, modern dünyanın hızlı ve her yere ulaşımının bir bedeli olacak gibi görünüyor...

İran depreme karşı başkentini değiştirecek

100 fay hattı geçen Tahran'da çok büyük deprem beklenirken, dini liderin teklifiyle Düzenin Yararını Teşhis Konseyi yeni başkent planını onayladı. Ya sıfırdan başkent kurulacak ya da fay hattı geçmeyen bir kent seçilecek

İran’da sırtını Elbruz dağlarına vermiş ve nüfusu 14 milyona dayanmış Tahran’ın başkent olarak günleri artık sayılı. Kaçar Hanı Ağa Muhammed Han’ın 1795’te ülkenin siyasi, ekonomik ve kültürel başkenti yaptığı Tahran’ın ciddi bir depremde yerle yeksan olma ihtimali, yönetimi, yeni başkent arayışına itti.

Hükümet ile meclis arasında uzlaşma görevi yapan rejimin kilit kurumu Düzenin Yararını Teşhis Konseyi yeni bir başkent planına onay verdi. Teklifin bizzat dini lider Ayetullah Ali Hamaney’den geldiği belirtildi. Komple kent değil yönetim organlarının nakledileceği yeni başkent ya sıfırdan bir yerde kurulacak ya da fay hattında olmayan kentlerden biri seçilecek.

Başka bir yeri başkent edinme önerisi ilk olarak 20 yıl önce gündeme gelmişti. Ancak hükümet öneriyi 2003’te ülkenin güneydoğusundaki Bam kentini yıkıp 40 bin kişinin ölümüne yol açan depremin ardından ciddiye almaya başladı. Uzmanlara göre Tahran biri 100 km uzunluğunda 100 fay hattı üzerinde duruyor. Büyük bir depremde batı ve kuzey kesimlerindeki binaların çoğunun yıkılacağı öngörülüyor.

Kum-Delican arası münasip Tahran Azad Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Bahram Akaşeh, bir sismolog olarak Tahran’ın başkent olarak seçilmesini ‘yanlış tercih’ diye niteleyip “Kentte 8 büyüklüğünde deprem olasılığı var. 40 yıl önce uyardım, beni dinleselerdi Tahran böylesine devasa bir kente dönüşmezdi. Şimdi tamamen kontrol kaybedildi. Tahran her geçen gün daha da büyüyor” dedi. Akaşeh, yeni başkentin 2 bin yıldır deprem görmemiş Tahran’ın 147 km güneybatısına düşen Kum kenti ile buradan 60 km güneyde Merkezi eyaletinin Delican kenti arasındaki bölgede yapılmasını önerdi. Geçen yüzyılın başında 250 bin olan nüfusu son Şah Rıza Pehlevi döneminde hızla artan ve 1979 devriminden sonra da çekim merkezi olmayı sürdüren Tahran’dan önceki başkentler İsfahan, Kazvin, Şiraz, Meşhed ve Hamedan’dı.

Kaynak: (Guardian, afp)

[Millliyet]

Antalya'da yarın tufan olacak!

Meteoroloji'ye göre yarın Antalya'nın doğusuna metrekareye 170-200 kilogram arası yağış bekleniyor. 9 Eylül'de sel felaketinin yaşandığı İkitelli'ye bir saatte düşen yağış miktarı ortalama 90 kilogram olmuştu.

Meteoroloji Bölge Müdürlüğü'nün Antalya ve ilçelerinin Çarşamba gününden itibaren kuvvetli sağanak yağışın etkisi altına gireceği uyarısını dikkate alan İl Hıfzıssıhha Kurulu, Valiliğe okulların tatil edilmesi önerisinde bulundu. Valilik uyarıyı dikkat alarak, Çarşamba günü il genelindeki tüm ilköğretim ve liseleri 1 gün süreyle tatil etme kararı aldı.

Milli Eğitim Müdürü Osman Nuri Gülay, “Okulları, şiddetli fırtına ve yağış beklentisi nedeniyle meteorolojinin uyarısı doğrultusunda 1 gün tatil ettik. Antalya merkez ve ilçelerdeki tüm örgün ve yaygın eğitim kurumları tatil kararına dahil. Kreşler de yarın tatil” dedi.

Sabah saatlerinde Antalya ve batı ilçelerinde etkili olması beklenen yağış, öğle saatlerinden sonra ise doğu ilçelerinde etkisini gösterecek. Yağışın yanı sıra saatteki hızı zaman zaman 80 km'yi bulacak lodos da yaşamı olumsuz etkileyecek. Meteoroloji yetkilileri, sağanak yağış ve fırtına konusunda vatandaşların tedbirli olmaları gerektiğini belirtti.

YAĞMUR VE FIRTINA TEYAKKUZU

Antalya'da yarın beklenen şiddetli yağış ve fırtına, Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı'nı alarma geçirdi. İtfaiye Daire Başkanı Emin Pehlivan, Meteoroloji Müdürlüğü'nden yapılan uyarıyı çok ciddiye aldıklarını belirtti. Pehlivan, personelin tüm izinlerinin kaldırıldığını ve teyakkuza geçtiklerini kaydetti. Sadece İtfaiye Daire Başkanlığı'na bağlı ekiplerin değil, Büyükşehir Belediyesi'nin tüm birimlerinin teyakkuzda olacağını kaydeden Emin Pehlivan, “Fen İşleri, Ulaşım Daire, ASAT, Park ve Bahçeler gibi tüm birimlerin personeli de hazır olacak. Ayrıca alt belediyeler de bu konuda uyarıldı” dedi.

Antalya merkezde sadece kendilerine ait 250 personel bulunduğunu hatırlatan Pehlivan, “1 vardiyada 80 personel çalışıyor. Bugün bu sayı 160 kişiye çıkacak. Ayrıca geçen pazar günü de teyakkuzdaydık. Fakat fırtına sadece Alanya'yı vurdu, merkezi etkilemedi” diye konuştu.

Antalya Emniyet Müdürlüğü de Haber Merkezi'nden şiddetli yağış ve fırtına için görevli tüm personelini telsizden uyarıyor. Antalya'da bugün özellikle denizde dalga yüksekliğinin 2.5- 4 metre arasında olması bekleniyor. Bu konuda denizcilere de acil mesaj uyarısı yapıldı.

Kuvvetli yağış ve lodos fırtınasının Antalya'nın yanısıra, komşu il Isparta'nın güneyinde bulunan Sütçüler, Aksu ve Yenişar Bademli ilçelerinde de etkili olacağı kaydedildi.

[Hürriyet]

Ukrayna'da esrarengiz virüs: 60 ölü

Ukrayna, henüz ne olduğu tespit edilemeyen bir virüsün paniğini yaşıyor.

Domuz gribi salgını tüm dünyada yayılırken, Ukrayna hükümetinin dünyadaki en sert önlemleri alması kuşku yarattı. Ülke genelinde okulların üç hafta süreyle kapatılması, mitinglerin yasaklanması ve vatandaşlara seyahat sınırlamalarının getirilmesi talimatı verilirken, sıkı yönetim ilanının bile gündemde olması "Bütün bunlar domuz gribi nedeniyle mi, yoksa daha tehlikeli bilinmeyen bir virüs mü söz konusu?" sorusunu gündeme getirerek paniğe yol açtı. Gazeteport'un haberine göre, bir kesim ise ülke başkanlık seçimine doğru giderken asıl nedenin politika olduğunu ve domuz gribine siyasetin bulaştırıldığını söylüyor.

ÇELİŞKİLİ AÇIKLAMALAR
Başbakan Yulia Timoşenko, cuma günü önlemlerin bilhassa ülkenin batısındaki vakalar nedeniyle artan endişeler karşısında alındığını belirtirtti.
Ancak, ölümlerden hangi tür virüsün sorumlu olduğuna dair ortaya konulan çelişkili bilgiler kafalarda soru işaretlerine yol açıyor. Timoşenko, Ukrayna'daki durumun 'salgın eşiğine ulaştığını' söyledi. Başbakan, 'tüm büyük ölçekli etkinliklerin, konserlerin, film gösterilmlerinin ve diğer tüm kamusal toplanmaların üç hafta boyunca yasaklandığnı' kaydetti.

ECZANELERİN ÖNÜNDE UZUN KUYRUKLAR
Dünya Sağlık Örgütü'nün Ukrayna'ya destek olarak bir ekip göndereceğini açıklaması ise durumun açıklanandan daha vahim olduğu yönündeki kuşkuları artırdı. Ülkenin batısından gelen haberler ise insanların maske ve ilaç için eczanelerin önünde uzun kuyruklar oluşturduğu yönünde.

AB VE NATO'DAN ACİL YARDIM İSTEDİ
Son bir hafta içinde domuz gribinden 60 kişi hayatını kaybedince, Ukrayna başta ABD olmaz üzere AB ve NATO'dan ilaç ve tıbbi malzeme yardımı istedi. Ülkede 190 bin kişi domuz gribine yakalandı.

190 BİN HASTADAN 133'ÜNÜN DURUMU AĞIR
Ukrayna'da son bir hafta içinde 60 kişi Domuz gribi nedeniyle hayatını kaybetti. Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşenko komşu ülkeler başta olmak üzere Avrupa Birliği, ABD ve NATO'dan domuz gribiyle etkili mücadele için ilaç ve tıbbi malzeme yardımı istedi. Karantina altına alınan ülkede 190 bin hastadan 133'ünün durumu ağır. Sınırlarda yoğun güvenlik önlemleri alınan Ukrayna'da hastalık belirtisi taşıyan yabancıların ülkeye girmesine izin verilmiyor. Kiliseler özel ayinler yaparak toplu dua ediyor.

İŞİN İÇİNDE SİYASET Mİ VAR?
Öte yandan 17 Ocak'ta devlet başkanlığı seçiminin yapılması öngörülürken, gribe karşı alınan katı önlemler arasında tüm gösteri ve yürüyüşlerin yasaklanmasınını bulunmasının kampanya sürecini derinden etkileyeceği kaydediliyor.

Timoşenko da cumartesi günü devlet başkanlığına adaylığını açıkladı. Virüs, tüm Doğu Avrupa genelinde yayılırken, Timoşenko'nun Rusya ve Polonya'dan daha sert önlemler alaması da şaşkınlık yarattı. Bununla birlikte hükümetin bu sıkı önlemlerinin altında politik hesapların yattığı da söyleniyor.

Timoşenko'nun kampanya sürecini domuz gribini bahane ederek baltalamasının rakiplerinin önünü kesme amaçlı olduğu öne sürülüyor. Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko da bunun farkında olacak ki, 'ülkenin neden hazırlıklı olmadığına ilişkin' bir soru önergesi verdi. Timoşenko’nun asıl rakibi ise yüzde 31’lik halk desteğine sahip Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç. (Gazeteport)

[Radikal]

Akdeniz depremle sarsıldı

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nden alınan bilgiye göre, bugün saat 23.04'te yerin 11.5 kilometre derinliğinde, merkez üssü Akdeniz olan bir deprem meydana geldi.


[Bugün]

Kuzey Kutbu'nda on yıl içinde hiç buz kalmayacak

İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi'nden Peter Wadhams, 20-30 yılda Kuzey Kutbunun tüm deniz buzunun tamamen kaybedileceğini, ancak daha kısa zamanda büyük ölçüde inceleceğini, yaz döneminde, yaklaşık 10 yılda kuzey buz denizinin açık bir deniz halini alacağını belirtti.

Wadhams, İngiliz kaşif Pen Hadow'un liderliğindeki bir ekibin, ilkbaharda 73 gün boyunca elde ettiği verilere dayanılarak çıkarılan sonuçları Londra'daki basın toplantısında açıkladı.Hadow ve ekibinin incelediği yaklaşık 450 kilometrelik alanda buzulun ortalama kalınlığının 1,8 metre olduğunu açıklayan Wadhams, buzulun yazın daha hassas duruma geldiğini, 1,8 metre kalınlığın yıl içinde oluşmuş buzula işaret ettiğini, iklim değişikliğinin somut göstergesi olarak yıllarca süren buzul birikmelerinin hızla azaldığını ifade etti.

Araştırmaya imza atanlardan Dünya Doğayı Koruma Vakfından Martin Sommerkorn, araştırmanın çok karanlık bir tablo çizdiğini, buzul tabakasının tahmin edilenden daha hızlı eridiğini vurguladı.

Sommerkorn, buzulun tamamen erimesinin, bölgede yaşayan hayvanların neslinin tükenmesinin yanı sıra okyanuslardaki su seviyesinin yükselmesine, hava değişikliklerine, dalgalara ve sera etkisine yol açan gazların çok yüksek oranda salımına yol açacağına dikkati çekti.

Bu araştırma sonuçları aralık ayında Kopenhag'da yapılacak İklim Zirvesi'nde tartışılacak. Amaç Kuzey Kutbu'ndaki erimenin hızını azaltacak önlemler alabilmek...

[Bilim.Org]