14.11.2011
DSİ’den belediyelere kritik uyarı
Devlet Su İşleri ve Meteoroloji İşleri belediyeleri 2013 için uyardı.
Devlet Su İşleri ve Meteoroloji İşleri’nin hesaplamalarına göre 2012 yılı, su bakımından bereketli olacak. Ancak uzmanlar, 2013 sonrası için ‘kurak yılların başlangıcı’ uyarısında bulunuyor. Bu nedenle belediyelere ‘içme, sulama ve enerji amaçlı kullanılan suları, kurak yıllara göre ayarlayın’ çağrısı yapıyor. Kurak dönemin 3 ila 7 yıl arasında süreceği tahmin ediliyor.
Zaman’ın haberine göre; Son yıllarda yağan yağmurlar, elektrik, sulama ve içme suyu barajlarını doldurdu. Resmî hesaplamalar, 2012′nin su bakımından ‘verimli yıl’ olacağını gösteriyor. Ancak 2013′ten itibaren kurak yıllar başlayacak. Devlet Su İşleri (DSİ) ve Devlet Meteoroloji İşleri, yaşanacak muhtemel kurak dönemler için önemli uyarılarda bulundu: “Beklenilen kurak dönem, 3 ila 7 yıl sürebilir. Özellikle belediyeler, içme suyu barajlarını yakın takibe almalı, optimum işletme ve kullanma yönünde azami dikkat göstermeli. Enerji ve sulama barajları da bu döneme şimdiden hazırlanmalı. Mevcut su rezervleri daha da artırılmalı. Halk su kullanımı konusunda bilinçlendirilmeli.”
Resmî değerlendirmeler, su bolluğunun 2013′te sona erebileceğini gösteriyor. Uzmanlar, şimdiden tedbir alınmasını öneriyor. Yapılan hesaplamalara göre Türkiye’de yağışlar son dönemde ortalamanın üzerinde gerçekleşti. Yağışlardaki fazlalık, bu yıl içme suyu barajlarında su bereketi ve enerji barajlarında da bol miktarda hidroelektrik enerji biriktirdi. Buna göre, önümüzdeki sene için ‘ıslak (verimli) yıl’ tahmini yapılıyor. 2012′de de yağış ve su miktarları ortalamaların bir miktar üzerinde gerçekleşecek.
Gelecek yıldan sonra Türkiye için kurak yıllar dönemi başlıyor. Zaman’ın DSİ ve DMİ kaynaklarından aldığı bilgiye göre son kurak yıl periyodu olan 2008′de başlayan ‘ıslak yıl dönemi’ 2009 ve 2010′da devam etti. 2011′de de etkili olan verimli yıl periyodunun 2012′de de süreceği tahmin ediliyor. Ancak aynı kaynaklar, önemli bir hatırlatma yapıyor: “2013 yılından sonra hidrolojik döngünün bir kuralı olarak kurak yıllar dönemine girme ihtimali çok yüksek. Bu kuraklaşmanın geçmiş kurak dönemlere göre daha şiddetli geçeceği üzerinde meteorolojistlerin endişeleri var. Kuraklık döneminin 3-7 yıl arasında sürmesi beklenmektedir.”
Kurak yılların başlaması, susuzluğu da beraberinde getirecek. Bu nedenle özellikle belediyelerin içme suyu barajlarını yakın takibe almaları, tasarruflu işletme ve kullanma yönünde azami dikkat göstermeleri gerekiyor. Mevcut depolanmış suların daha dikkatli kullanılması yönünde tedbir almalı, halk su kullanıma konusunda bilinçlendirilmeli. Mevcut su rezervleri kurak döneme hazırlık maksadıyla daha da artırılmalı. Aynı şekilde hidrolik enerji barajlarının işletilmesinde de kurak dönem dikkate alınarak değerlendirme yapılmalı.
Kaynak : Akşam – 14 Kasım 2011
IPCC Raporu : Felakete hazır olun
Türkiye’nin de yer aldığı Güney Avrupa son derece yakıcı sıcak dalgalarına yakalanacak. Kuzey Afrika’da kuraklık daha da yaygınlaşacak. Küçük ada ülkelerini deniz yutacak. Asya ve Afrika kuraklık ve fırtınalarla yaşanmaz hale gelecek. Bunlar kehanet değil, BM’nin bugüne kadar hazırladığı en kapsamlı ve ciddi iklim raporundan basına sızan bilgiler…
Fransız Haber Ajansı AFP, 194 ülkenin üye olduğu BM’ye bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Raporu Paneli’nin (IPCC) hazırladığı taslak raporun özetini dünyaya duyurdu. Taslak rapor, iklim değişikliğinin aşırı hava olayları üzerindeki etkisine dair en kapsamlı inceleme özelliğini taşıyor.
20 sayfalık taslak, “politika yapıcılar için özet” mahiyetinde ve hortumlar, sıcak dalgaları, tufansı yağmurlar kuraklık gibi olayların dünyayı dengesiz bir biçimde vuracağına işaret ediyor. Özet taslak Uganda’nın başkenti Kampala’da bugün başlayacak altı günlük IPCC toplantılarında incelenecek. En kötü senaryo bazı bölgelerdeki insan yerleşimlerinin yeryüzünden silineceği yönünde. Raporda, “Felaketler daha büyük şiddette ve daha sık cereyan ettiği takdirde bazı yerlerde yaşamın sürdürülmesi imkansız olacak. Bazı durumlarda göç kalıcı olacak ve yeni iskan bölgeleri için baskı yaratacak. Bazı mercan adaları sakinleri için göç kaçınılmaz olacak” ifadeleri yer alıyor. Üç yılda hazırlanan ve aslı 800 sayfa olan rapor binlerce bilimsel çalışmanın bir sentezi.
Şiddet ve sıklık artacak
Küresel ortalama sıcaklık sanayi öncesi dönemlere göre yaklaşık 1 derece yükselmiş durumda. 1 derece ısınma küresel ölçekte büyük bir etkiyi ifade ediyor. Çünkü 1 derecelik küresel ısı artışında, bizim yaşam ortamımızın ısısı minimum 3 kat artıyor. Küresel ısının 2100 yılına kadar ise 1-5 derece arasında daha yükselmesi bekleniyor. Fakat bunun etkisi bölgelere göre değişik olacak.
İşte olacaklar
Avrupa, özellikle Türkiye’nin de bulunduğu Akdeniz halkası artan sıcaklar yüzünden daha büyük risk altında. 2003′te 70 bin ölüme yol açarak rekor kıran sıcaklıklar bu yüzyılın ortasında artık rutin haline gelecek.
Doğu ve güney ABD ve Karayipler daha çok yağmur ve hızlanan rüzgarların getirdiği fırtınalara maruz kalacak.
Anormal iklim koşulllarına maruz kalan yerlerde daha büyük nüfus sıklığı olacak. Emlak fiyatları fırlayacak ve yetersiz altyapı hasar riskini artıracak. 2005′te New Orleans’ı vuran Katrina kasırgası bunun en büyük örneği.
Küçük ada ülkeleri için en büyük tehdit yükselen deniz sularının istilası. Deniz suları kıyıları aşındıracak ve yeraltı sularını zehirleyecek. Üstelik bu riskin gerçekleşme olasılığı yüzde 90, yani kaçınılmaz.
Afrika’da milyonlarca kişi sürekli olarak gıda yardımına ihtiyaç duyacak. Afrika diğer kıtalara çok daha tehlikeli bir yer olacak.
Güney Asya ve Güneydoğu Asya’da yıkıcı yağmur fırtınaları ikiye katlanacak. Doğu Asya’da yüzyılın ortasında sıcaklık bugünkünden 2 derece daha fazla olacak. Bu da dayanılmaz bir nem yaratacak.
IPCC 2007′de Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştü. Halen satır satır gözden geçirilen taslak raporun nihaisi ise cuma günü dünyaya açıklanacak.
Kaynak : Sabah – 14 Kasım 2011
16.05.2011
Fransa kuruyor
Fransa Çevre Bakanlığı, ülke genelinde 28 bölgenin kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.
PARİS-Fransa Çevre Bakanlığı, ülke genelinde 28 bölgenin kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.
Bakanlık açıklamasında, mevsim normallerinin altında seyreden yağışlar nedeniyle, kuraklıktan etkilenen bölgelerde tarım mahsullerinin düşük olmasından endişe duyulduğu uyarısı yapıldı.
Valilere kuraklık tehlikesine karşı alınacak önlemlerle ilgili bir genelge gönderildiği belirtilen bakanlık açıklamasında, kuraklık sorununu değerlendirmek üzere, ilgili kurumların temsilcilerinin katılımıyla bir görüşme yapılacağı bildirildi.
Fransız Meteoroloji İdaresi’nin, önümüzdeki haftalar içinde ülke genelinde fazla yağış öngörmemesinin de tarım sektörünü giderek endişelendirdiği bildirildi.
Tarım Bakanı Bruno Le Maire, geçen hafta Fransız çiftçilere yardım yapılması için AB’den talepte bulunmuştu.(aa)
13.05.2008
Dikkat; tsunami geliyor
Hazreti İbrahim'in torunu Yakup'un da ömrünün son yıllarında bir türlü bitmek bilmeyen kuraklığın yol açtığı kıtlık yüzünden oğullarının bazılarını Mısır'a gönderdiği anlatılır.
Kuraklığın daha sonra da hükmünü sürdürdüğü veya yeniden bölgeyi kasıp kavurduğu, Hazreti Musa'nın soyundan gelen Hazreti İlyas'ın İsrail Kralı Aşab'ı "Korkunç bir kıtlık başlamak üzere" diye uyardığı da metinlerde yer alır.
Son arkeolojik bulgularla kutsal metinlerdeki bu öykülerin efsane olmadığı, Harranlı Hazreti İbrahim ve sonrasında gerçekten müthiş kuraklığın yaşandığı kanıtlandı. Yale Üniversitesi'nin Ortadoğu arkeolojisi bölümünün başkanı Prof. Harvey Weiss'in Harran ile Habur arasındaki bölgede yaptığı araştırmalarla.
Kentler kaderine terk edildi
Bu bölge Milat' tan önce 2200 ile 1900 arasında öylesine korkunç bir kuraklığın pençesine düştü ki, balta girmemiş ormanlar birkaç yılda çöle dönüştü. On binlerce kişiyi barındıran kentler kaderine terk edildi. Çünkü insanlar ekmek ve su bulabilmek için başka diyarlara göç ettiler.
Araştırmalara göre, bu tarifsiz kuraklığın nedeni Atlantik Okyanusu sularının soğumasıydı. Bu büyük ısı düşüşü nemi kuzeye çeken bir alçak basınç merkezi yaratmış, Akdeniz'in ve Ortadoğu'nun yağmur bulutlarını Atlantik'e sürüklemişti.
Günümüzde de böyle bir değişim var mı; henüz hiçbir uzman kesin bir görüş belirtemiyor (Tek istisna: ABD Savunma Bakanlığı'nın isteğiyle 2003 Ekim'inde hazırlanan raporda, ani iklim değişikliğinin, yani dünyanın birdenbire soğumasının kurak bölgelerden yaşanabilir yörelere çok yoğun göçlere yol açacağı, bunun da birçok devlet için çok ciddi ulusal güvenlik sorunları doğuracağı ayrıntılı olarak anlatılıyor.)
Evet, günümüzde de böyle "Ani" bir değişim var mı, oluşmak üzere mi; kimse yanıt veremiyor ama Güneydoğu Anadolu olağanüstü bir kuraklığın pençesinde kıvranıyor.
Hem de Adana'yı sellerin götürdüğü, Van'da kar yüzünden yolların kapandığı bir dönemde.
Adana ile Van arasındaki coğrafyada yer alan Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak, hatta Malatya ve Elazığ neredeyse bir damla yağmura muhtaç durumdalar. Daha kötüsü; hava tahmin raporlarına göre bölgede önümüzdeki günlerde, hatta haftalarda, hatta hatta aylarda da kim bilir belki yıllarda da ciddi bir yağış beklenmiyor.
Yine kitlesel göç tehlikesi
Saydığımız iller Türkiye'nin Konya Ovası'ndan sonra ikinci buğday ve arpa ambarı. Yine o iller Türkiye'nin mercimek üretiminin yüzde 90'dan fazlasını sağlıyor.
Yöre gazetelerinin görüşlerine başvurdukları çiftçiler, "Hayatlarında böyle bir kuraklık görmediklerini" anlatıyorlar. Çoğunun yaşı 60'ın epey üstünde. Yani, en azından son yarım yüzyılın en kurak dönemini yaşıyorlar.
Balta girmemiş ormanlarla kaplı Mezopotamya'yı çöle dönüştüren Hazreti İbrahim çağındaki uzun süreli kuraklık geri mi geliyor? Meteorologlar bu soruya da doyurucu bir yanıt veremiyorlar. (Tabii Pentagon'un yukarda sözünü ettiğimiz raporundaki bulguları bir yana bırakırsak.)
Ancak bölgeden gelen haberler "Alarm" zillerinin çalınmasını gerektiriyor: Denkler toplanmaya başlandı. Herkes göç hazırlığında. "Herkes" derken binler değil, on binler değil, yüz binlerce kişiyi kastediyoruz. Kim bilir belki de milyonları.
Uzmanların "Hidrolojik stres" dedikleri bir kitlesel çöküşten, Hazreti İbrahim dönemindeki gibi köylerin, kasabaların, hatta kentlerin bir anda boşalması olasılığından söz ediyoruz.
Yakup döneminde Mısır'a gitmişlerdi. (Şimdi kuraklık nedeniyle Nil'in de debisinin yüzde 95'ini yitirmesi olasılığından söz ediliyor.)
İlyas zamanında Lübnan'a akın etmişlerdi. (Günümüzde orası da suya muhtaç.)
Şimdi nereye gidecekler? Kuzey Irak'a mı? Güneydoğu'daki kuraklık orada da var. (Hatta 100 yıldır böyle bir kuraklığın görülmediği belirtiliyor.)
Hem sonra onlar artık yağmur değil; aş ve iş derdindeler. Göç yönleri belli: Akdeniz! Ege!
Yani? İstanbul, İzmir ve Antalya başta olmak üzere Akdeniz ve Ege kıyılarına "Tsunami" geliyor. Denizden değil, karadan. Hazır mısınız?
[Erdal ŞAFAK - Sabah]
7.03.2008
Ege'de Şiddetli Kuraklık Kapıda!
Devlet Su İşleri (DSİ) 21. Bölge Müdürü Halil İbrahim İndap, geçen yıl yaşanan kuraklık nedeniyle barajların doluluk oranlarının istenen seviyeye ulaşmadığını anımsatarak, sorumluluk sahasındaki barajların toplam su depolama kapasitesinin yaklaşık 2 milyar metreküp olduğunu, bu oranın yaklaşık 1 milyar 300 milyon metreküp olması halinde, Aydın, Denizli ve Muğla’da su sorununun yaşanmayacağını kaydetti.
Hayatımızda artık bol suyun olmadığını, çiftçiler başta olmak üzere herkesin bu duruma alışması gerektiğini kaydeden İndap, şunları söyledi:
“3 Mart itibariyle Işıklı Gölü Barajında geçen yılın aynı döneminde yüzde 60 olan doluluk oranı yüzde 56’ya, Adıgüzel Barajında yüzde 21 olan doluluk oranı yüzde 19’a, Topçam Barajında ise yüzde 33 olan oran yüzde 31’e düşmüştür. Bunun yanında bazı barajların doluluk oranları geçen yılın aynı dönemine göre artmış olsa da bunlar çok küçük artışlardır. Mumcular Barajında geçen yıl yüzde 29 olan doluluk oranı, yüzde 34’e çıkarken, Gökpınar Barajındaki doluluk oranı yüzde 58’le geçen yılki seviyesinde kalmıştır. Bu artışlarla ihtiyacın karşılanması mümkün değildir. Üzülerek söylüyorum ama geçen seneki tablo ile karşı karşıyayız.”
EKİM-ARALIK AYLARINDA YAĞIŞ DÜŞTÜ
Aydın Meteoroloji Müdürü Mustafa Yılmaz da, küresel ısınmaya bağlı olarak yağış rejimlerinin değişmeye başladığını belirterek, Ege Bölgesine önceki yıllarda yağışların uzun süreli ve bol miktarda yağdığını, son bir kaç yıldır ise bu durumun bol miktarda ama kısa süre olarak değiştiğini söyledi.
Geçen yıl Aydın için özellikle yaz aylarının kurak geçtiğini bildiren Yılmaz, “Kurak bir yaz geçirmemize rağmen yıl içinde toplam 630 kilogram yağış alarak, uzun yılların yıllık ortalaması olan 635 kilogramı yakaladık. Kuraklığa rağmen yıllık yağış ortalamasını yakalamamızda 15 Ekim - 15 Aralık dönemindeki yağışlar etkili oldu. Bu dönemde 470 kilogram ile normalde 8 ayda aldığımız yağışı iki ayda almış olduk. O yağışlar olmasaydı bugün çok ciddi kuraklık yaşıyor olacaktık” dedi.
Ege bölgesinin kıyı kesimlerinin en çok yağış aldığı dönemin Ocak ayı olduğunu bildiren Yılmaz, şöyle devam etti:
“Aydın ve çevresinin uzun yıllar Ocak ayı yağış ortalaması 110 kilogram. Ama biz bu yılın Ocak ayında 26 kilogram yağış alabildik. Yine uzun yıllar şubat ayı ortalamamız 95 kilogram ölçülürken, biz geçen ay sadece 20 kilogram yağış alabildik. Bölgemizin yağış rejimini de göz önünde bulundurursak bundan sonraki ayların çok yağışlı geçeceğini söyleyemeyiz. Mart ayından itibaren Aydın’daki yağış rejimi lokal bir karaktere bürünüyor. Bu aydan sonra havadaki yükselmenin de etkisiyle yağış daha iç kesimlere yağıyor. Bu nedenle yaz ayları yaklaştıkça bölgemizin yağış alma ihtimali de azalıyor. Şimdiye kadar yetersiz aldığımız yağışlar nedeniyle bölgemizde etkili bir kuraklığın yaşanması bu yıl da söz konusu.”
[Ntvmsnbc]
29.10.2007
Yozgat'ta su tükendi kara göründü
Başer, "Kirazlı ve Cevdet Dündar göletlerinde biriken suyu takviye olarak kullanıyoruz. Şebeke suyumuzu Arapseyfı'deki kuyulardan karşılıyoruz. Göletlerde su kalmadı, Arapseyfı'deki kuyularda seviye düştü" dedi. Halkın su ihtiyacını karşılamak için yeni arayışlara girdiklerini kaydeden Başer, "şebeke suyunun karşılandığı Arapseyfi'de yeni kuyular açarak açığı kapattık. Açtığımız yeni kuyulardan saniyede 7 litre su alabiliyoruz. Şebekeye saniyede 220 litre debide su veriyoruz" diye konuştu.
YAĞIŞ BEKLENTİSİ
Başer, suyun tamamen çekildiği Kirazlı Göleti'nde başlatılan temizlik çalışmalarının devam ettiğini anlattı. Zemini temizleyerek yağışlarda göle-tin daha fazla su tutması için çaba sarf ettiklerini belirten Başer, "Her şeye rağmen şebeke suyunda kesinti uygulamadık. Halkımız tasarruflu tüketim yaptığı süre içerisinde de buna ihtiyaç duymayacağız. Kış aylarında beklediğimiz yağış gelirse sorun olmayacak" diye konuştu.
MUSABEYLİ PROJESİ
Başer, Yozgat'ın su sorununu çözecek olan "Musabeyli Projesi" ile ilgili çalışmalarda sona gelindiğini ifade etti. Başer, Musabeyli Göleti'nden temin edilecek suyla Yozgat, Sorgun ve Organize Sanayi Bölgesi'nin su ihtiyacının karşılanacağını söyledi.
[Birgün]
26.10.2007
Atatürk’ün barajı kuraklığın pençesinde
BURSA - Bursa Ovası’nın 1. derecede verimli tarım arazilerinin bulunduğu Kestel ve Gürsu ilçeleriyle Barakfakih beldesi ve bağlı köylerin sulama ihtiyacını karşılayan Gölbaşı Barajı’nda, su seviyesi önemli ölçüde düştü. Baraj suları eski yatağından yüzlerce metre çekilirken, geride çatlamış topraklar kaldı. Çevredeki köylüler, bir zamanlar sularla kaplı baraj yatağında, şimdi sürülerini otlatıyor.
Haberin devamı
Aksu Deresi’nin beslediği barajın rezerv sularının genişletilmesini isteyen Kestel Ziraat Odası, bu kapsamda Uludağ’ın kuzey yamaçlarından çıkan Deliçay’ın, Gölbaşı Barajı’na bağlanmasını talep ediyor.
’TARIM İHMAL EDİLDİ, ÜRETİCİ KÜSKÜN’
Kestel Ziraat Odası Başkanı Fevzi Fırtına, meyve ve sebze üretiminin yanı sıra fidancılık ve süs bitkisi yetiştiriciliği yapılan bölgeden, önemli ölçüde ihracat yapıldığını ve döviz girdisi sağlandığını söyledi.
Bölgenin sulama ihtiyacını karşılayan Gölbaşı Barajı’nda, kuraklık yüzünden suların endişe verecek ölçüde çekildiğini belirten Fırtına, Baraklı beldesiyle Dudaklı, Adaköy, Ağaköy, Cambazlar ve Kazıklı köylerinde sulamada büyük sıkıntılar yaşandığını, hatta tankerlerle sulama yöntemine başvurulduğunu anlattı.
Sıkıntının aşılması için barajın rezerv sularının genişletilmesi gerektiğini, bu çerçevede Deliçay’ın sularının baraja bağlanması için 15 yıl önce DSİ’ye başvuruda bulunduklarını dile getiren Fırtına, “Önlem alınmazsa bu bölgelerimiz çok ciddi zararlar görecektir. Üretici tedirgin, gelecek yıllar için önlem alınması kaçınılmaz oldu. Bursa Ovası dünyanın en verimli ovalarından biriyken, bunu çöle dönüştürmenin anlamı yok. Bu son yağmurlar yağmasıydı, bırakın meyvesini almayı ağaçlar kuruyacaktı. Tarım ihmal edildi, üretici çok tedirgin ve küskün. Keşke bizim söylediklerimiz doğru çıkmasaydı.”
[NTVMSNBC]
24.10.2007
Kuş cenneti, ıssız kaldı
Kuş cennetinde suyun çekilmesiyle çevreye kötü kokular da yayılmaya başladı. Bu kokuların, çevredeki su birikintilerinden ve kuş pisliğinden kaynaklandığı bildirildi. Öte yandan, Çayırhan beldesi ile Davutoğ-lan köyü sınırları içinde yer alan geniş bir araziye sahip kuş cennetinde suyun çekilmesiyle bu bölge, çevredeki köylüler tarafından yaz ortalarında tarla olarak sürüldü.
Köylüler, sebze yetiştirdikleri kuş cennetinin verimli arazilerinden, ilk mahsullerini toplamaya başladı. Köylüler, yaklaşan kış mevsimine rağmen kuş cennetinin verimli topraklarından yararlanmak için ikinci kez mahsul ektiler. Ankara'nın Beypazarı ilçesinden geçen ve çevresine hayat veren İnözü Deresi'nin kuruması da bölgeyi olumsuz etkiledi. İnözü Deresi'nden tarlalarını sulayan Beypazarlı sebze üreticileri, bu yıl derenin kurumasıyla sulama yapamadıklarını söylediler. Karaleylek, bıyıklı doğan, küçük akbaba ve kuzgunun yaşadığı, bir çok kuşun üreme yeri olan İnözü Vadi-si'ne hayat veren İnözü Deresi'nin kuruması, yaban hayatını da olumsuz etkiledi.Bu bölgede yaşamlarını sürdüren su kuşları ve balıkçıllar, derenin suyunun çekilmesiyle başka yerlere göç etti.
[Birgün]
13.10.2007
Konya'da ekim dönemi geldi çiftçi hâlâ tarlaya inemedi
A - KONYA - Yaşanan kuraklık yüzünden rekoltede 40'a yaklaşan oranda kayıp yaşayan 'hububat ambarı' Konya'da, ekim dönemi gelmesine karşın çiftçi henüz tarlaya inemedi.
Konya Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Kara, dünyayı tehdit eden küresel ısınmanın yol açtığı kuraklığın, Türkiye'de en fazla Konya Ovası'nı etkilediğini söyledi. Ürünlerin tarlada yandığını, çiftçilerin beklediğini alamadığını ifade eden Kara, "Konya'da normalde 2 milyon 400 bin ton buğday, 1 milyon 400 bin ton arpa alınması gerekiyordu. Ancak kuraklık yüzünden yüzde 40 kayıp yaşandı. Hububatta yaklaşık 1.5 milyon tonluk bir kayıp var" dedi. Kara, bunun sadece buğday satışı olarak bakıldığında çiftçinin toplam zararının 750 milyon YTL olduğunu vurgulayarak, farklı sanayi dallarında üretim ele alındığında ise zararın milyarlarca YTL anlamına geleceğini söyledi. Çiftçinin tarladan ürün kaldıramaması yüzünden borçlarını ödeyemediğini ve adeta köşeye sıkıştığını belirten Kara, şunları kaydetti: "Orta Anadolulu çiftçi, çözüm yolu bekliyor. Sertifikalı tohum desteğini, doğrudan gelir desteğini ve kuraklık yüzünden verilmesi planlanan hasar desteğinin ödenmesini bekliyor. Çiftçi zaten borçlu. Borcunu ödeyemediği, yeniden borçlanamadığı için mazot, gübre ve tohum temin edilemiyor. Bunlar olmayınca çiftçi tarlada ne yapsın? Ekim ayındayız, ekim dönemindeyiz ancak çiftçi tarlaya inemediği için tarlalar halen boş duruyor. Bu durum ülke ekonomisi için risktir." Kara, ekim ayının 20'sine kadar ekim yapılması gerektiğini vurgulayarak, "Bundan sonraki her geçen gün rekolte kaybı demektir. Böyle giderse önümüzdeki yıl Konya, hububat ambarı özelliğini kaybedecek. Ekim, 20'sinden sonraya kalırsa kuraklığın da etkisiyle Konya, gelecek yıl daha büyük rekolte kaybı yaşayacak" dedi. Şu andaki kısır döngüden çıkılması gerektiğini belirten Kara, "Bunun için çiftçinin desteklenmesi gerekiyor. Destek ve hasar paraları ödenmiş olsa çiftçi tarlaya inecek. Tarlaların boş kalmaması için acele edilmesi gerekiyor. Çiftçiyi tarlasına küstürmemeliyiz" diye konuştu.
Narenciyeci de umutsuz
Öte yandan Antalya İl Tarım Müdür Yardımcısı Mehmet Yoran, kuraklık nedeniyle narenciye üretiminde geçen yıllara oranla yüzde 10 verim düşüşünün yaşanabileceğini açıkladı. 2006'da 152 bin 79 dekarlık alanda portakal üretimi yapıldığı ve 450 bin 500 ton ürün elde edildiğini de belirten Yoran, yaş meyve ihracatında ilk sırayı kiraz ve vişnenin aldığını, yaş sebzede ise domates, biber, hıyar, mantar ve soğan, narenciyede ise limon, mandalina, portakal greyfurtun ilk sıralarda yer aldığını söyledi.
[Radikal]
10.10.2007
Gelecekte daha da kurak Avustralya
Hükümet destekli Ulusal Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Kurumu'nun önde gelen bilimadamlarından biri olan Dr. Wenju Cai, güneybatı ve güneydoğu Avustralya'daki yağış miktarlarındaki gelecekte olacağı tahmin edilen düşüşlerin karbon dioksid salınımındaki artış durdurulursa durabileceğini, fakat tam bir iyileşme yaklaşık 600 yıl alacağını söyledi.
[Planet Ark]
5.10.2007
Konya’nın yeraltı suyu tükeniyor
KONYA - Önceki yıllarda 200 metrede su kaynağına ulaşılan Konya’da, bu sınır 980 metreye kadar düştü. Uzmanlar yağış olmaması halinde, yeraltı kaynaklarının da tükeneceğini belirtiyor.
Türkiye’nin toplam yeraltı suyunun yüzde 40’ını barındıran Konya kapalı havzasına su seviyesi son 20 yılda büyük oranda düştü. Tuz, Beyşehir, Bolluk, Kulu ve Düden gölleri ile akarsulardaki su seviyesi her geçen gün azaldı.
Kurak geçen bir yıl, bilinçsiz sulama ve tüketim, su kaynaklarını neredeyse yok etti. Şimdi Konya’da umutla sonbahar yağmurları bekleniyor..
Konya’da sadece yerüstü suyu değil yeraltı su kaynaklarında da ciddi oranda azalma oldu.
Önceki yıllarda sondaj yapıldığında 200 metrede su kaynağına ulaşırken şimdi Konya kent merkezinde suya ulaşmak için 980 metreye inmek gerekiyor..
Konya Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Tahir Nalbantçılar, “Niteliksiz suların kent yerleşim alanındaki içme kullanma kuyularına doğru gelmesi, zaman içerisinde, kullanılabilir nitelikteki suların yerini bu suların alması demektir. Bunun sonucunda bizim içme ve kullanma amaçlı olarak bu suları kullanma imkanımız kalmayacak. Ya arıtılarak bunun kullanılması söz konusu olacak. Ya da başka sondajlardan çekilen suların bu alanlara verilmesi gerekecek” dedi.
Uzmanlar bu seviyede suyun bitmesi durumunda Konya’nın susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını ifade ediyor..
[NTVMSNBC]
19.09.2007
Milyonlarca kişi ölebilir
BM'nin Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli'nden Profesör Martin Parry, bu ölümlerin iklim değişiminden kaynaklanacak sel, açlık ve kuraklık felaketleriyle meydana geleceğini söyledi.
Profesör Martin Parry, BBC'ye verdiği mülakatta dünyada ortalama sıcaklık artışını 2 dereceyle sınırlandırmak isteyen AB'nin başarı şansının çok düşük olduğunu belirtti.
Profesör Parry'ye göre atmosferde uzun süredir varolan karbon gazları yüzünden dünyanın ısınmaya devam etmesi kaçınılmaz.
BM uzmanına göre bu hedefe ulaşılsa bile, 2 derecelik bir artışın doğa üzerinde çok ciddi etkileri olacak.
Parry'nin başkanı olduğu BM panelinin 2 numaralı çalışma grubu, bugün bin sayfalık raporlarını Londra'da tanıttı.
Raporda Afrika, Asya'daki büyük delta ovaları ve Kuzey Kutbu'nun iklim değişiminden en büyük zararı görecek bölgeler olduğu vurgulanıyor.
'Kyoto yok gibi'
BM uzmanına göre dünyada karbon gazı salımı, Kyoto Anlaşması sanki hiç yapılmamış gibi sürüyor.
İklim değişimi konusundaki tahminlerin henüz tam olarak kesin olmadığını kabul eden uzman, yine de dünyanın kitlesel ölümlere doğru gittiğini söyleyebileceğimiz görüşünde.
Buna göre 2050 ya da en geç 2080'e dek yaşanacak sel, açlık ve kuraklık felaketlerinde en büyük darbeyi en yoksullar alacak.
Martin Parry'ye göre bu dönemde canlıların dörtte biri ila üçte biri yok olabilir.
Parry hükümetlere, insanların felaketlere hazırlanmalarına yardım edecek planları hemen yapmaya başlamaları çağrısında bulundu.
[BBCTürkçe]
21.08.2007
Kuşlar Anadolu'ya küstü
Son 40 yılda 1 milyon 250 bin hektarlık sulak alanın yok olduğu Türkiye’de çok sayıda türde binlerce kuşa ev sahipliği yapan Hotamış, Eşmekaya, Ereğli Sazlıkları ile Akşehir, Eber, Meke ve Suğla Gölü’ne kuşlar uğramaz oldu.
Dernek ve vakıfların değerlendirmelerine göre kaybedilen sulak alan Marmara Denizi büyüklüğü kadar, Van Gölü’nün 3 katı ya da Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nün 25 katı oranında sulak alana eşdeğer tutuldu.
Özellikle sulak alan miktarı ile Türkiye’de ve dünyada önemli konumda bulunan Konya Kapalı Havzası’nda sulak alanlar zamanla kururken, çok sayıda türde kuş bölgeye adeta küserek uğramaz oldu.
1994 ve 1995 yıllarında 350’şer ton sazın kesildiği, 1985 yılında 16 bin hektarlık alana sahip Hotamış Sazlığı, 1990’lı yıllardaki sayıma göre çok sayıda çiftte küçük karabatak, küçük balaban, alaca balıkçıl, çeltikçi, yaz ördeği, Macar ördeği, dikkuyruk, bataklık kırlangıcı, büyük cılıbıt, mahmuzlu kızkuşu, paspaş patka, dikkuyruk, uzunbacak, büyük ak balıkçıl, elmabaş patka, saz delicesi, tepeli pelikan türlerine ev sahipliği yaptı.
Tarımsal sulama adeta sazlığın sonunu getirdi ve 1990 yılında 8 bin hektara kadar küçülen sazlık 1996 yılında birkaç yüz hektara geriledi ve sonunda kurudu. Şimdi su birikintisinin bile bulunmadığı sazlıklara kuşlar uğramıyor.
Dünyanın “Nazar Boncuğu” olarak nitelendirilen 5 milyon yıllık eşsiz güzellikteki Meke Gölü’ne henüz birkaç yıl öncesine kadar sakarmeke, yeşilbaş, angut, kızılbacak, uzun bacak, kızkuşu, kuyruksallayan ve flamingo gibi 100’ün üzerinde türde binlerce kuş geliyordu. Gölün suyun çekildi, bataklığa döndü ve bölgeye küsen kuşlar artık gelmiyor.
1982 yılına kadar 37 bin hektarlık alana sahip olan ve bu tarihten sonra besleyen kaynaklarının üzerine barajların kurulması üzerine kuruma sürecine giren ve son birkaç yıldır tamamen kuruyan Ereğli Sazlığı (Akgöl), uzun yıllar küçük karabatak, ak palikan, tepeli pelikan, alaca balıkçıl, çeltikçi, kaşıkçı, flaminogo, yaz ördeği, macar ördeği, paspaş patka, dikkuyruk, küçük kerkenez, kılıçgaga, bataklık kırlangıcı, büyük cıblıbıt, mahmuzlu kızkuşu, küçük sumru, turna, angıt, gri balıkçıl, boz kaz, sukuşu türleriyle kuş cenneti görünümüne sahipti. Bahar aylarında az miktarda suyun biriktiği Akgöl, son yıllarda kuşa hasret kaldı.
1990’lı yıllara kadar 11 bin 250 hektar sulan alana sahip Eşmekaya Sazlığı, baraj gölüne çevirme çalışmalarının başarısızlıkla sonuçlanması nedeniyle tamamen kurudu. Kerkenez, macar ördeği, çayır delicesi, mahmuzlu kızkuşu, sakarca, leylek, bataklık kırlangıcı, bozkır delicesi ve kır baykuşu sazılkalara tamamen küstü.
Akşehir ve Eber Gölleri, yıllarca ak pelikan, tepeli pelikan, küçük karabatak, alaca balıkçıl, çeltikçi, kaşıkçı, sakarca Macar ördeği, paspaş patka, gülen sumru ve uzun bacak türlerine ev sahipliği yaptı. Sulak alanı 350 kilometrekareden 10 kilometrekareye kadar düşen Akşehir Gölü ile suları çekilen Eber Gölü’ne kuşlar uğramaz oldu.
TUZ VE BEYŞEHİR GÖLÜ’NDE KUŞLAR AZALIYOR
Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nde de sularının çekilmesi nedeniyle kuş sayısı giderek azalıyor. Macar ördeği, elmabaş patka, sakarmeke sayısının azaldığı gölde önceden kuluçkaya yatan tepeli pelikan, karabatak, gece balıkçılı, küçük ak balıkçıl türlerine hiç rastlanmıyor.
Kapladığı alan 260 bin hektardan 130 bin hektara kadar düşen Tuz Gölü’nde de önemli kuş türlerinin sayısında azalmalar gözleniyor. Flamingoların en önemli üreme alanlarının başında gelen Tuz Gölü’nde 1992 yılında yapılan sayımlarda 14 bin çift flamingo bulunurken, 2005 yılında sayı 11 bin 500’e kadar indi. Bu kuşlar artık besleyebileceği sayıda yavru yapıyor.
Türkiye’de son olarak sadece Tuz Gölü’nde 2002 yılında görülen mezgeldek kuşuna artık rastlanmazken, 1989’da 57 bin olan sakarca sayısı 2005’te 263’e, 1989’da 60 bin olan sukuşu ise 2005’te bin 424’e düştü.
Kaşıkçı, kılıçagaga, Akdeniz martısı, gülen sumru, cılıbıt, ince gagalı martı, karabaş martı, suna, uzunbacak, kızılbacak, kaşıkçı, kılıç gaga, Akdeniz martısı, gülen sumru, flamingoya ev sahipliği yapan Bolluk Gölü’nde de kuşlar azalıyor. Hızla tatlı su bataklığına dönüşen gölü kirlilik tehdit ediyor. Yakında buraya da kuşlar hiç uğramayacak.
Kılıç gaganın kuluçkaya yattığı, çok sayıda kışlayan sukuşunun bulunduğu Tersakan Gölü’nü de yazları kuruduğu için kuşlar tamamen unuttu. Göl çevresini rüzgar erozyonu tehdit ediyor.
Son 35 yılda kapladığı alan 830 hektardan 400 hektarın altına inen Samsam Gölü’ne yıllarca kılıçgaga, ince gagalı martı, Akdeniz martısı, gülen sumru, sukuşu ve turna geldi. Ekolojik dengenin bozulduğu gölde kuş görebilmek şans haline geldi.
Dikkuyruk, küçük kerkenez, kara boyunlu batağan, alaca balıkçıl, çamurcun, elmabaş patka, sakarmeke, bıyıklı sumru ve flamingoya ev sahipliği yapan Kozanlı Gölü’nün, 50 hektarı su ve büyük bölümü bataklık olmak üzere 650 hektarlık biri alanı bulunuyor. Aşırı kirlenme ve rüzgar erozyonu bölgeye gelen kuşları rahatsız ediyor.
Yaz ördeği, Macar ördeği, paspaş patka, dikkuyruk, kılıçgaga, büyük cılıbıt, Akdeniz martısı, gülen sumru, batağan, angıt, dikkuyruk, uzunbacak, kılıçgaga, akça cılıbıt, sakarcanın önceden çok sayıda bulunduğu Kulu Gölü’nde kirlilik ciddi boyutlara ulaştı. Göldeki kuş sayısı ciddi boyutlarda azaldı ve tamamen yok olmak üzere...
Bir zamanlar göl iken çok sayıda türde binlerce kuşun geldiği Suğla Gölü, DSİ tarafından depolama haline getirildikten sonra özelliğini yitirdi. Şimdi bölgeye hiç kuş gelmiyor.
İNSANLAR DA GİDECEK
WWF-Türkiye yetkilileri, kuruyan sulak alanları önce kuşların terk ettiğini belirterek, “Dünyada ve Türkiye’de benzerlerini görüyoruz. Önce kuşlar sonra insanlar terk ediyor. Konya Kapalı Havzası’ndaki birçok sulak alana kuşlar artık küstü, gelmiyor. Bundan sonra insanlar terk edecek” dedi.
[NTVMSNBC]
20.08.2007
Bir zamanlar cennetti
Doğal güzelliğiyle her yıl 250 türden 3 milyon göçmen kuşu ağırlayan Manyas, kuraklığın bedelini ağır ödüyor. Suların devamlı çekilmesi sonucu 600 metre uzunluğundaki Taş İskele ile gölde bırakılan kayıklar, zemini midye kabuklarıyla kaplı olan kurak arazide ürkütücü bir görüntü oluşturuyor.
Karabataklar, gri balıkçıl, kaşıkçı, pelikan gibi göçmen kuşların yuva yapacakları göl içerisindeki ağaçlar, suların çekilmesiyle ortada kaldı. Manyas Kuş Cenneti'nde her yıl ağustos sonu, eylül başında göç eden kuşlar, bölgeyi ilk kez bir ay erken terk ederken, yeterince beslenemeyip telef olan kuşlar ise vahşi hayvanlara yem oldu.
Toplam 64 hektarlık alana sahip Manyas Kuş Cenneti, 1959 yılında Bakanlar Kurulu tarafından milli park olarak ilan edilmişti. Ramsar Sözleşmesi kapsamında tutulan Manyas Kuş Cenneti, 1976 yılında Avrupa Konseyi tarafından A sınıfı diplomayla ödüllendirildi. Manyas Kuş Cenneti'nin her beş yılda bir yenilenen A sınıfı diploması, 2001 yılında ilk kez çevre kirliliği nedeniyle askıya alınmıştı.
Gerekli önlemlerin alınması sonucu diploma geçen yıl yenilenmişti. Ancak Manyas, kuraklığın devam etmesi halinde üç yıl sonra diplomasının iptal edilme tehlikesiyle karşı karşıya.
[Radikal]
18.08.2007
Eber Gölü’nün dibi göründü
AFYONKARAHİSAR - Küresel ısınma, çöl sıcakları ve kuraklıktan etkilenerek kuruma noktasına gelen göller arasına Eber Gölü de katıldı. Göl kıyısında kurumuş çorak toprakların arasında kalmış çürümüş kayıklar ve bir zamanlar balıkların tutulduğu bölgede şimdi inekler geziyor.
Yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapan ve kuş cenneti olarak adlandırılan, derinliği 21 metreye kadar ulaşan Eber Gölü’nde su seviyesi 1-2 metreye kadar düştü. Eber’de şimdilerde sadece tarla kuşları görülüyor. Sazlıkların kuruduğu gölde sular çekildikçe balık ölümleri de başladı.
Devlet Su İşleri 18. Bölge Müdürlüğü verilerine göre, 215 bin metreküp su hacmi olan Eber’de şu an sadece 5 bin 648 metreküp su bulunuyor.
Küresel ısınma nedeniyle yıllardır küçülen Eber Gölü, bir zamanlar kıyısının bulunduğu Derekarabağ köyüne, sularının çekilmesi sonucu bugün kilometrelerce uzakta kaldı. Derekarabağ köyünde bir zamanlar göle sıfır evlerin önünde kalan kayıklar, durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.
GÖL BİTİNCE FABRİKA DA BİTTİ
Derekarabağ köyü Muhtarı Mevlüt Sönmez, gölün kurumasının bir çok konuda kendilerini olumsuz etkilediğini belirterek, “Kağıt fabrikamız vardı. Göl bitince fabrika da bitti. Fabrikada işlenecek bir şey kalmadı. Biz kamış ve yastıkotu biçip, balıkçılık yapıyorduk. Eber Gölü’nde su olmadığı için hiçbir şey yetişmiyor şimdi” diye konuştu.
[NTVMSNBC]
12.08.2007
Çevre örgütleri: 'Su yasası' acil çıkartılmalı
Biz su zengini değiliz!
Çamaşır makinesine bir gün mola
* Türkiye Yeşilleri 2005'ten beri 'İklim değişikliğini durdur, yaşamı sürdür' kampanyası sürdürüyor. 'Acil eylem planı' şöyle: "Türkiye Kyoto Protokolü'nü derhal imzalamalı. Kömürlü termik santral projeleri, sera gazı salınımına neden olan sanayi tesisleri arasındaki çimento fabrikası yatırımları, nükleer santral iptal edilmeli. Ulaşımda motorlu taşıtlar yerine toplu ulaşım, raylı sistemler, bisiklet ve yürümeye dayalı politikalar geliştirilmeli.
[Radikal]
11.08.2007
Dünyanın suyu tükeniyor
Birleşmiş Milletler'in "Dünya Su Gelişim Raporu" ile çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, dünyanın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı son yüzyılda 0,6 derece arttı. Buna petrol ve kömür gibi yakıtlardan çıkan gazlar ile diğer sanayi ve atık gazlarının etki yaptığı belirtildi. Son 12 yılın 11'i sıcaklıkların kayıt altına alınmasından bu yana kaydedilen en sıcak yıllar arasında oldu. Dağlarda görülen buzullar ve kar örtüsü azaldı, uydularla deniz seviyesinde yükselmenin hız kazandığı gözlendi. Daha yoğun ve uzun süreli kuraklıklar gözlendi. Büyük buz kütlelerinin derinliği ve yoğunluğu azaldı.
Tahminlere göre, yüzyılın sonuna kadar dünya 1,8 ila 4 derece arasında ısınacak, deniz seviyeleri 28 ila 43 santimetre yükselecek, buzulların tamamı yüzyılın ikinci yarısında eriyecek, bu durum iklim değişiklikleri ve tropikal fırtınaların yoğunluğunda artışa neden olacak. Dünya 2 derece daha ısındığında su sıkıntısı başlayacak, Kuzey Amerika'da kum fırtınaları tarımı yok edecek, deniz seviyesi yükselecek. Peru'da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek, mercan kayalıkları yok olacak, gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30'u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.
Isı 5 derece arttığında denizler 5 metre yükselecek, dünyanın yiyecek stokları tükenecek. 6 derece arttığında ise göçler başlayacak. Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek. İklim Değişikliği 2007 raporuna göre, Avrupa'daki son iklim değişikliğinin doğal ve yönetilen ekosistemlere, buzullara ve insan hayatına çok geniş etkileri oldu. Gelecekte tüm Avrupa ani bastıran sellerin, Orta ve Doğu Avrupa karlarının erimesiyle oluşacak sellerin, Güney Avrupa orman yangınlarının ve kıyı şeritleri su baskınlarının tehdidini hissedecek. Orta ve Doğu Avrupa'da su sıkıntısı ortaya çıkacak. Avrupa'nın tarım, ormancılık, turizm ve enerji üretimi gibi sektörleri başta olmak üzere tüm ekonomisi olumsuz etkilenecek.
1,2 milyar insanın içecek suyu yok
Dünya nüfusunun yüzde 40'ı su sıkıntısı çekiyor. Kirli suların yol açtığı hastalıklardan her yıl 2,2 milyon insan, her 8 saniyede bir bebek ölüyor. Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde. Bu ülkelerde su kaynaklı rahatsızlıklar hâlâ hastalıkların temel nedeni olmayı sürdürüyor. Milyonlarca insan ''sadece el yıkamak'' gibi temel hijyenik bir pratikle bile bu rahatsızlıktan kurtulabilecekken, bu sorun çözülemiyor. Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat, su tüketimi ise 6 kat arttı. Avrupa'da kişi başına günde 160 litre su tüketilirken, bu oran Somali'de 5-10 litre ve suya ulaşmak için kilometrelerce yol kat edilmek gibi bir zorunluluk var. 1,2 milyar insanın içecek suyu yok. Dünya tarım alanlarının yüzde 70'i çölleşme tehlikesi altında. 2032'de dünya nüfusunun yarısı içecek su bulamayacak.
[Zaman]
10.08.2007
Beyşehir gölü tarla oldu
Sularının çekilmesiyle bölge, köylülerce tarla olarak değerlendirilmeye başlandı. Köylüler, traktörlerle sürdükleri arazide yazın tarım yapacaklarını belirterek, tarım yapmamaları halinde verimli toprakların yaban otlarıyla kaplı hale geleceğini söyledi. Tarımsal sulama ve küresel ısınma, son 15 yılda Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü'nde de suyun metrelerce çekilmesine sebep olurken suyun çekildiği alanlarda tarım ürünleri yetiştiriliyor.
Ankara, Beyşehir, aa
[Zaman]
7.08.2007
Atatürk Barajı'nın seviyesi bir Keban'ınki beş metre düştü
ANKARA - Türkiye'de etkili olan kuraklığa bağlı olarak bazı barajlarda su seviyesi kritik seviyeye inerken, bazı barajlarda su seviyesindeki düşüşe rağmen üretim tam kapasite sürdürülmeye çalışılıyor.
Kuraklık, Manisa'daki Demirköprü Santralı'nda enerji üretimini yarıya düşürdü. Su seviyesi artmazsa, gelecek yıl barajdan tarım amaçlı su verilmeyecek. Bölgede yağış miktarı geçen yıla göre yüzde 55 düştü.
GAP Bölgesi içerisinde yer alan Keban Baraj Gölü'nde su seviyesi, geçen yıla göre 5 metre, Atatürk Baraj Gölü'nde 1 metre düştü. Karakaya Baraj Gölü'nde ise su seviyesinde herhangi bir değişiklik olmadı.
Keban'da su seviyesi 835.81, Atatürk Barajı'nda 534.16 metre. Yıllık elektrik üretim kapasitesi 10 milyar 800 milyon kilovatsaat olan Atatürk Barajı'nda elektrik üretimi için su kodunun 526, yıllık kapasitesi 6 milyar 600 milyon kilovatsaat olan Keban Barajı'nda ise elektrik üretimi için su kodunun 820 metre olması gerekiyor.
Eskişehir'de kurulu üç hidroelektrik santralında su sıkıntısı bulunmuyor. Adana'daki Seyhan ve Osmaniye'deki Berke barajlarının su tutma havzalarında, doluluk oranı yüzde 80 seviyesinde bulunuyor.
Kuzeydoğu Anadolu 'doldu'
Diyarbakır'da Kralkızı Baraj Gölü'ndeki doluluk oranı yüzde 55, Batman'da yüzde 62, Karakaya'da yüzde 84 ve Dicle Baraj Gölü'ndeyse yüzde 79 civarında. Barajlardaki elektrik üretiminde de azalma olmadı. Kuzeydoğu Anadolu'daki barajlarda su seviyesi geçen yıla oranla arttı. Gaziantep, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Kilis'te de bazı barajlardaki düşüşlere rağmen, elektrik üretiminde sıkıntı olmadığı belirtildi.
Kaynak: AA
5.08.2007
Göllerde seviye alarmı
AA - TRABZON/BOLU/KONYA - Kuraklık sonucu Türkiye'nin dört bir yanından gölleri kuruduğu haberleri geliyor. Bolu'ya 12 kilometre uzaklıktaki Gölköy Baraj Gölü'nün dibi göründü. Bolu Ovası'nda yaklaşık 9 bin hektarlık tarım alanının sulanmasında kullanılan gölün 18 metre derinliğindeki su seviyesi sekiz metreye kadar düştü. Gölün sadece orta kısmında su kaldı.
Çakırgöl kuruyor
Gümüşhane il sınırları içinde yer alan Çakırgöl Dağı'nın kuzey eteklerinde, denizden 2 bin 504 metre yükseklikte yer alan Çakırgöl kuruyor. Yetkililer, yaklaşık iki yıl öncesine kadar çevresindeki istinat duvarından taşan gölün, kuraklık nedeniyle küçülmeye başladığını belirtti.
Göller konusunda bir kötü haber de Konya'dan geldi. Konya İl Genel Meclisi Beyşehir Gölü Araştırma Komisyonu üyesi Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu, yağış durumu, buharlaşma ve su salımının bugünkü şekliyle devam etmesi halinde üç-beş yıl sonra Beyşehir Gölü diye bir şey kalmayacağını belirtti.
Beyşehir bataklık olacak
Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu, yağışların yetersizliği ve su salımının fazla olması nedeniyle Beyşehir Gölü alanının bugün 65 bin hektardan 50-55 bin hektara kadar düştüğünü söyledi. Babaoğlu, "Beyşehir Gölü'nün sorunlarına çözüm getirilmezse, birkaç yıl sonra gölün tabanını görmüş olacağız. Göl yerine bir bataklığımız olacak" dedi.
[Radikal]