savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.10.2008

"Bu Krizden Savaş Çıkabilir"

Prof. Dr. Erinç Yeldan'la yapılan Milliyet Gazetesinde yayımlanıp, Savaş Karşıtları sitesinde linki verilen röportajın detayları aşağıda, dikkatlice okunması gerektiği kanaatindeyim ;

"Büyük sermaye “Dünya ticaretini sadece ben yönlendireyim” diyor. Eğer kârlılığı kısıtlanırsa buradan tek çıkış yolu kalıyor; “düzeltici savaş.” Yoksa çok fazla sermayedar çok fazla üretim yapıyor ve bu borçlulukla da yeni bir talep yaratılamıyor. O zaman da bu iktisadi artığın bir savaşla veya bir başka yolla yakılması gerekiyor"

Dünya borsaları çöktü!
Krize dair-S.Özel
Bir liberal olarak özeleştiri-C.Ülsever

Devrim SEVİMAY / SORU-CEVAP

Kapitalizmin yapısından dolayı büyük sermayedarlar arasındaki çelişkiler o noktaya geliyor ki, birikimlerini sürdürebilmek için birbirlerinin sınırlarını yeniden çizmek durumunda kalıyor Finansal rant ve sermaye kârlılığının doyum noktasına ulaştığı 20'nci yüzyılın son çeyreğinde sistem sürdürülemez bir noktaya geldi. Bunu aşmak için tek çıkış yolu kalıyor; 'düzeltici savaş...'

Tarihin paraya para denmeyen bu döneminde kapitalizmin ne kötü bir şey olduğundan veya Karl Marx’ın ne de doğru laflar ettiğinden söz etmeye kalkana “dinozor”, en iyi ihtimalle “demode” gözüyle bakılırdı, ama özellikle son bir-iki aydır lafın dönüp dolaştığı yer burası oldu. ABD’deki kriz aslında zaten bal gibi bilinenleri bir daha konuşma fırsatı verdi insanlığa... Biz de doları, borsayı, enflasyonu en azından üç-beş soru kadarlık bir kenara koyup, “Bu yaşananın tarihteki anlamı ne”; onu anlamaya çalıştık. Ve böyle bir çaba için de elbette Marksist bir iktisatçıyı seçtik: Prof. Dr. Erinç Yeldan. Krizi iki yıldır yerinde gözlemle fırsatı da bulmuş olan Yeldan’ın bir sosyal bilimci olarak getirdiği yorumlar şöyle:

Kapitalizmin henüz alternatifi yok

- “Kapitalizmin sonuna gelindi” ifadesini siz de abartılı buluyor musunuz?

Kesinlikle abartılı bir ifade. Çünkü önce kapitalizmin sonunu getirecek bir alternatifin, bir toplumsal düzenin ortaya çıkması lazım. Böyle bir alternatif düzen ise halihazırda yok. Sovyet sisteminin 1990’da çöküntüye uğraması, kapitalizm sonrası toplum tahayyüllerinin somut olarak gerçekleştirilmesi konusunda bize henüz bir dayanak sunmuyor.

- Ama bu krizle birlikte bir şeyler de değişti; o değişen ne oldu sizce?
Biliyorsunuz, 1990’larda Francis Fukuyama teziyle “ideolojilerin sonunun geldiği” ilan edildi. Samuel Huntington da bu teze küresel bir boyut getirdi. Ona göre bundan sonra ideolojiler değil, medeniyetler çatışacaktı. Çelişkiler, çatışmalar yine olacaktı, fakat artık tek ideoloji vardı, o da serbest piyasacı, küreselleşmeci ideoloji. Şimdi bu kriz bu tezin özgüvenini temelden sarstı. Çünkü bu kriz, “piyasa ekonomisinin kendi kendini dengeye getireceği, denetleyebileceği, kendi kendine istikrarlı bir büyüme, kaynakların dağılımında istikrar ve verimlilik sağlayacağı” konusundaki bütün ezberleri bozdu.

Ama “Washington mutabakatı” çöktü

- Peki şu cümleyi sarf edebiliyor muyuz: “Fukuyama’nın tarihi yanılgısı!”

Ben sadece Fukuyama’yı manşete çıkarmak istemiyorum, ama doğrudan doğruya “Washington mutabakatı” diye anılan “piyasa her türlü sorunu çözer; istikrarlı ve etkin bir şekilde kaynak dağıtır; müdahaleci devletin iktisatta, ekonomide rolü yoktur; özelleştirmeyi, esnekleştirmeyi, sermayenin serbestleşmesini sağlayan, küreselleşmeye ayak uyduran ekonomiler verimli çalışacaktır; istikrarlı büyüyecektir; bu uygarlık projesine uyanlar uygar dünyanın birer vatandaşı olacaktır” önermesi artık sorgulanır hale geldi. Hatta çöktü.

- Çökünce de ne çıktı ortaya?
Ortaya, “serbest piyasaya dayalı kapitalist ideolojinin aslında uluslararası finansal sermayenin ve çok uluslu şirketlerin ideolojik bir projesi olduğu” gerçeği tüm çıplaklığıyla çıkmış oldu. Öyle ki, örneğin 14 Mart tarihinde ABD’de Bearn Stearns adlı yatırım bankası kamunun kaynaklarıyla kurtarıldığında, muhafazakar görüşleri ile tanınan Financial Times’ın baş ekonomisti Martin Wolf, karışık duygular içerisinde şu satırları dile getirmişti: “14 Mart 2008 tarihini unutmayınız: Bu tarih bundan böyle küresel serbest piyasa kapitalizm düşünün öldüğü gün olarak anılacaktır.”

- Yani bu kriz kapitalist sistemi yıkmadı, ama sistemin o iyi zamanları dışında gerçekte ne olduğunu gösterdi?..
Evet, bu kriz kesinlikle kapitalist sistemin aslında anarşik, istikrarsız, sürekli krizlere gebe bir sistem olduğunu gösterdi ve sistemi tartışmaya açtı. Marx’ın çok sık kullandığım bir cümlesini burada tekrarlayayım: “Kapitalist birikimin önündeki en önemli engel yine sermayedir.” Gerçektende kapitalizm bir anarşi ve kaos sistemidir. Çünkü sermaye birikimi kapitalist ihtirası öyle kamçılar ki, bunun neticesinde periyodik olarak 50-60 senelik veya bunun arasına sıkışmış daha şiddetli fakat daha kısa erimli dalgalar halinde ‘kriz, büyüme, aşırı üretim, tekrardan kriz, tekrardan büyüme, sermayenin el değiştirmesi, yeniden yapılanması, tekelci üretim koşullarının ortaya çıkması, sermayenin yoğunlaşması’ süreçleri kapitalizm tarihinde iç içe yaşanır. Marx bence kapitalizmi en doğru biçimde bu şekilde tahlil ediyor ve bazı çevrelerin bugün Marx’ı yeniden keşfetmeleri de bu yüzden. Oysa Marx ve Engels Manifesto’yu 140 yıl evvel yazdığı vakit zaten çok net bir şekilde kapitalizmin bu özelliklerini ortaya koymuştu.


DEVAMI : Bu krizden sonra ‘savaş’ gelebilir

23.06.2008

ABD’de İran’a saldırı spekülasyonları artıyor

ABD’nin İsrail’le birlikte yaz sonu, ya da sonbaharın başlarında, İran’a saldıracağına dair spekülasyonlar ağırlık kazanıyor.

Eski bir CIA yetkilisi, ABD ve İsrail’in ortak bir operasyonla İran’a saldırması konusunun, İsrail Başbakanı Olmert’le Amerikan başkanı George W. Bush arasında 4 Haziran’da Beyaz Saray’da yapılan görüşmede gündeme geldiğini, iki taraftan yetkililerin ayrıntılar üzerinde çalıştığını belirtti.

Eski CIA ajanı Ray McGovern’e göre, yaz sonu ya da sonbaharın başlarında düzenlenecek operasyonda ağırlıklı olarak hava kuvvetleri kullanılacak.

Geçen hafta, İsrail’in, Doğu Akdeniz ve Yunanistan üzerinde gerçekleştirdiği tatbikatla, İran’a saldırının provasını yaptığı iddia edilmişti.

İsrail’in adı geçen tatbikatta, İran’daki Natanz nükleer tesisi ile arasındaki yaklaşık 1500 kilometre uzaklığa eşdeğer uçuş yapıldığı belirtiliyor.

İran ise, bu haberlere, “böylesine küstahça bir girişim, imkansızdır” açıklamasıyla yanıt verdi.

[Ntvmsnbc]

11.03.2008

Su ve buğday krizi: Soğuk Savaş kapıda

Aşağıdaki haber, "iyibilgi.com" sitesinden alınmıştır, yorum içermektedir.. sorumluluk yazara aittir. (K.M)

ABD Hububat Borsası’ndaki ani yükselişle başlayan son tango, Çin’den Türkiye’ye uzanan ‘buğday operasyonu’ ve Edirne’deki ‘küresel su çetesi’ ile ayyuka çıktı. AB’nin açıkladığı rapor, iyibilgi’nin çığlığını doğruladı. Ama ne yazık ki dahası da var…

Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Javier Solana ile Avrupa Komisyonu’nun dış ilişkilerden sorumlu üyesi Benita Ferrero-Waldner’in hazırladıkları ‘küresel ısınma’ raporu, iyibilgi’nin birkaç gündür yaptığı haberleri bütünledi.

Son birkaç hafta içinde iyibilgi sayfalarında küresel buğday krizi ve Türkiye’deki su operasyonu üzerine haber ve analizler okuyorsunuz.

Amerikan Hububat Borsası’nda buğday fiyatının artışı ile başlayan son tango, önce Türk ziraatçılarının ‘Buğdayımız bitti’ müjdesi (!) ile ardından da Edirne’deki Dede operasyonu ile Türkiye’de sesini duyurdu.

Hadisenin Uzakdoğu ve Çin ayağı da var ama ona burada girmeyelim. Bahsi geçen haberleri Acil Bilgi ve Uzman Bilgi başlıklı özel dosyalar bölümünde bulabilirsiniz.

Solana’nın açıklamaları üzerinden devam edelim. Solana’nın kaleme aldığı ve yeni bir ‘Soğuk Savaş’ uyarısı yapan rapor, önümüzdeki Perşembe günü başlayacak iki günlük AB Zirvesi’nde ele alınacak. Belgede, Kuzey Kutbu’ndaki buzulların erimesiyle bölgedeki jeo-stratejik dinamiklerin değişeceği öngörüsünde bulunuluyor.

Kuzey Kutbu’ndaki enerji kaynakları için çıkabilecek bir çatışmaya Rusya, ABD, Norveç, Kanada ve Danimarka’nın dahil olacağı dile getiriliyor.

ORTADOĞU’DA SU ALARMI

Uzakları bir kenara bırakıp gelelim bizim topraklara. Rapor, Ortadoğu’da su kaynakları konusunda alarm veriyor. Raporda; Türkiye, Irak, Suriye ve Suudi Arabistan’da su kaynaklarında beklenen önemli düşüşlerin, stratejik açıdan hayati önem taşıyan bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağı uyarısı yapılıyor. Halen Arap dünyasının üçte ikisinin su tüketiminde dışa bağımlı olduğunu anımsatan rapor, bu yüzyılın içerisinde İsrail’de yüzde 60 azalabileceği savunuyor.

Buraya bir parantez açalım. İsrail’in suyu tükeniyor! Peki, İsrail, ihtiyacı olan suyu nereden bulacak? İhtimallerin başında Türkiye geliyor. Peki, bunu nasıl yapacak?

Dünkü ‘Alarm! Türkiye’nin suyu yabancılara satılıyor’ haberini hatırlayın. Turgut Özal’ın oğlu ve belediye başkanının da içinde olduğu tezgâhın, Edirne’deki suyu yabancılara satmak için 90 milyar dolarlık operasyonu nasıl yönettiklerini anımsayın.

Raporu okumaya devam edelim. Küresel ısınma sonucunda ‘kitlesel göçler’in meydana gelebileceğini belirten rapor, Avrupa’nın güvenliği için kritik önem taşıyan bölgelerin (Türkiye-Ortadoğu hattı) istikrasızlaşabileceği, siyasetin radikalleşebileceğine dikkat çekti.

Rapora göre tehdit altındaki bölgeler Ortadoğu, Afrika, Latin Amerika, Orta Asya ve Güney Asya.

BUĞDAYIMIZ BİTTİ!

Şimdi… Şimdi zurnanın son deliği olan Türkiye’ye, hadisenin bizle doğrudan ilgili olan kısmına gelelim. Hiç hamasete kapılmadan eldeki veriler üzerinden son sözümüzü söyleyelim.

Türkiye’nin 1 yıllık buğday ihtiyacı 20 milyon ton. Ülkemizde geçen sene 15.5 milyon ton üretildi. Bu sene beklenen rakam; -kimi hüsnüzan içindeki ziraat odası başkanlarının iyi niyetli açıklamalarını bir kenara bırakıp gerçekçi olursak- 14.5 milyon ton! Buğday açığımız bu yıl daha da artıyor.

Buğday meselesini öbür cebimizde bekletmeye alıp su hadisesi üzerinden devam edelim. Özal’ın oğlunun sorgusunda verdiği ifadeler, insanı dehşete düşürüyor.

Özal, Türkiye’de 3 bin belediyenin suyun imtiyaz hakkını satacağını, bunun piyasada 90 milyar dolarlık bir pasta yarattığını anlattı. Mealen, 3 bin belediye, kasasını doldurmak için şehirlerindeki suyu yabancılara satmak için düğmeye bastı.

ÇEVRE VE TARIM BAKANLARINA AÇIK ÇAĞRI

Eski İSKİ Genel Müdürü, bugünkü Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’na iyibilgi’den açık çağrı: Sayın Eroğlu, suyumuzu bu topraklarda yaşamayan, bu toprakları tanımayan küresel sermayeye sattırmayın.

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’e iyibilgi’den açık çağrı: verimli ziraat için bugüne kadar yaptıklarınızı ve yapamadıklarınızı bir kenara koyalım. Lütfen, Türk insanı açlığa mahkûm olmadan önce modern tarım için ‘gerçek adımlar’ atın.

Kendi karnını bile doyuramayan, mahvolmuş durumdaki Türk çiftçisine kulak verin. Onlara balık vermek yerine balık tutmayı öğretin!

www.iyibilgi.com özel Ömer Çakkal

[Kaynak]

Konuyla İlgili Diğer İyiBilgi.Com Haberleri ;
Sarı Alarm! Ekmek Yok Pasta Yiyeceksiniz
'Buğday operasyonu' başladı!
Buğday Operasyonu Türkiye'yi Vurdu!

28.02.2008

ABD Lübnan Açıklarına Savaş Gemisi Gönderdi

ABD’nin Lübnan’daki krizin çözülememesinin sorumlusu olarak gördüğü Suriye konusunda sabrının tükendiğinin bir göstergesi olarak, Lübnan açıklarına bir savaş gemisi gönderdiği bildirildi.

Üst düzey bir ABD yetkilisi Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD’nin Lübnan’da cumhurbaşkanlığı seçiminin tıkanmasından dolayı derin endişe duyduğunu söyledi.

Bir ABD savunma yetkilisi de, “USS Cole” adlı savaş gemisinin Salı günü Malta’dan ayrılarak Lübnan’a hareket ettiğini söyledi.

Yetkili, geminin Lübnan açıklarında çıplak gözle görülemeyeceğini ama, “ufkun hemen ötesinde” olacağını belirtti.
[Ntvmsnbc]

Yeni bir cephe mi açılıyor? BOP devam ediyor... (K.M)

13.06.2007

Petrol ve gaz sıkıntısı dünya savaşı çıkarabilir

Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), gelecekteki petrol ve gaz kıtlığının, sadece Orta doğu’da değil, dünya çapında yeni çatışmalara yol açabileceğini açıkladı.

Stockholm’de SIPRI tarafından açıklanan yıllık raporda, "günümüzde devletlerin büyük bir kısmının, silahlı çatışmalar çıkmasını uç bir nokta olarak kabul etmesine rağmen, enerji kaynakları yüzünden özellikle Afrika’da iç çatışmaların çıkmasının muhtemel olduğu" uyarısında bulunuldu.
Petrol ve gaz rezervleri bakımından zengin olan bölgelerin stratejik öneminin artacağına değinilen raporda, sadece Orta Doğu değil, Afrika, Orta Asya, Güney Amerika ve Güneydoğu Asya’nın önümüzdeki on yılda potansiyel çatışma bölgeleri olacağı ifade edildi.
Raporda, enerji ihtiyaçlarına bağlı güvenlik sorunları konusundaki kaygıların yeni olmadığı, bu kaygıların, dünyada artan orandaki talep, petrol fiyatlarındaki artış, ithalata olan artan orandaki bağımlılık ve petrol ile gaz kıtlığına bağlı nedenlerden ileri geldiği belirtildi.
Raporda, enerji altyapılarına terörist saldırılar, günlük gıda kıtlığı, Meksika Körfezi’ndeki kasırgalar ve bazı üretici ülkelerdeki istikrarsızlıklar gibi dış olayların da kaygı verici unsurlar olduğuna değinildi.
SIPRI’nin raporunda, enerji sorunları konusunda küresel bağlamda düşünceler üretilmesi gerektiği ve bazı ülkelerde olduğu gibi milliyetçi yaklaşımların "iyi bir formül" olmadığı vurgulanarak, "daha geniş bir uluslararası işbirliğinin daha çok güven ortamı yaratabileceği, başlıca aktörler arasındaki gerilimi azaltabileceği ve böylelikle gelecekte herkes için petrol ve gaz sağlama konusundaki güvenliği arttıracağı" kaydedildi.
Alternatif enerji kaynakları, özellikle de ulaşım için yeni tip yakıt geliştirme gibi alanlardaki gelişmelerin bile bu öngörüleri kısmen değiştirebileceğine dikkat çekilen raporda, nükleer enerjideki gelişmenin yeni güvenlik kaygılarını da beraberinde getireceği belirtildi.

[ Milliyet]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...