madencilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
madencilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.11.2007

Kaz Dağları madenciyi de isyan ettirdi

Kaz Dağları'nda incelemelerini tamamlayan Maden Mühendisleri Odası heyeti, 'Yıpranma çok yönlü. Milli park sınırı genişletilmeli' dedi

ANKARA - Kaz Dağları'nda altın arama çalışmalarıyla ilgili iddiaları yerinde incelemek üzere bölgeye bir heyet gönderen Maden Mühendisleri Odası raporunu tamamladı. 10 kişilik heyetin hazırladığı raporda Kaz Dağları'nda milli park alanının yeniden belirlenmesi istenilerek "Bu alanda sadece madencilik faaliyetine değil sanayi tesisleri, yapılaşma ve turizm tesisleri dahil hiçbir faaliyete izin verilmemelidir. Kaz Dağları'nın denize bakan kesimleri ve sahiller yıllardır turizm ve yapılaşma adına talan edilmiştir" denildi.

'Güvensizlik oluştu'
Heyet, "Madencilik sektöründe, çevre dostu teknoloji ve yöntemlerin kullanılması zorunluluktur. Bu konuda gelişmiş ülkelerdeki olumlu örnekler, ülkemizde de uygulanmalı" vurgusu yaptı.

Raporda madencilik sektöründe kamu denetiminin gevşetilmesi de eleştirildi ve yasalarda yer alan kısmi denetimlerin dahi yeterince yapılmadığı belirtilerek şöyle denildi:

"Önlemlerin alınıp alınmadığı denetlenmemekte, sonuç olarak genel anlamda güvensizlik ortamı oluşmaktadır. Meslek odaları da devre dışı bırakılarak kamusal denetimin göz ardı edilmesiyle piyasa mantığı gereği 'Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler' düşüncesi egemen olmakta. Stratejik madenlerimiz kamu eliyle işletilmeli, kamu denetimi mutlaka sağlanmalı. Yerel halkın onayını almamış hiçbir ekonomik girişimin ülkeye yarar getirmesi beklenemez. Madencilik sektörüne ilişkin kararlara ilgili yöre halkının da katılımı sağlanmalıdır."

[Radikal]

8.11.2007

35 belediye altın aramaya karşı birleşti

Kaz Dağı ve Madra Dağı’ndaki altın arama çalışmalarına karşı bölgedeki 35 belediye birleşti.

ÇANAKKALE - Çevre platformu oluşturan belediye başkanları, madenlerin yapacağı tahribat ile ilgili halkı bilgilendirerek sosyal dayanışma sağlamaya çalışacak. Ancak bölgede maden arama çalışmalarına destek veren belediye başkanları da var.

Kazdağı ve madra dağı’ndaki altın madeni arama çalışmaları sürüyor.Ancak çalışmalara tepkiler de artıyor..

Kaz Dağı ve Madra Dağı’na sınırı olan belediyelerin başkanları Balıkesir’in Burhaniye İlçesi’nde biraraya geldi.

39 belediye başkanının katıldığı toplantıda başkanlardan 35’i altın arama çalışmalarınaa karşı ortak mücadele kararı aldı. “İde-Madra Yerel Yönetimler Çevre Platformu” çatısı altında birleşen belediye başkanları, tavsiye niteliğindeki kararlarla baskı oluşturmayı amaçlıyor.

Küçükkuyu Belediye Başkanı Yusuf Aksoy: “Küçükkuyu Belediye Meclisi olarak tarihi bir karara imza attık. Biz de demokratik bir baskı oluşturmak için kamuoyunu bu konuda yüreklendirmek ve cesaretlendirmek çalışıyoruz.

Toplantıya katılan beledile başkanlarından bazılarıysa maden çalışmalarına destek veriyor:

Çanakkale-Yenice’ye bağlı Kalkım Beldesi Belediye Başkanı Necdet Gürhan: “Benim beldemde kurşun madeni işleten bir şirket var. Bir tane de sondaj çalışması yapan başka bir şirket var. İş yerini açmış olan şirketin çalışmalarında bugüne kadar hiçbir engel olmadım. Çünkü belde insanının kış döneminde bir çay parasına ihtiyacı var. Ben bu yüzden bu şirketlerin hiç birisine karşı çıkmadım. Çıkamıyorum. Çünkü insanım çalışıyor orada.”

[NTVMSNBC]

3.11.2007

Madencilik tehlikesi

Monash Üniversitesinden bir çevre mühendisi, yeni bir raporda mineral kaynaklarının tükenmekte, kazı maliyetlerinin artmakta ve madenciliğin çevresel maliyetlerinin yıkıcı boyutlara ulaşmakta olduğu konusunda uyardı.

Dünyanın ilk raporu, Avustralya'da Madenciliğin Sürdürülebilirliği: Gelecek için Önemli Yönelimler ve Çevresel Etkileri, Bağımsız Mineral Politika Kurumu ile birlikte araştırmacı ve yazar Dr. Gavin Mudd tarafından yazıldı.

Dr Mudd istatistiklerin alarm verdiğini söyledi. "Ortalamada, bir ton uranyum elde etmek için 27 ton sera gazı emisyonu yaratılıyor. Bu dokuz aile aracının yıllık emisyonuna eşittir. Bir kilogram altın çıkarmak için 691,000 litre su harcanıyor, ve tek bir kilogram altın üretmek için 141 kilogram siyanür kullanılıyor."

"Çoğu kez sürdürülebilir madencilik üzerine konuşmalar oluyor, fakat son araştırmamız minerallerin korku veren bir oranda çıkarılmakta olduklarını, maden şirketlerinin daha sıkı çalışmak zorunda olduklarını, ve sonuç olarak sürecin ve arıtmanın çevresel maliyetleri üssel olarak artmakta olduğunu gösteriyor."

"Bu önemli yönelimleri önümüzdeki yalnızca 40 yıla yansıttığımızda, aynı miktarda mineral kaynağının bulunması için yeni bir Pilbara'ya ya da yeni bir Isa ya da Broken Hill dağına gerek duyacağını göreceğiz."

"Tek bir kilo altın üretmek için en az iki milyon ton katı atık çıkarılıyor. Bir ton uranyum dioksit için 2,4000 ton düşük seviyeli radyoaktif atık üretilirken, bir ton bakır için 250 ton katı atık üretiliyor."

Dönüm noktası rapor madencilik endüstrisindeki kritik yönelimleri açığa çıkarıyor :
  • Mineral ve cevher derecelenmelerinde azalış
  • Atık kayaçlarda önemli bir artış - şuanda yıllık birkaç milyar ton seviyesinde, bu da uzun çevre için uzun dönemli bir risk yaratmakta.
  • Tamamlanmamış sürdürülebilirlik raporlaması - pek çok şirket atık kayaç, enerji, siyanür ya da su tüketiminin dahil olduğu yararlı verileri raporlamayı reddediyor.
Dr Mudd, araştırmasının sonuçlarının açıkça regülatörlerin, hissedarların, hükümetlerin ve toplulukların henüz tartışılmayan bir boyuttaki bir sorunla yüzleşeceklerini gösterdiğini söyledi.

Dr Mudd'un araştırma ve raporu bu hafta, 30 Ekim - 2 Kasım tarihleri arasında Avustralya Sürdürülebilir Kalkınma Konferansının Madenler Komisyonunda sunulacak.

[Monash University]




Çeviri : GlobalDisaster

Atıkta cevher...

Cenevizlilerden beri maden çıkarılan Balya, zenginlikleriyle dünyayı besledi. Geriye 4 milyon ton zehirli atık kaldı. Şimdi iki şirket bu 'atığın içinde' de yeni cevher arayacak. Madenle en parlak günlerini yaşayan, sonra ot bitmez topraklarıyla baş başa kalan Balya'nın gözü kulağı bu gelişmede

BALIKESİR - Kaz Dağları'nın kuzey bölgesinde yemyeşil dağlık, ormanlık alanların arasında giderken, birdenbire karşınıza küçük bir çölü andıran sapsarı toprak yığınları çıkarsa şaşırmayın. Orası, Osmanlı'dan Fransız'a değişik milletlerden pek çok kişinin ve şirketin kurşun, çinko çıkarıp sonra öylece kaderine terk ettiği bölge.

1860-1940 yıllarında işletilen madenden geriye 4 milyon zehirli atık kaldı. Devlet, 2005 yılında orman içindeki bu küçük çölü iki bölge halinde yeniden ihale etti. Eski madenleri ve atıkları tekrar kullanmak isteyen Eczacıbaşı'na bağlı Esan ve Dedeman Maden Grubu bölgede arama ve işletme ruhsatları alarak faaliyete başladı.

Bir kentin yükselişi ve düşüşü
Balya Kurşun Madeni'nin tarihi 1290'larda Cenevizlilere kadar uzanıyor. O dönemlerde zengin maden yataklarına sahip Balya çevresinden gümüş, kurşun, çinko gibi madenler çıkarılmış. Madenin hangi tarihte işletilmeye başlandığı bilinmiyor, ama en eski belgeye 1544 tarihli Bursa mahkeme kayıtlarında rastlanıyor. 1839-1849'da, milliyeti belli olmayan 'Balya Maden İşletmeleri' adlı şirket, Balya'da madencilik yaptı.

1868'de bir Alman, maden işletme hakkını 'Lorium' şirketine devretti, madene ilk yabancı sermaye girdi. 1878'de bu kez Riol adında bir Fransız, 99 yıllığına maden cüruflarını işletme ayrıcalığını aldı. 1892'de maden Fransız kökenli bir şirket tarafından maden işletiliyordu. Şirket 1901'te Mancılık'ta kurduğu termik santralla maden makineleri için elektrik üretmeye başladı, fazlasını da belediyeye satarak Balya'yı aydınlattı. İddiaya göre ilk işçi grevi de Balya'da 1908 yılında yaşandı! 1939'a kadar aralıklarla çalışan şirket, 1940'ta devletleştirildi.

Balya madenlerinden yaklaşık 70 yıl boyunca 400 bin ton kurşunun çıkarılıp Fransa'ya ihraç edildiği tahmin ediliyor. 4 milyon ton zehirli atıksa Balya çevresinde Maden Deresi'nin kıyısında, neredeyse bir yüzyıldır duruyor. 1930'larda, madenciliğin en hızlı zamanında etrafına yığılan eğlence merkezleri, barları, pavyonlarıyla adeta bölgenin 'Paris'i olan Balya'da bugün Fransızlardan geriye kalan birkaç yıkık bina, zehirli atıklar ve genzi yakan kükürtdioksit gazından başka hiçbir şey yok. 1930'lu yıllarda 36 bine ulaşan nüfus, bugün 2 bin. Yaşayanların çoğu yaşlı ve emekli.

1997 yılında Çevre Bakanlığı'nın hazırladığı rapora göre, sahada kaynağı belli olmayan siyanür kullanıldığına dair bilgiler var. Balıkesir Üniversitesi 2001 yılında Balya için radyoaktif kirlenme olduğundan acil önlem alınması gerektiğine dair görüş bildirdi. İstanbul Teknik Üniversitesi de 2002 yılında Balya için 'Acil önlem alınmalı' şeklinde bir rapor hazırladı.

Dünya istemiş, Balya vermiş
Balya'nın eski Belediye Baykanı Zekayi Bayram, bilim kurumlarının raporlarının yanı sıra Balya'nın Maden Müzesi olması konusunda projelerin de olduğunu ancak hiçbirinin hayata geçmediğinin anlatıyor:

"Balya'da asırlardır madencilik yapılıyor. 1453'te İstanbul'a giden güllelerin daha sonraları Sultan Abdülhamit'in gümüş sikkelerininburada yapıldığı söyleniyor. Dünyada ihtiyaç neyse ona göre buradan maden çıkarılmış. Belediye kayıtlarına göre üç vardiyada 9 bin işçi çalışmış. Toplamda 38 bin hektarda çalışılmış."

'Rezerv bitene kadar devam'
Balya'nın çölü andıran ve maden atığına bulanan topraklarında bugün tek bir ot yetişmiyor. Bayram, Balya'daki toprakların dün bugün değil yıllardan beri bu durumda olduğunu anlatıyor:

"Fransızların öylece bırakıp gittiği bu topraklarda yıllarca hiçbir şey yetişmiyor. Yağmurun ilk yağdığı dönemlerde Maden Deresi'nin suyu kırmızı akıyor ve toplu balık ölümleri oluyor. Ayrıca yılda 30 bin kişi sağlık kuruluşlarına başvuruyor. Sağlık sorunları burada hem fazla, hem de farklı. Akciğer vakaları, böbrek yetmezlikleri, kalp ve damar tıkanıklıkları, hipertansiyon, mide spazmları, beyin hastalıkları..."

Balya'daki eski madenlerin bulunduğu bölümde işletme ruhsatı alan Eczacıbaşı'na bağlı Esan Madencilik, kurşun ve çinko için kolları sıvadı. Esan yetkililerinin verdiği bilgiye göre, mevcut galeriler tekrar kullanılacak ancak yeni galeriler de açılacak. Esan, bölgede rezerv bitene kadar madencilik faaliyetlerini sürdürecek.

Dedeman Maden Grubu da bir yıldır sondaj çalışmalarına devam ediyor. Önümüzdeki yıl da çalışmalarını sürdürecek olan Dedeman, 2010 yılında bölgede yatırım yapmayı planlıyor. Dedeman yetkilileri üretime geçtiklerine de en az 300 çalışana ihtiyaç duyacaklarını belirtiyor.

Balya halkıysa sessiz sedasız süren çalışmaları pürdikkat takip ediyor. Ancak gözleri, kulakları havada, suda, doğada değil maden ocaklarına alınacak işçilerde. - Serkan Ocak

[Radikal]

29.10.2007

Canlı yaşamına karşı işlenen büyük ‘suç’: ‘Artvin Cerattepe katliamı’



Artvin'de siyanürle "altın arama"da kullanılacak dinamitlerin patlatılmaları, ormanlık alanların içindeki canlı türleri ile birlikte yok edilmesi, orman içerisinde yeni yolların yapılması gibi müdahaleler heyelan tahlikesini MTA raporlarıyla sabit hale getirdi. Artvinliler kararlı. Şimdi, talana zemin hazırlayan “Maden Yasası”na ve bölgelerinin yağmasına,-etkisi, aslında sadece bölgelerine değil- dünyadaki tüm canlılara karşı işlenen “büyük suç”a “dur” demek için 4 Kasım 2007 Pazar günü Artvin’de geniş katılımlı bir miting için kolları sıvıyorlar.

Ağustos 2007 tarihinde BirGün gazetesi ve sesonline.net haber sitesinde “Güzelim Kaz Dağları’na kurulan sinsi tuzak” başlığıyla Kaz Dağları’nda yaşam kaynaklarına karşı girişilen “izinli” yağmayı ilk kez yazdığımda ana akım merkez medya sessizliğini bozmadı. Tıpkı daha önceki benzer talan girişimlerde olduğu gibi. Yani, İzmir- Efemçukuru’nda, Bergama-Ovacık’ta, Uşak-Eşme’de, Kışladağ’da olduğu gibi....
Ana akım merkez medya susmakla da kalmadı. Zaman zaman, hatta sık sık yaşam savunucularının, tüm canlı türlerinin bitkilerin yaşam alanlarını “büyük saldırıya” karşı koruma girişimlerine, mücadelelerine karşı çıkan ağızların sözcülüğünü yaptı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, geçen hafta yaptığı konuşmasında yaşam savunucularını “dış güçlere alet olmakla” suçladı. Hilmi Güler’in tutumu ve sarf ettiği sözler ne ilkti ne de son olacak gibi. 11 Temmuz 2006’da Kışladağ Madeni’nin açılış konuşmasında “Türkiye'nin altın merkezi olmasını istemeyen bazı çapulcu kesimler var, onlara pabuç bırakmayacağız” demişti. (Bakınız, Arif Ali Cangı “İNAYLILAR KAZANDI” başlıklı yazı. Sesonline.net / 15 Temmuz 2007) Daha sonra Danıştay 6.Dairesi "Kışladağ Altın Madeni" için yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yaşam savunucularının mücadelesini karalama kampanyalarından bir tanesi de "Koza Altın İşletmesi", bir çok yerde ücretsiz dağıttığı Bugün gazetesi aracılığıyla EGEÇEP Dönem sözcüsü Arif Ali Cangı” ve diğer çevre savunucularına yönelik yaşanmıştı. Konu şimdi yargıda. Daha önceleri de ‘Bergama halk hareketi’ üyeleri “Alman Vakıfları yönlendiriyor” çirkin iddiası ile, Ankara DGM’de yargılandılar ve beraat ettiler.

Mücadele sürüyor. Hem Türkiye’de hem de dünyanın dört bir yanında. 20 Ekim 2007 tarihli, “Yurdumuz bütün cihandır bizim...” başlıklı köşe yazımda altını çizmiştim. Burada bir kez daha yazıyorum: “Fabrikalarda biz, tarlalarda biziz. Biziz hayatı yaratan. Din farkı bilmeyiz, dil farkı bilmeyiz . Sanki doğduk bir anadan , Anamız amele sınıfıdır. Yurdumuz bütün cihandır bizim...” İnsan türünün vahşice doğal yaşam alanlarına saldırmasına karşı bir büyük mücadele sürüyor. Tüm dünyada, her yerde. Evleri olan ormanlardan kovulan tüm canlılarla birlikte hem de...

ARTVİN CERATTEPE KATLİAMI

Ana akım merkez medyanın görmediği (ileride çıkarlarına dokunacağı kanaati oluşursa belki görür) bir başka yağmayı gözlerinizin önüne sereceğim şimdi. “Bu da Artvin’in talanı” (27 Ekim 2007) başlıklı köşe yazımda ilk kez konuyu kamuoyunun gözleri önüne sermiştim. Kâr uğruna gözü dönmüş insan türünün bazı temsilcilerinin ve işbirlikçilerinin, Artvin, Cerattepe’de sürdürdükleri doğa katliamı sessiz ve derinden sürüyor.

Yemyeşil Artvin’in hemen tepesinde yer alan “Ladin” ve “Sarıçam” ağaçlarının oluşturduğu orman alanı olan Cerattepe mevkiinde bir ara durmuş gibi yapan ‘talan’ çalışmaları yeniden başladı. 1990’ların başında, önce ‘siyanürle altın’ çıkarmak için Cerattepe’ye gelen ve altın, bakır, gümüş ve çinko madenleri için ruhsat alan ‘Cominco Madencilik şirketi’ o zamanlar Artvinlilerin örgütlü karşı koymaları sonucu bu emellerinden vazgeçmişlerdi. Ya da vazgeçmiş görünmüş, çekilmişlerdi. Cominco Madencilik, daha sonra maden işletme hakkını bir Kanada firması olan “Inmet Mining” şirketine satmış. Bu şirket altının çıkarılmasını kolaylaştırmak için önce bakır madenini çıkartmaya karar verdi. Bakır madenciliğinden sonra zaten tahrip edilmiş bir bölge olacak olan Cerattepe’de sonraları altın madeni çıkartmak daha kolay olacaktı. Bu faaliyete karşı Türkiye’de pek sık görülmeyen bir bütünlük gösteren Artvinliler, 'Yeşil Artvin Derneği’ öncülüğünde; Belediye Başkanlığı, Baro Başkanlığı, Artvin’deki tüm siyasi partiler, tüm STK’ler, tüm odalar, birlikler ve tüm muhtarlar ile birlikte 15 yıldır süren mücadelelerine bugün de devam ediyorlar. Artvin, “Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi” de Cerattepe’deki madencilik hakkında olumsuz görüş bildiren akademik bir rapor yayınladı. Ama dinleyen olmadı....

“Yeşil Artvin Derneği” başkanı Erdoğan Gazihan’a bırakıyorum burada: “Bu madencilik işinden devletin ‘maddi çıkarı’ da sadece kâr miktarı üzerinden yüzde 2. Üstelik kâr da şirketin beyanına göre belirlenecek. Bu miktar altının ‘zenginleştirme işleminin’ ülkemizde yapılması halinde yüzde 1’e düşürülecek. Buna karşılık, ‘Maden Kanunu’ ve teşvikler kapsamında bu tür işletmelere 5 yıl vergi muafiyeti, elektrikte yüzde 50 indirim, çalışanların sigorta primlerinin yüzde 50’sine muafiyet hakkı veriliyor. T.C.’ye kalması beklenen işletmenin kârından yüzde 1’lik paydan daha fazlası da maden şirketine, devletçe geri ödeniyor aslında... Buna karşılık sarp ve dağlık bir arazi yapısına sahip olan Artvin’de, bu faaliyetlerde kullanılacak dinamit patlatmaları, ormanlık alanların içindeki canlı türleri ile birlikte yok edilmesi, orman içerisinde yeni yolların yapılması gibi müdahaleler sonucu MTA raporlarıyla sabit heyelan tehlikesinin artması da bu yağmanın bize bırakacağı armağan...”

Artvinliler kararlı. Şimdi, talana zemin hazırlayan “Maden Yasası”na ve bölgelerinin yağmasına, - etkisi aslında sadece bölgelerine değil- dünyadaki tüm canlılara karşı işlenen “büyük suç”a “dur” demek için 4 Kasım 2007 Pazar günü Artvin’de geniş katılımlı bir miting için kolları sıvıyorlar. Tüm yaşam savunucularını, milletvekillerini, bilim insanlarını mitinge bekliyorlar...

(BirGün gazetesi, 29 Ekim 2007)

yalcin.ergundogan@gmail.com

yalcin.ergundogan@sesonline.net

yergun@birgun.net

26.10.2007

Dünyanın en özel 25 ekolojik bölgesinden biri

Dünya üzerinde ılıman yaprak döken ormanların Üçüncü Zaman’dan bu yana kesintiye uğramadan varlığını sürdürdüğü tek bölge ve Avrupa ile Orta Asya’yı içine alan geniş coğrafyadaki en büyük doğal yaşlı orman ekosistemleri burada.

İSTANBUL - Artvin’i de kapsayan Kafkasya Bölgesi, Uluslararası Çevre Koruma Örgütü (CI), Dünya Bankası (WB) ve Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından dünyanın biyolojik çeşitlilik açısından en zengin ve aynı zamanda tehlike altındaki en önemli 25 karasal ekolojik bölgesinden biri.

Zengin orman kaynaklarına ve yaban hayatına sahip olan Artvin biyolojik çeşitlilik bakımından ülkemizde nadir bulunan yerlerden. Hatila Vadisi Milli Parkı’nda yapılan çalışmalarda 35 memeli, 68 kuş ile bazı yılan, kurbağa ve balık türlerinin varlığı tespit edilmiş. Maden alanı olarak belirlenen Cerattepe, bu milli parkın sınırında bulunuyor. Hatila Vadisi Milli Parkı’nın sınırında ve etki alanı içerisinde bulunan alan kuş göç yollarının da üzerinde yer alıyor.

Artvin’de yaklaşık 1400 bitki taksonu bulunuyor. Ülkemiz bitki takson (biyolojik çeşitlilik) sayısının 10756 olduğu düşünülürse bu oldukça yüksek bir sayı. Artvin’de 125 endemik, 77 nadir olmak üzere toplam 202 adet risk altında bitki taksonu yayılış göstermektedir.

Cerattepe ve yakın çevresinde bulunan 600 bitki türü içerisinde 26 endemik ve 24 nadir olmak üzere korunması gereken 50 çok önemli bitki taksonu bulunuyor. Dünya üzerinde ılıman yaprak döken ormanların Üçüncü Zaman’dan bu yana kesintiye uğramadan varlığını sürdürdüğü tek bölgedir ve Avrupa ile Orta Asya’yı içine alan geniş coğrafyadaki en büyük doğal yaşlı orman ekosistemleri burada.

[NTVMSNBC]

Üniversite: Onarılamaz çevresel felaket

Kafkas Üniversitesi Artvin Orman Fakültesi öğretim üyeleri, hazırladıkları raporda Cerattepe’deki altın ve bakır madeninin çıkarılması sırasında geri dönülemez çevresel bozulmaların yaşanacağına dikkat çekiyor.

İSTANBUL - Üniversitenin raporunda, “Çevresel sorunların yaşanmayacağı yöntem, teknoloji ve kuralların tam olarak ortaya konulana dek, yapılması planlanan madencilik faaliyetinin durdurulmasının kamu yararına uygun olduğunu düşünmekte ve tarihsel bir sorumluluk bilinciyle bu raporu kamuoyu ile paylaşmayı yine tarihi bir görev olarak görmektedir” deniliyor.

GELECEK KUŞAKLARA KÖTÜ BİR MİRAS KALACAK
  • Kafkas Üniversitesi Artvin Orman Fakültesi Akademik Kurulu; Artvin Cerattepe Mevkii’nde yapılması planlanan madencilik etkinliklerinin yöreye, bölgeye ya da ulusal ekonomiye yararlı olmayacağı gibi, onarılamaz çevresel sorunların da doğmasına neden olacağı değerlendirmesini yapıyor. 22 öğretim üyesinin imzası bulunan raporda, maden aramalarına devam edilmesi halinde ortaya çıkabilecek tehlikelere dikkat çekiliyor:
  • Cerattepe’de madencilik faaliyetlerinin başlaması durumunda, şu anda bakıra odaklanan maden işletmeciliği daha sonra altın çıkarmak için yeni bir süreç başlatabilecek, bu noktada ilave çevre sorunlarının ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
  • Altın madeni işletmeciliği sonucu oluşan ve atık barajında saklanacak olan siyanür ve diğer ağır metallerle kirlenmiş, insan ve bitki sağlığı için zehirli 3.5 milyon metreküp atık malzeme, 70 metre gövde yüksekliği olan ve yaklaşık 25 hektarı kaplayan devasa bir atık barajı, olağanüstü bir peyzaj güzelliği içinde bir çirkinlik abidesi olarak Artvin’e ve Artvinlilere sonsuza kadar hemşehrilik edecek, gelecek kuşaklara bırakılan çevresel bir yük -bir kötü miras- olarak kalacaktır.
  • Maden işletmeciliğinin olası iflası durumunda veya maden işletme faaliyeti bittikten sonra oluşacak çevresel tahribatın düzeltilmesi amacıyla yatırılmış herhangi bir teminat olmadığından, söz konusu çevre tahribatlarının bedeli kamuya yüklenecektir.
  • Madenin çıkarılması esnasında oluşacak patlatmaların Artvin’deki heyelanların artmasına neden olacağı, MTA ve diğer ilgili uzmanların raporları ile net olarak ortaya konmaktadır.
ANAYASAYA AYKIRI: KAMU YARARI YOK
  • Cerattepe’de gerçekleştirilmesi planlanan etkinliğin “kamu yararı” kapsamına girebilmesi için doğacak faydanın gerek mekan, gerekse toplum katmanları olarak yaygın biçimde gerçekleşmesi gerekmektedir.
  • Anayasanın 169. maddesine göre orman alanları sadece kamu yararı varsa irtifak konusu olabilmektedir. Orman ekosisteminde gerçekleştirilmek istenilen madencilik faaliyeti, çevre, sağlık ve eğitim gibi daha büyük kamu yararı içermediğinden, bir ormanın tahsisi için kamu yararı değil, üstün kamu yararı ve kesin zorunluluk aranması gerekmektedir.
  • Bu zorunlulukların da tartışmaya konu edilen etkinlikte var olmadığı, tersine yapılacak işlemlerin Artvin’in yaşam destek sistemleri için ciddi riskler taşıdığı gerekçeleriyle, Artvin-Cerattepe’deki madencilik faaliyetleri durdurulmalıdır.
  • Öte yandan, yörede planlanan bu etkinlik aynı zamanda Anayasamızın; “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir.” şeklinde başlayan 56. maddesine de aykırıdır.
[NTVMSNBC]

Cerattepe neler kaybedecek?

Yer altı ve yerüstü suları bozulacak, verimli topraklar, doğal yaşlı ormanlar hızla yok olacak.

İSTANBUL - Yeşil Artvin Derneği Başkanı Erdoğan Gazihan, çıkarılacak madenin ülke ekonomisine hiçbir katkı yapmayacağını belirtiyor.
Haberin devamı

Gazihan, maden arama çalışmalarına karşı çıkma nedenlerini şöyle sıralıyor:

Artvin’in hemen tepesinde “doğal yaşlı ormanlar”la kaplı Cerattepe’de yapılacak madencilik, doğamızı, suyumuzu, toprağımızı, kısaca yaşam alanlarımızı kirletecek ve yok edecektir.

Çıkarılacak madenin ülke ekonomisine hiçbir katkı yapmayacağı açıktır. Şirketin kendi ifadeleri ile belirttiği istihdam yaratma potansiyeli 80-90 kişi ile sınırlıdır ve bu istihdam sadece 7-8 yıllık bir dönem içindir.

Ayrıca, çalışacak olan bu elemanların önemli bir kısmı yabancı uyruklu teknik elemanlardan oluşacaktır. Halbuki Artvin’in herhangi bir yöresinde kurulacak olan turistik bir otel veya yeni açılan Artvin Çoruh Üniversitesi’nde kurulacak yeni bir bölüm, bir yüksekokul veya bir fakülte ile daha fazla sayıda insan daha uzun süreler için istihdam edilebilir.

Bu sayede artacak olan turist veya öğrenci sayısı ile bölgenin ekonomik gelişimine -doğaya zarar vermeden- katkıda bulunulmuş olacaktır.

Alandaki cevher kükürtlü olduğundan oluşacak asit maden suları yüzey ve yeraltı suları yoluyla çevre sağlığını tehdit edecektir.

Madencilikte binlerce yılda oluşmuş olan verimli üst toprak kazı sırasında verimsiz toprak ile karıştırılarak yok olacaktır.

Önceleri 8 ton altın rezervine göre yapılması düşünülen 70 metre yüksekliğinde ve 25 hektarlık yüzeyi olan siyanür ve ağır metallerle kirletilmiş atık barajı, sadece ekosistemi değil, sonsuza kadar görsel kaliteyi ve yörenin turizm potansiyelini de olumsuz etkileyecektir.

SOSYO EKONOMİK ETKİLERİ
Projenin işletme aşamasında işlendirilecek personel sayısı 89 olarak belirtilmektedir (ÇED Raporu, 2005). Bu personelin büyük bir kısmını mühendis, uzman gibi teknik elemanlar oluşturacaklardır ki bunlar arasında yabancı uyruklu mühendisler ile Türkiye’nin başka yörelerinden gelecek olan kişiler bulunacaktır. Diğer bir anlatımla, istihdam edilecek olan bu personelden kaç tanesinin yerel halktan olacağı ve böylece yerel istihdam sorununa ne kadar katkı sağlayacağı konusunda detaylı bilgi verilememiştir.

Maden Kanunu uyarınca, maden şirketinin elde etmeyi düşündüğü gelirin sadece yüzde 2.2 gibi çok düşük bir oranı (toplam 12-14 milyon dolar) ilgili kamu kurumlarına ödenecektir. Artvin’e yıllık sadece altyapı yatırımları için 30 milyon YTL (yaklaşık 23 milyon dolar) aktarılmakta olduğu düşünüldüğünde elde edilecek 12-14 milyon dolarla ilgili bir değerlendirme yapılabilir. Ayrıca, bu tip yatırımlara devlet tarafından sağlanan “teşvik” (vergi muafiyeti, SSK primlerinin ve harcanan elektriğin yarısının devlet tarafından ödenmesi, vb.) ile devletin aldığı payın çok üzerinde bir para maden işletmecisine geri ödenmiş olacaktır. Bu, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.

10 BİN AĞAÇ KESİLECEK
Proje sahası ve teleferik hattı güzergahındaki ormanlar ladin, kayın, sarıçam, göknar, meşe ve fıstık çamı gibi türlerden oluşmaktadır. Proje sahası ve teleferik hattı güzergahında kesilecek olan toplam ağaç sayısı 9100 civarında olup, kesilecek ağaçların toplam serveti yaklaşık 7.624 m3’tür (ÇED Raporu, 2005). Teleferik hattı güzergahı boyunca muhafaza ormanı karakterinde sahalar bulunmakta olup, buralardan kesim yapılmaması gerekir.

Maden sahasının bulunduğu yer çok tipik, korunması için özel yönetim statüleri oluşturulan, doğal yaşlı ormanlardan oluşmaktadır. Bu ormanlar, büyük oranda korunmuş ve insan eli ile ana ekosistem yapısı değiştirilmemiş çok özel ekosistemlerdir. Üzerindeki madencilik faaliyetleri sonucu son derece hassas bir dengede bulunan doğal yaşlı orman ekosistemi yapısı değişerek hızla tahrip olacaktır.

[NTVMSNBC]

20 yıldır direnen Cerattepe’den davet var

20 yıldır sessiz sedasız maden arayıcılara direnen Cerattepe delinmek üzere. Dünyanın en yaşlı ve en zengin bitki örtüsüne sahip 25 bölgesinden biri olan Cerattepe’nin ‘altın’dan daha değerli olduğunu haykırmak için 4 Kasım’da büyük bir eylem yapılacak.



İSTANBUL - Avrupa ve Kafkas bölgesinde doğal yaşlı ormanların en yoğun olduğu, Kafkas ekonomik bölgesinin en önemli uzantısı olan Cerattepe, onlarca endemik bitki türü ve özel hayvan türleri ile Türkiye’deki iki kuş göç yolundan birini barındırıyor. Bölgede aynı zamanda bakır ve altın da var. Ama yöre halkı yerüstü zenginliğine de sahip çıkarak; yaklaşık 20 yıl önce gelip altın, bakır, gümüş ve çinko aramak için ruhsat alan Kanadalı şirkete topyekün direnmiş. Kanadalı direnişi kıramayınca, şirketi bir başka Kanadalı’ya satıp gitmiş. Ve o da, yüzde yüz yabancı olduğu halde, “Artvin Bakır İşletmeleri” adıyla faaliyete geçmiş. Adı yerli, kendi yabancı şirket maden aramakta ısrarlı. Ama çevre halkı da öyle… Bugüne kadar kendi içlerinde örgütlenip direnen ve başarılı da olan Artvinliler bu kez sorunu Türkiye gündemine oturtmaya hazırlanıyor. Ülkenin dört bir yanından siyasetçiler, doğaseverler, bilim adamlarından da destek alan Artvinliler, “doğal yaşlı cenneti koruyalım” diye 4 Kasım’da geniş katılımlı bir protesto gösterisi düzenledi. Gösteriyi iktidar partisi AK Parti’nin yerel teşkilatı da destekliyor.
Haberin devamı

NTVMSNBC’ye konuşan Artvin Barosu Başkanı ve Yeşil Artvin Derneği Yönetim Kurulu Üyelerinden Avukat Bedrettin Kalın, Kaz dağlarındaki maden faaliyetlerine karşı olduklarını belirterek söze başladı:

“Fakat Kaz dağlarındaki faaliyet sondaj faaliyetiydi; oysa Cerattepe’deki sorun, arama sorununu çoktan aştı. Cerattepe’de artık madeni çıkartmaya, işletmeye başlıyorlar. Dolayısıyla buradaki sorun çok daha yakıcı bir sorun.”

KANADALI AMA, TÜRK İMAJIYLA DALAVERE YAPIYOR
Bedrettin Kalın, Cerattepe’deki maden faaliyetini kısaca şöyle anlattı: “Cerattepe’deki maden faaliyeti 1990’lı yıllarda başlıyor. O tarihlerde Cominco Madencilik tarafından madenler işletilmeye çalışılıyor. Cominico Madencilik esas olarak altın madenciliği yapan bir firma. Firma sivil toplum kuruluşlarının ve halkın tepkileri nedeniyle bu altını çıkaramayacağını anlamış olmalı ki; maden işletme haklarını Inmet Mining adlı yine Kanadalı olan bir şirkete sattı. 2004 yılı itibarıyla Inmet Mining faaliyetine başladı. Bunlar da, ‘Biz altın değil bakır çıkaracağız’ dediler. Fakat Çayeli Bakır İşletmeleri’nin de sahibi olan şirket, yüzde 100 Kanada şirketi olduğu halde, Çayeli’nde ‘Çayeli Bakır İşletmeleri’ adıyla, Artvin’de de ‘Artvin Bakır İşletmeleri’ adıyla şirket faaliyete geçti. Türk şirketi imajını vermek için dalavere yapıyorlar.”

BAKIRI ALIP ALTINI BIRAKMAZLAR
“Bunlar bakır işleteceğiz, diye başladılar; ama bunu çok inandırıcı bulmuyoruz. Çünkü bakırın hemen üzerinde altın rezervi var. Alttan bakırı alıp da üsteki altını bırakmaları gibi bir şey söz konusu değil. İnandırıcı da değil. Bütün her şeyin sorumlusu Maden Kanunu denen çok kötü kanundur.”

EŞİNE ENDER RASTLANACAK BİR MİTİNG
“Şimdiye kadar yaptığımız eylemlerle Cerattepe’deki sorunu ulusal boyuta taşıyamadık. Kaz dağları ile ilgili gelişmeler kamuoyunun bilgilenmesini sağladı. Bizim sıkıntımız konuyu ulusal boyuta taşıyamamak. 4 Kasım’da yapacağımız mitingle sesimizi duyurmak istiyoruz. 4 Kasım’da Türkiye’de eşine ender rastlanılacak bir miting gerçekleştireceğiz.

“Miting başvuru komitesinde 45-50 örgüt var ve bunların içinde AK Parti İl Başkanlığı da var, sivil toplum kuruluşları, belediyeler, sendikalar ve siyasi partilerin tümü, MHP’den tutun sağdan sola bütün siyasi yelpazedeki partiler de var. Sanırım bir tek maden şirketi bu oluşumun dışında kalıyor. Katılımın da çok yüksek olacağını düşünüyoruz. Mitingde, ‘Maden Yasası eşittir Maden Talanı’, ‘Engelli Bir Doğa istemiyoruz’ diyerek sesimizi tüm Türkiye’ye duyurmaya çalışacağız.”

10 BİNLERCE AĞAÇ KESİLECEK
Yeşil Artvin Derneği Başkanı Erdoğan Gazihan da Kanadalı şirketin teleferikle taşıma işlemi için 10 binlerce ağacı keseceğini söylüyor:

“Bunların çalışma alanı 1600- 1700 metrede. Yanında kent ormanı, hemen yanında Hatila Milli Parkı var. Bunların hemen üzerinde ve şehrin tam tepe noktasında çalışıyorlar. İkinci ruhsat alanı çok daha geniş, ta şehrin içine kadar iniyor. Bizim buradaki bütün su kaynaklarımız, doğal yaşlı ormanlarımız, dünya üzerinde korunan alanlar içerisinde tanınan bir yer. Bunlar başladığında bütün yaşam alanlarının hepsi kirlenecek. Daha önceden kesilen bir yığın ağaç vardı. Teleferik alanı için 10 binlerce ağacı kesecekler. Teleferik Çoruh’un karşı kısmına geçip, oradan Çayeli’ne geçecek.”

CERATTEPE’DE BUGÜNKÜ DURUM NE?
Bugünkü durumda; Artvin Barosu ve Yeşil Artvin Derneği 2005 yılı Haziran ayında Erzurum İdare Mahkemesi’nde işletme ruhsatının iptali için iki ayrı dava açtı. Mahkeme konunun önemini ve gecikme halinde telafisi imkânsız zararların doğacağını takdir ederek, “Yürütmenin durdurulması” kararı verdi. Yargı süreci devam ediyor.

[NTVMSNBC]

23.10.2007

Kaz Dağı yapış yapış, sular bulanık akıyor

Muratlar Köyü'nde sondaj çalışmalarında kullanılan bentonit isimli madde yerleri yapış yapış yaptı. Maden mühendisleri 'Suya karışan bentonit insanı öldürmüyor ama mide bulantısı ve kusmaya yol açıyor' dedi
RADİKAL - İSTANBUL - Altın arama çalışmalarının yapıldığı Kaz Dağları'ndaki Muratlar Köyü'nde sondaj çalışmaları sırasında kullanılan yapışkan kimyasal bir maddenin içme suyu kaynağını kirlettiği öne sürüldü. Köylüler, içme suyunun üzerinde sütteki kaymak gibi yağ tabakası oluştuğunu söyledi. Sondaj çalışmalarında kullanılan 'bentonit' isimli madde sık kullanılması halinde insan sağlığını tehdit edebiliyor.
Çanakkale'nin Bayramiç ilçesine bağlı Muratlar Köyü'nde içme suyu kaynağına yaklaşık 150 metre uzaklıkta sondaj çalışması yapıldığını söyleyen köylüler, toprağa karışan yapışkan maddeden tedirgin oldu. Köylüleri asıl korkutansa içme suyunun artık daha bulanık ve yağlı olması. Muhtar Mehmet Aydoğan, bazı köylülerin sondaj yapan Teckcominco firmasında işçi olarak çalıştığını ancak köyün içme sularının bozulunca işi bıraktıklarını belirtti. Suyun üzerinde kokulu bir yağ tabakası oluştuğunu anlatan Aydoğan, "Suyuk kimse içmiyor. Tedirginiz. Çalışmaların bitmesini istiyoruz" dedi. Köy sakinlerinden çoban Raşit Akıncı'ysa şöyle konuştu: "İçme suyunu beklettiğimizde sütün üstündeki kaymak gibi suyun üstünde de yağ tabakası oluşuyor. Aylardır bulanık olan suyun üzerinde bir de yağ tabakası görünmeye başlandı."

'Halk hazır su kullanıyor'
Bayramiç Belediye Başkan Yardımcısı Reşit Tümer, "Köylüler artık su içemediğini söylüyor. Yıllardır doğal kaynaklardan suyunu sağlayan halk hazır su kullanmaya başlamış" dedi.
Firmanın Halkla İlişkiler Müdürü Özgün Demircan yapışkan madde hakkında bilgi sahibi olmadığını söylerken, "Çalışmaların durdurulması konusunda bize her hangi yazılı ya da sözlü bir bilgi gelmedi" diye konuştu.
Yüksek Maden Mühendisi Hasan Gök Vardar, yapışkan maddenin sondaj çalışmalarında sık kullanılan 'Bentonit' olduğunu söyledi. Bu maddenin kil ve suyla karıştırıldığını ve içine de bir miktar mazot karıştırıldığını anlatan Vardar, "Bunu yapmanın amacı sondaj sırasında aşağılara inildikçe oluşan çatlakların kapatılması. Ancak sondaj aleti yeraltı suyuna rastladıkça bentonit ve mazotlu su yeraltı suyunun kirlenmesine neden oluyor. İçme suyunun rengini ve tadını bozuyor. İnsanı öldürmüyor ancak mide bulantısı kusma gibi tepkiler verdirir. Sondaj calışmaları çok sık yapılır ve bu madde çok kullanılırsa tabiki insan sağlığı açısından riskli olabilir" diye konuştu.
CHP de Kaz Dağlarındaki altın arama çalışmalarını yerinde inceleme incelemek üzere dokuz milletvekilinden oluşan komisyon oluşturdu. Komisyon olabilecek çevre kirliliğini ve diğer sorunları yerinde inceleyecek.

22.10.2007

Kaz Dağları'nda neler oluyor?

Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Muratlar köyünde, üç ayrı noktada sondaj çalışmalarını sürdüren firmaya, yöre halkının tepkisi sürüyor.


ÇANAKKALE - Muratlar köyü Muhtarı Mehmet Aydoğan, köyden bazı kişilerin sondaj yapan firmada işçi olarak çalıştıklarını ancak köyün içme sularının bozulması yüzünden işi bıraktıklarını söyledi. Sondaj çalışmalarının tamamlandığı alanlarda da kaynağı henüz bilinmeyen bir tür yapışkan madde dikkati çekiyor.
Haberin devamı

Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Muratlar köyünde, üç ayrı noktada sondaj çalışmalarını sürüyor. Muratlar köyü Muhtarı Mehmet Aydoğan, Muratlar köyü sınırları içinde yürütülen altın madeni arama ve sondaj çalışmalarının bir an önce durdurulmasını istediklerini belirtti.

Aydoğan, köy halkından bazı vatandaşların, yörede sondaj çalışması yapan Teckcominco firmasında işçi olarak çalıştıklarını, ancak köyün içme sularının bozulması nedeniyle, tüm çalışanların işi bıraktığını söyledi.

İçtikleri suyun üzerinde kokulu bir yağ tabakası oluştuğunu iddia eden Aydoğan, “Köyümüzün suyunu artık kimse içmiyor. Köy halkı tedirgin. Çalışmaların sona ermesini istiyoruz” dedi.

SONDAJ ALANINDA YAPIŞKAN MADDE
Öte yandan, sondaj çalışmalarının tamamlandığı alanlarda, kaynağı henüz bilinmeyen bir tür yapışkan madde dikkati çekiyor.

Firmanın Halkla İlişkiler Müdürü Özgün Demircan, yaptığı açıklamada, yapışkan madde hakkında bilgi sahibi olmadığını söyledi.

Enerji Bakanı Hilmi Güler’in bölgedeki tüm arama izinlerinin iptal edildiği yönündeki açıklamasına rağmen firma yetkilisi Demircan, sondaj çalışmalarının, durdurulmasıyla ilgili herhangi bir karar olmadığını belirterek “Çalışmaların durdurulması konusunda bize her hangi yazılı ya da sözlü bir bilgi gelmedi” diye konuştu.

[NTVMSNBC]

19.10.2007

Kaz Dağları'nı savunmak dış güçlere alet olmakmış

Güler'in, Kaz Dağları'ndaki maden çalışmalarına itiraz edenlere bakışı: Konu altın olunca, ülke zenginliğine müsaade etmek istemeyen dış kaynaklı grupların etkin olduğunu düşünüyorum

İSTANBUL - Türkiye, günlerdir sivil toplum kuruluşları, köylüsü, basını, yerel yönetimleri ve parlamenterleriyle Kaz Dağları'nı konuşuyor. Hektarına 5 bin YTL 'doğayı tahrip' bedeli veren herkesin Kaz Dağları'nda maden arama ruhsatı almasını sağlayan düzenlemeler tartışılıyor. Bu konuda bir hal çaresi bulunmaya çalışılıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'e göreyse tüm bu çabalar, "Ülkemizin altın zenginliğine müsaade etmek istemeyen dış kaynaklı grupların etkinliği."

Çanakkale ve Balıkesir'de Kaz Dağları çevresinde yaşayan 1.5 milyon insanı doğrudan ilgilendiren sorularla ilgili bugüne dek bakanlıklar eliyle yapılan tek etkinlik, Çevre Bakanlığı'ndan görevli bir heyetin bölgeye gidip inceleme yapması oldu. Ancak 'heyet'in sadece iki kişiden oluşması ve fotoğraf çekimi yapıp sadece bir günde ayrılması, bölgede şaşkınlık yarattı. Küçükkuyu Belediye Başkanı, "Heyet bize uğramadı bile" dedi.

Enerji Bakanı Hilmi Güler de 27 Ekim günü Çanakkale'ye gelerek Kaz Dağları'ndaki maden arama çalışmalarıyla ilgili bir toplantıya katılacak. Ancak bu toplantının sponsorunun bizzat altın arayan firmalar olduğunu iddia eden Çanakkale Çevre Platformu, toplantıya katılmayarak aynı saatte bir basın açıklaması yapacak.

Bakan Güler 'mutlu' ama...
16 Ekim'de TBMM'de gazetecilere "Konu altın olunca daha farklı davranışla karşılaşıyoruz. Hiçbir konuda altına gösterilen hassasiyet gösterilmedi. İş altın olunca bir başka mekanizma işliyor" diyen Bakan Güler, dün NTV televizyonuna benzer açıklamalar yaptı.
Güler, "Türkiye'de başka madenler de var ama konu altın olunca, ülkemizin altın konusundaki zenginliğine müsaade etmek istemeyen dış kaynaklı bazı grupların etkinliğinin olduğunu düşünüyorum. Ama çevre gibi bir konuda bölge halkının hassasiyet göstermesi de bizi mutlu ediyor" dedi.

Güler, NTV'de 'Kaz Dağı delik deşik ediliyor' ifadesinin de gerçeği yansıtmadığını savundu: "Bir su bardağının çapı kadar aşağı iniliyor, numune alınıyor. 17 sondaj yapılacak. Toplamı 1 metrekare bile yapmıyor. Yanlış bir uygulamaya rastlanırsa derhal ruhsatlar iptal edilecek. Şu anda taşocakları dahil bütün ruhsatları durdurdum."

Bakan konuşmasında su bardağı çapındaki sondajlar için Kaz Dağları'ndaki ormanlara giren iş makineleri ve açılan şantiyelere değinmezken, sondaj çalışmalarıyla ilgili bir bilgi de dün Çevre Bakanlığı'ndan gelen heyeti ağırlayan Teckcominco Fronteer Arama ve Madencilik Şirketi'nde görevli Yüksek Jeoloji Mühendisi Hakan Baran'dan geldi.

Kirazlı, Söğütalan ve Muratlar köyleri bölgelerinde altın arama çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Baran, "İki noktada sondaj çalışmalarımız tamamlandı. Muratlar Köyü'nde devam ediyor. Şu ana kadar üç ayrı noktada 400 civarında sondaj yaptık" dedi. Bölgede 10 kadar firma, 36 noktada maden araması yapıyor.

Çevre Bakanı Veysel Eroğlu'nun 'bölgeye göndereceğini' açıkladığı heyet dün Kaz Dağları'ndaydı. İki kişilik heyet incelemelerine Teckcominco Şirketi'nin Çan ilçesinin Söğütalan Köyü mevkiinde altın arama çalışmalarını sürdürdüğü bölgeden başladı. Maden İşleri Genel Müdürlüğü'nde görevli Şube Müdürü Erdoğan Üçpınar ve beraberindeki bir uzman, inceleme kapsamında kamera ve fotoğraf makinesiyle çekim yaptı. Heyet, Çan'ın Söğütalan köyü Ağıdağı mevkiinde, Bayramiç ilçesinin Muratlar Köyü'nde, Ayvacık ilçesinin Küçükkuyu beldesi Bahçedere Köyü Fatma Kayası mevkiinde inceleme yapıp bölgeden ayrıldı. Heyet bir rapor hazırlayıp, bakana iletecek.

'Bizi muhatap almadılar'
Ancak heyetin incelemesini erken bitirmesi bölge halkını şaşırttı. Küçükkuyu Belediye Başkanı Yusuf Aksoy, heyetin kendileriyle iletişim kurmamalarından yakındı. Aksoy, "Belediye hudutları içindeki incelemelerde heyetin yanında olup en azından ön bilgi vermek isterdik ama bizi muhatap almadılar. Ayrıca heyetin en az dört kişiden oluşacağını tahmin ediyorduk. İki kişi geldiler" dedi.

[Radikal]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...