27.01.2009
İklim değişikliğinin birçok sonucu düzeltilemiyor
ABD Ulusal Bilim Akademisinin iklim araştırmacılarından Susan Solomon, “İnsanlar uzaya karbondioksit salımını durdurursak, iklimin 100 yıl, 200 yıl içinde normale döneceğini zannediyor, bu doğru değil” dedi.
Solomon, uluslararası bir ekibin iklim değişikliğinin “değiştirilemez” sonuçları hakkında hazırladığı raporun baş yazarı. Araştırma raporu, bugün Ulusal Bilim Akademisi dergisinde yayımlandı.
“İklim değişikliğinin yavaş, ama durdurulamaz olduğunu” belirten Solomon, bu nedenle uzun dönemdeki etkilerin daha da kötü olmasını önlemek için bir an önce harekete geçilmesi gereğine işaret etti.
Susan Solomon, karbon salımı durdurulsa bile en az bin yıl etkisini sürdürecek değişiklikleri “değiştirilemez” olarak tanımlıyor.
Rutgers Üniversitesi Çevresel Tahminler Merkezinden Alan Robock, Solomon başkanlığındaki uluslararası araştırma ekibinin hazırladığı raporun değerlendirmelerine katıldığını belirterek, iklim değişikliğinin etkisinin “bacaları kapatınca birkaç gün içinde havanın temizlenmesiyle sonuçlanan hava kirliliğine benzemediğini” söyledi.
Uluslararası İklim Değişikliği Panelinin liderlerinden ve konuyla ilgili dünyanın en bilinen uzmanlarından olan Solomon, raporunda ısının küresel olarak arttığını ve Akdeniz, Güney Afrika ve Kuzey Amerika’nın güneybatısında yağış görüntülerinde değişiklikler gözlendiğini kaydetti.
OKYANUSLARIN ETKİSİ
Araştırmacılar, raporda ayrıca, sıcak iklimin okyanusların genişlemesine ve ayrıca eriyen buzlar nedeniyle Grönland ve Antaktika’da okyanus sularının yükselmesine neden olduğuna dikkat çektiler.
Küresel ısınmanın okyanuslar tarafından yavaşlatıldığını, çünkü okyanusların ısınmak için büyük miktarda enerjiyi absorbe ettiğini kaydeden Solomon, bu iyi etkinin uzun dönemde yok olmakla kalmayacağını, ısınmış okyanusların biriktirdikleri enerjiyi havaya salarak küresel ısınmayı daha da artıracağını belirtti.
İklim değişikliği, güneş ışınlarından gelen ısıyı yakalayıp küremizin ısısını artıran (sera etkisi) atmosferdeki gazların etkisiyle oluşuyor. Havada yüzlerce yıl kaldığı için karbondioksit, bu etkiye yaratan gazların başında geliyor.
Solomon, diğer gazların küresel ısınmanın yarısından sorumlu olsalar da, daha hızla kaybolduklarını belirtiyor.
Sanayi devriminden önce küremizin havasının her milyon biriminden 280’i karbondioksitten oluşuyordu (280 ppm), bu değer halen 385 ppm’ye yükselmiş durumda.
Solomon’un başkanlığında hazırlanan raporda, eğer havadaki karbondioksit miktarının 450-600 ppm’ye yükselmesine izin verilirse, bunun kuru mevsimlerdeki yağış oranlarında sürekli düşüşlerle sonuçlanacağı uyarısında bulunuldu.
Uzmanlar, iklim değişikliğinin bazı sonuçlarının şimdiden geri dönülemez noktaya ulaşmış olması nedeniyle, ileride daha kötü sonuçlarla yüz yüze kalmamak için kamuoyu ve politikacıların bir an önce harekete geçmesi gerektiğini belirtiyor.
[Ntvmsnbc]
12.01.2009
Günde 2 kez aramanın zararı!
Google'de iki kez arama yaparken, elektrikli ısıtıcıda bir fincan çay için su kaynatırken ortaya çıkan kadar karbondioksit salınıyor.
Harvard Üniversitesi'nden fizikçi Alex Wissner-Gross'un hesabına göre, Google'de iki kez arama yaparken, elektrikli ısıtıcıda bir fincan çay için su kaynatırken ortaya çıkan kadar karbondioksit salınıyor. Google'daki tek bir aramanın çevreye maliyetiyse 7 gram karbondioksit oluyor.
Gartner firmasının bir raporuna göre, küresel bilişim endüstrisi, atmosfere dünyanın tüm havayolları kadar zarar veriyor. Havayolları, toplam karbondioksit emisyonunun yüzde 2'si kadar sera gazına neden oluyor. Wissner-Gross'un hesabına göre basit bir internet sayfasını bile görüntülemek atmosfere saniyede 0.02 gram karbondioksit salıyor.
Google ise bu konuda bir bilgi vermiyor. Dünyada günde 200 milyon arama yapılırken, bilgisayarlarla internetin neden olduğu sera gazı emisyonları ve enerji tüketimi büyük endişe kaynağı oluyor.
[Vatan Gazetesi]
15.11.2007
Dünyayı en çok kimler kirletiyor?
ANKARA - Center for Global Development düşünce kuruluşunun desteğiyle dünya genelinde yapılan araştırma, karbon salımında kişi başına düşen pay hesap edildiğinde Avustralyalıların, ülkeler listesinin ikinci sırasındaki Çin’in büyük farkla önünde olduğunu gösterdi.
50 bin kadar elektrik santrali ve 4 bin firmayı dahil ederek yapılan araştırmaya göre, kişi başı karbon salımında 10 ton ile başı çeken Avustralyalıları, 8 ton ile Amerikalılar izliyor. Genel olarak bakıldığında ise listenin başında ABD, ikinci sırada ise Çin yer alıyor.
Araştırmada, ABD’nin sahip olduğu elektrik santrallerinden atmosfere her yıl 2,5 milyar ton karbon salındığına, bu alanda ikinci sırada ise 2,4 milyar tonla Çin’in yer aldığına dikkat çekiliyor.
Karbon gazı salımında başı çeken ülkeler listesinde ilk 10 sırada şu ülkeler yer alıyor:
1. ABD- 2,530 milyar ton
2. Çin- 2,430 milyar ton
3. Rusya- 600 milyon ton
4. Hindistan- 529 milyon ton
5. Japonya- 363 milyon ton
6. Almanya- 323 milyon ton
7. Avustralya- 205 milyon ton
8. Güney Afrika- 201 milyon ton
9. İngiltere- 192 milyon ton
10. Güney Kore- 168 milyon ton
Kişi başına düşen karbon salımında ise liste şöyle:
1. Avustralya- 10 milyon ton
2. ABD- 8,2 milyon ton
3. İngiltere- 3,2 milyon ton
4. Çin- 1,8 milyon ton
5. Hindistan- 0,5 milyon ton
[NTVMSNBC]
25.09.2007
BM’de ‘karbon salınımı’ çağrısı
NEW YORK - Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, BM’de düzenlenen ve 140’dan fazla ülkenin temsilcisinin katıldığı “İklim Değişikliği Üst Düzey Zirvesi”ni başlattı. Moon, sanayileşmiş ülkelerin liderlerine karbon salımlarını azaltmaları çağrısı yaptı.
Küresel düzeyde eyleme geçmenin önemini vurgulayan Moon, gelişmekte olan ülkelerin de ekonomik büyümelerini tehlikeye atmadan bu konuda adım atması gerektiğini belirtti.
Genel Sekreter, ayrıca aralık ayında Bali’de düzenlenecek BM İklim Zirvesine destek istedi. Bu yılki toplantıların gündeminde “iklim değişikliği’nin yanısıra; Darfur, Irak, Afganistan, Irtadoğu ve Kosova konuları yer alıyor.
Öte yandan, ABD Başkanı George Bush, perşembe ve cuma günleri, küresel ısınmada en fazla payı bulunan, başka bir ifadeyle en fazla karbon salımı yapan 16 ülkenin liderlerini bir araya getirecek.
KÜRESEL ISINMANIN ETKİLERİNİ YAŞAMAYA BAŞLADIK BİLE
Birleşmiş Milletler’in bu çabaları boşuna değil. Zira bilimadamları küresel ısınmanın etkilerinin düşünülenden çok daha erken hissedileceğini ve artık dünyanın bununla yaşamayı öğrenmesi gerektiğini söylüyor.
Hazırlanan yeni bir rapora göre, sıcaklıklar artacak, ani hava değişimleri daha sık görülecek, su sıkıntısı yaşanacak ve tarımda verim düşecek.
Eğer sıcaklık artışı 1,5 ila 2,5 dereceyi geçerse bitkilerle canlı türlerinin yüzde 30’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.
İklim değişiklerinin esas bedelini Afrika ve Kuzey Kutbu’nu yanısıra Fiji gibi adalar ve Asya’daki nehirlerler ödeyecek. Bu iklimsel değişikliklerden en çok etkileneceklerse yaşlılarla yoksullar olacak.
[NTVMSNBC]
23.09.2007
Brüksel: Nükleer enerji düşük karbon enerji politikasında kilit rol oynayacak
BRÜKSEL (AFP) — Nükleer enerji araştırması için yeni bir forumu bildiren Avrupa Komisyonu, dünyanın düşük karbon enerjisine doğru geçmeye çabaladıkça nükleer enerjinin önemli bir unsur olarak kalacağını açıkladı.
BM'nin yönetim kolu yayınladıkları bildiride, Sürdürülebilir Nükleer Enerji Teknolojisi Platformunun "bu sektördeki Avrupa liderliğini sürdürmek ve geleceğe hazırlanmak adına" bir strateji oluşturulması için endüstri ve araştırmacıları bir araya getireceğini açıkladı.
"Dünya genelindeki enerji tüketiminin 2000 ve 2050 yılları arasında ikiye katlanması muhtemeldir, ve nükleer enerji gelecekteki düşük karbonlu enerji sistemleri için önemli bir öge olacak."
"Avrupa dünyaki en büyük nükleer endüstriye sahip ve elektriğinin üçte biri nükleer santrallerden geliyor."
Avrupa Bilim ve Araştırma Komisyon üyesi Janez Potocnik, "nükleeri seçmiş bu ülkeler için, nükleer enerji sera gazlarının salınımının düşürülmesi ve stokların güvenliği çözümlerinin çok önemli bir parçası olacaktır."
Potocnik, bunu mümkün kılmak için iki ana politik ve kamusal kaygıya dikkat çekmek zorunda olunduğunu vurguladı.
İlki, nükleer enerjinin ekonomik olarak rekabet edebilir olduğunu garanti ediyor.
İkincisi ve daha önemlisi, nükleer enerjiyi gelecek nesillere bırakacağımız miras bakımından ve çevresel bakımdan mümkün olduğu kadar yansız yapmaktır.
Potocnik, her iki endişenin cevabı geri dönüşüm ya da depolama yollarını duyurmak kadar nükler atıkta önemli miktarda bir azalmayı da kapsayan araştırma ve yatırımda yattığını söyledi.
[AFP]
22.09.2007
Sibirya'da donmuş toprak çözüldü
Uzmanlar, buzun altında onbinlerce yıldır hareketsiz kalan mikropların canlanması tehdidine de dikkat çekti.
Sibirya'da eriyen ve kontrolsüzce yayılan toprak, yolları kullanılamaz hale getirdi.
Araştırmacı Sergei Zimov, "10 yıl önce burası anayol olarak kullanılıyordu. Her gün buradan onlarca yük kamyonu geçerdi. Şimdi eriyen buzlar ve yayılan çamurla birlikte yol kaybolmuş durumda. Sonunda bütün yollarımız bu hale gelecek" dedi.
İklime uyum sağlayan 'tayga' denilen bitki örtüsü de çamur olup akan toprakla birlikte yok oluyor.
Uzmanlar, tehlikenin yüzeyde meydana gelen değişikliklerle sınırlı kalmayacağı ve sadece bu bölgeyi etkilemeyeceğinden endişeli.
Toprak, içinde tarih öncesi dönemin mikroplarını, bitki ve hayvan fosillerini de hapsetmiş durumda. Dolayısıyla, ısınmanın, donmuş durumda olan mikropların canlanmasına neden olmasından da korkuluyor.
Bilimadamlarına göre, mikroplar erime ve ısınma sonucu canlanarak atmosfere karbon gazı salınımında etkin rol oynayacak.
İnsanoğlu bir yılda atmosfere 7 milyar ton karbon gazı yayıyor. Bilimadamlarının tahmini Sibirya'daki erimenin toplam 500 milyar ton karbon gazının daha atmosfere karışmasına neden olabileceği yönünde...
[CNNTürk]