7.10.2011
Uzayda teorileri altüst eden enerji
Boğa takım yıldızındaki Yengeç nebulasının ortasındaki pulsarın yaydığı enerjinin yoğunluğu, uzay cisimleri konusundaki mevcut fizik teorilerini alt üst etti.
Amerikan bilim dergisi Science'da yayımlanan araştırmaya göre, pulsardan (periyodik elektromanyetik dalgalar yayan gökcisimleri) çıkan gama ışınlarının gücünü 100 milyar ila 400 milyar elektron-volt (GeV) olarak ölçen astrofizikçiler, bundan önce azami 25 GeV yapılan tahminlerden dolayı, büyük şaşkınlığa uğradılar.
Bilim insanları, böylesine bir enerji yoğunluğunun, güneş ışınlarınınkinden bir milyar kat daha fazla olduğunun altını çizdiler.
Gözlemi yapanlardan California Üniversitesi Fizik Bölümü Doçenti David Williams, "Yengeç nebulasının uzun yıllardır yapılan gözlemlerinden ve çok miktardaki verinin toplanmasının ardından, mekaniğini daha iyi anlayabiliyoruz, fizik modelleri bu pulsarın ışın yayma yoğunluğunun üstlü bir düşüş gösterdiğini, 10 GeV'in biraz üzeri olabileceğini ortaya koyuyor" derken, bu pulsarın 100 milyar elektron-voltu aşan nerejiyle gama ışını yaydığını ölçmelerinin kendileri için büyük sürpriz olduğunu söyledi.
Gözlem, Arizona eyaletindeki Whipple gözlem üssünde bulunan dört VERITAS (Very Energetic Radiation Imaging Telescope Array) teleskobuyla yapıldı.
Yengeç nebulasının pulsarı, kendi çevresinde saniyede 30 kez dönen bir nötron yıldızı. Bu pulsar, 1054'te meydana gelen dev süpernova patlamasında dev yıldızın sönen çekirdeği. Bu ani kozmik felaket, Dünya'dan 6 bin 300 ışıkyılı uzaktaki çok ışıklı süpernova kalıntısı Yengeç nebulasının doğumuna neden oldu.
Uzayda bulunan gaz bulutsularına verilen isim olan nebula (bulutsu) yıldızlar arasında bulunan boşluklarda yer alan ve yıldızların yaydıkları ışık enerjisi ile görünür hale gelen yoğun gaz ve toz bulutları olarak tanımlanıyor. (AA)
[Radikal]
30.04.2010
Enerji nereye kayboluyor?
Atmosferin en üst katmanında uydu aracılığıyla yapılan gözlemler, Dünyamızın aldığı Güneş enerjisi ile uzaya yaydığı kızılaltı (infrared – IR) enerji arasındaki dengenin son 10 yıldır bozulmakta olduğunu gösteriyor. Buna, fosil enerji kaynaklarının artan kullanımı nedeniyle atmosferde yükselen karbondioksit ve öteki sera gazlarının, Dünya’ya düşen ışınımın giderek daha büyük bölümlerini hapsetmesinin neden olduğu biliniyor. Bilinmeyense, enerji girdi çıktısındaki bu dengesizliği yaratan kayıp enerjinin nereye gittiği.
Çalışmalarını Science dergisinde yayımlayan ABD Ulusal Atmosfer Araştırmaları Merkezi’nden Kevin Trenberth ve John Fasullo, bu kayıp enerjinin nereye gittiğinin net olarak belirlenmesinin önemini vurgulayarak saklanan enerjinin ileride geri dönmesinin hızlı bir iklim değişimini tetikleyebileceği uyarısında bulunuyorlar.
Son 50 yıldır iklim sistemine eklenen enerjinin yaklaşık %90’ı okyanuslar tarafından emiliyor. Geri kalanın bir kısmı deniz ve karalardaki buzları eritiyor, bir kısmı karaların yüzeylerini, çok küçük bir kısmı da atmosferi ısıtıyor.
Araştırmacılar, Dünya yüzeyindeki toplam enerji artışının metrekarede 1 watt ya da üzeri olmasına karşılık, okyanuslardaki ölçüm araçlarının deniz suyunda metrekarede ancak 0,5 watt düzeyinde bir enerji artışı gösterdiğine dikkat çekerek, bunun Dünya’nın kazandığı ısının yarısının nereye gittiğinin bilinmediği anlamına geldiğini söylüyorlar.
Okyanusların Dünya yüzeyine düşen enerjinin ne kadarını emdiği, okyanuslar içine serpiştirilmiş 3000 kadar ısıölçerden oluşan Argo Sensörler Ağı tarafından izleniyor.
Ancak, 2004 yılından 2008 yılına kadarki değerler, okyanusların ısı içeriğindeki artışın önemli ölçüde yavaşladığını ortaya koyuyor.
Gerçi kayıp enerjinin bir bölümünün, Kuzey buz denizi üzerindeki buz kütlesiyle Grönland ve Antarktika’daki buzulların hızlı kaybı sonucu deniz seviyelerindeki yükselmeye (yılda 3,2 mm) gittiği biliniyorsa da, bu kayıp enerjiyi açıklayabilecek miktarın çok altında.
Araştırmacılara göre kayıp enerjinin büyük bölümü, okyanusların izlenmeyen derinliklerinde gizleniyor olabilir. Şimdiye kadar deniz suyu sıcaklıklarıyla ilgili çalışmaların büyük kısmı Argo detektör verilerinin 700 metre derinliğe kadar olan bölümüne dayanıyor. Ancak, bir Fransız ekibinin 2000 metre derinliğe kadarki Argo verilerine dayalı olarak yürüttüğü bir çalışma kayıp enerjinin büyük bir bölümünün derinlerde depolandığının işaretlerini veriyor.
Trenberth ve Fasullo da, Science dergisinde yaptıkları uyarıda, derinlerde saklı enerjinin ileride kaçınılmaz olarak yükselerek okyanus akıntılarında değişimlere ve halen El Nino ve La Nina adı verilen yağış ve kuarklık anormalliklerinin daha şiddetli biçimlerine yol açabileceğine dikkat çekiyorlar. Daha kesin ve kapsamlı verilerin gereğine işaret eden araştırmacılar, bunun için okyanusların Argo’nun erişemediği derinliklere de sensörler yerleştirilmesi ve uydu verilerinin güvenilirlik standartlarının yükseltilmesi çağrısında bulunuyorlar.
23.09.2007
Brüksel: Nükleer enerji düşük karbon enerji politikasında kilit rol oynayacak
BRÜKSEL (AFP) — Nükleer enerji araştırması için yeni bir forumu bildiren Avrupa Komisyonu, dünyanın düşük karbon enerjisine doğru geçmeye çabaladıkça nükleer enerjinin önemli bir unsur olarak kalacağını açıkladı.
BM'nin yönetim kolu yayınladıkları bildiride, Sürdürülebilir Nükleer Enerji Teknolojisi Platformunun "bu sektördeki Avrupa liderliğini sürdürmek ve geleceğe hazırlanmak adına" bir strateji oluşturulması için endüstri ve araştırmacıları bir araya getireceğini açıkladı.
"Dünya genelindeki enerji tüketiminin 2000 ve 2050 yılları arasında ikiye katlanması muhtemeldir, ve nükleer enerji gelecekteki düşük karbonlu enerji sistemleri için önemli bir öge olacak."
"Avrupa dünyaki en büyük nükleer endüstriye sahip ve elektriğinin üçte biri nükleer santrallerden geliyor."
Avrupa Bilim ve Araştırma Komisyon üyesi Janez Potocnik, "nükleeri seçmiş bu ülkeler için, nükleer enerji sera gazlarının salınımının düşürülmesi ve stokların güvenliği çözümlerinin çok önemli bir parçası olacaktır."
Potocnik, bunu mümkün kılmak için iki ana politik ve kamusal kaygıya dikkat çekmek zorunda olunduğunu vurguladı.
İlki, nükleer enerjinin ekonomik olarak rekabet edebilir olduğunu garanti ediyor.
İkincisi ve daha önemlisi, nükleer enerjiyi gelecek nesillere bırakacağımız miras bakımından ve çevresel bakımdan mümkün olduğu kadar yansız yapmaktır.
Potocnik, her iki endişenin cevabı geri dönüşüm ya da depolama yollarını duyurmak kadar nükler atıkta önemli miktarda bir azalmayı da kapsayan araştırma ve yatırımda yattığını söyledi.
[AFP]
28.08.2007
PC'ler enerji israfına yol açıyor
Avustralya Bilgisayar Topluluğu için yürütülen bir araştırmaya göre, en büyük enerji tüketim taleplerinden biri pek çok durumda asla kapatılmayan masaüstü bilgisayarlardan kaynaklanıyor.
Çalışmanın gösterdiğine göre, aletleri soğutmak için kullanılan havalandırma sistemlerindeki yük de ayrıca önemli miktarda emisyona sebep oluyor. Yeni teknoloji çoğu zaman eskisinden daha çevreci, fakat yeni ekipmanların daha hızlı ve çok daha fazla özellik sunmasından dolayı, çoğu zaman yerine konduğu teknolojiden daha fazla enerji kullanıyor.
[Australian.IT]
5.08.2007
Klimalar bir baraj yuttu
[Radikal]