iklim değişikliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iklim değişikliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.06.2011

Avrupa'da cehennem senaryosu

Avrupalı bilim insanları, 2080 yılından itibaren Avrupa'da yaz aylarında sıcaktan kaynaklanacak ölümleri araştırdı.

MADRİD-Avrupalı bilim adamının hazırladığı rapora göre, 2080 yılından itibaren Avrupa’da yaz aylarında sıcaklardan kaynaklanan ölümlerde büyük artış görüleceği iddia edildi.

"Nature Communications" adlı dergide yayımlanan, Fransa, İsviçre, İspanya başta olmak üzere 16 Avrupa ülkesinden gelen bilim adamlarından oluşan grubun raporunda, 2080 yılından itibaren yaz mevsimindeki sıcaklıkların mevcut durumdan ortalama 4,5 derece daha fazla olmasının tahmin edildiği bildirildi. Sıcaklara bağlı olarak görülen ölümlerin 2080 yılından itibaren ciddi bir şekilde artışa geçeceği savunulurken, tüm Avrupa’da yılda 230 bin kişinin bu yüzden ölebileceği ileri sürüldü.

Özellikle Fransa, İspanya, Hırvatistan ve İtalya gibi Akdeniz’e kıyısı olan güney Avrupa ülkelerinin sıcaklardan en çok etkilenecek ülkeler olduğu belirtilirken, buralardaki ortalama yaşam süresinin 9 ay azalabileceği, orta Avrupa’da hemen hemen aynı kalacağı, kuzey Avrupa’da ise yaşam süresinde artış bile görülebileceği kaydedildi. İklim değişikliğinden dolayı yazların daha sıcak olmasına rağmen kışların daha sert olmayacağını belirten bilim adamları, bu yüzden kış aylarında görülen grip, yüksek tansiyon, donma gibi sebeplerden ölümlerin de azalacağını öne sürdü.

Bilim adamlarının araştırmasında, referans olarak verilen 2003 yılı rakamlarına göre, başta yaşlılar ve solunum yetersizliği yaşayanlar olmak üzere tüm Avrupa’da 2003 yazında 70 bin kişinin sıcaklardan dolayı hayatını kaybettiği ifade edildi.(aa)

Radikal

9.12.2009

Dünya Bankası Raporu : İstanbul İklimi Karaman Gibi Olacak

Raporda İstanbul'un 40 yıl sonra Karaman kadar sıcak olacağı da yer alıyor.

Dünya Bankası’nın iklime ayrılan Dünya Kalkınma Raporu 2010 yayımlandı, raporda dünyada ısı artışı tehlikesine dikkat çekilirken, "Kuzey Avrupa kentleri yüzyılın ortasında Akdeniz iklimine hazır olsun" denildi, tehlikeyi sergileyen haritada da örnek olarak İstanbul’un 40 yıl sonra güneyde yer alan Karaman’ın iklimine sahip olacağı gösterildi.

Raporda yer alan dehşet senaryosuna göre, yüzyılın ortalarında Roma Lefkoşe’nin, Londra Villa Real’in, St.Petersburg Ternopol(Ukranya)’un, Berlin Chlef (Cezayir)’in, Stockholm Soria (Orta Fransa)’nın iklimine sahip olacak.
-Rapordaki bir başka bilgiye göre kentsel alanlar çevrelerindeki kırsal bölgelerden daha da sıcak olacak, çünkü çılgınca ve plansız yapılaşma şehirlerin ısıdan etkilenecek yüzeylerini artırıyor. Ankara gibi çukur ve yapılaşmanın durmadan arttığı kentlerde ısının geleceği nokta endişe yaratıyor.


Kopenhag’daki İklim Zirvesi sürerken Dünya Bankası’nın iklim raporu Türkiye’yi de ilgilendiren bir dehşet senaryosuna yer verdi. Raporda kuzey Avrupa kentlerinin yüzyılın ortalarında Akdeniz iklimine hazırlıklı olması gerektiği belirtilirken, yer alan bir haritada 40 yıl sonra İstanbul’un "Karaman ilinin iklimine" sahip olacağı gösterildi. Raporda, "Çevreleyen kırsal alanlardan 3.5-4.5 santigrat dereceye kadar daha fazla ısı üreten kent ısı adalarıyla, sıcak dalgalarının frekansları ve yoğunluklarında artış olasılığı bulunmaktadır" denilerek özellikle Ankara İstanbul gibi çarpık ve aşırı yapılaşmanın görüldüğü bölgelere uyarıda bulunuldu.

[Radikal]

27.01.2009

İklim değişikliğinin birçok sonucu düzeltilemiyor

Uzmanlar, iklim değişikliğinin birçok sonucunun artık “düzeltilemez” noktada olduğunu, küresel ısınmanın üçüncü bin yıla kadar giderilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

ABD Ulusal Bilim Akademisinin iklim araştırmacılarından Susan Solomon, “İnsanlar uzaya karbondioksit salımını durdurursak, iklimin 100 yıl, 200 yıl içinde normale döneceğini zannediyor, bu doğru değil” dedi.

Solomon, uluslararası bir ekibin iklim değişikliğinin “değiştirilemez” sonuçları hakkında hazırladığı raporun baş yazarı. Araştırma raporu, bugün Ulusal Bilim Akademisi dergisinde yayımlandı.

“İklim değişikliğinin yavaş, ama durdurulamaz olduğunu” belirten Solomon, bu nedenle uzun dönemdeki etkilerin daha da kötü olmasını önlemek için bir an önce harekete geçilmesi gereğine işaret etti.

Susan Solomon, karbon salımı durdurulsa bile en az bin yıl etkisini sürdürecek değişiklikleri “değiştirilemez” olarak tanımlıyor.

Rutgers Üniversitesi Çevresel Tahminler Merkezinden Alan Robock, Solomon başkanlığındaki uluslararası araştırma ekibinin hazırladığı raporun değerlendirmelerine katıldığını belirterek, iklim değişikliğinin etkisinin “bacaları kapatınca birkaç gün içinde havanın temizlenmesiyle sonuçlanan hava kirliliğine benzemediğini” söyledi.

Uluslararası İklim Değişikliği Panelinin liderlerinden ve konuyla ilgili dünyanın en bilinen uzmanlarından olan Solomon, raporunda ısının küresel olarak arttığını ve Akdeniz, Güney Afrika ve Kuzey Amerika’nın güneybatısında yağış görüntülerinde değişiklikler gözlendiğini kaydetti.

OKYANUSLARIN ETKİSİ
Araştırmacılar, raporda ayrıca, sıcak iklimin okyanusların genişlemesine ve ayrıca eriyen buzlar nedeniyle Grönland ve Antaktika’da okyanus sularının yükselmesine neden olduğuna dikkat çektiler.

Küresel ısınmanın okyanuslar tarafından yavaşlatıldığını, çünkü okyanusların ısınmak için büyük miktarda enerjiyi absorbe ettiğini kaydeden Solomon, bu iyi etkinin uzun dönemde yok olmakla kalmayacağını, ısınmış okyanusların biriktirdikleri enerjiyi havaya salarak küresel ısınmayı daha da artıracağını belirtti.

İklim değişikliği, güneş ışınlarından gelen ısıyı yakalayıp küremizin ısısını artıran (sera etkisi) atmosferdeki gazların etkisiyle oluşuyor. Havada yüzlerce yıl kaldığı için karbondioksit, bu etkiye yaratan gazların başında geliyor.

Solomon, diğer gazların küresel ısınmanın yarısından sorumlu olsalar da, daha hızla kaybolduklarını belirtiyor.

Sanayi devriminden önce küremizin havasının her milyon biriminden 280’i karbondioksitten oluşuyordu (280 ppm), bu değer halen 385 ppm’ye yükselmiş durumda.

Solomon’un başkanlığında hazırlanan raporda, eğer havadaki karbondioksit miktarının 450-600 ppm’ye yükselmesine izin verilirse, bunun kuru mevsimlerdeki yağış oranlarında sürekli düşüşlerle sonuçlanacağı uyarısında bulunuldu.

Uzmanlar, iklim değişikliğinin bazı sonuçlarının şimdiden geri dönülemez noktaya ulaşmış olması nedeniyle, ileride daha kötü sonuçlarla yüz yüze kalmamak için kamuoyu ve politikacıların bir an önce harekete geçmesi gerektiğini belirtiyor.

[Ntvmsnbc]

13.01.2009

İklim hastalıkları kırıp geçirecek...

Dünyadaki iklim değişiklikleri, enfeksiyon yoluyla bulaşan bazı hastalıklar ile solunum yolu hastalıklarını artırırken, fırtına ve yangınların yol açtığı yaralanmalarla da sağlığı etkileyecek.
Avustralya Çevre Doktorları'nın yayınladığı rapora göre önümüzdeki 10 yıl içinde özellikle çocuk ve yaşlılar yükselen hava sıcaklığının tehdidi altında olacak. İklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri konusunda bilinçliliği artırmayı hedefleyen grubun raporunda, 2020 yılında Avustralyalı doktorlar ve diğer sağlık görevlilerinin iklim değişikliğiyle bağlantılı pek çok hastalıktan mustarip hastalarla uğraşacağı vurgulanıyor.

Daha çok alerji görülecek
Küresel ısınmayla bağlantılı ortaya çıkan rahatsızlıklar arasında sıcaklığın yol açtığı stres, travma gibi problemlerin yanı sıra yine sıcaklıkla bağlantılı olarak kalp, damar ve akciğerleri etkileyen hastalıklar var. Alerjik vakalarda da artış görülecek. Havanın daha da kirlenmesi solunum yolu hastalıklarını artırırken, yüksek sıcaklıklar mide-bağırsak hastalıkları ile sivrisinek yoluyla bulaşan rahatsızlıkların daha çok görülmesine neden olacak.
Avustralya'da sel, yangın, fırtına gibi ekstrem hava olaylarının daha sık görüleceğini öngören rapora göre küresel ısınmadan en çok kırsal bölge halkı etkilenecek. Çünkü bu bölgelerde yaşayanlar daha ekstrem iklim olaylarıyla karşılaşmalarının yanı sıra gıda ve su kaynakları konusunda da sıkıntı yaşıyor. Avustralya'da yaşanacak ısınmanın şiddeti de diğer ülkelerden fazla olacak.
Rapor 7 Nisan Dünya Sağlık Günü öncesinde yayınlandı. Dünya Sağlık Günü'nün bu seneki odağı da iklim değişikliklerinin yol açtığı ters etkilere karşı sağlığın korunması olacak.

[Radikal]

18.12.2007

Hollanda'nın İklim Değişikliği Mücadelesi

Küresel ısınma ile mücadelede önlem almak kadar, artık kaçınılmaz olan iklim değişikliklerine hazırlanmak yani adaptasyon mekanizmaları geliştirmek de çok önemli. İşte Hollanda’nın bu amaçla yürürlüğe soktuğu çalışmaları.

Alçak rakımlı bir ülke olan Hollanda’nın topraklarının dörte biri deniz seviyesinin altında. Bu nedenle deniz, kıyı bölgeleri için sürekli bir tehdit kaynağı. Küresel ısınma bu tehdidi daha da ciddi kılıyor. Çünkü küresel ısınmaya bağlı iklim değişiklikleri sonucu önümüzdeki yüzyılda Hollanda kıyılarında deniz seviyesinin 85 cm yükselmesi bekleniyor.

Ülkedeki üç büyük nehrin taşması ve büyük sel felaketlerin meydana gelmesi de olası. Son yapılan anketler de, Hollandalıların seli terör saldırılarından daha büyük tehdit gördüğünü ortaya koyuyor.

Bu durum Hollanda hükümetini yeni önlemler almaya itiyor. Bu önlemlerden birisi de kıyı bölgelerini korumak için Kuzey Denizi’nde yapay adalar oluşturulması. Hatta Hollanda’nın simgesi olan lale şeklinde bir ada yapılması gündemde.

Hollanda Parlamentosu, projeyi araştırması için bir komisyona yetki verdi. Parlamentoda projeye destek sağlamak için yürütülen çalışmaların öncülüğünü yapan Hıristiyan Demokrat politikacı Joop Atsma, lale adanın ülkenin tanıtımı da katkı sağlayacağını söylüyor.

TARIM SEKTÖRÜ İÇİN ACİL ÇÖZÜM İSTENİYOR
Hollandalıların acilen yeni topraklara da ihtiyacı var. Bir kilometrekarede 485 kişinin yaşadığı ülkede arazi fiyatları hızla yükseliyor. Bu durum tarım sektörüne de zarar veriyor.

En fazla tarım ürünü ihraç eden üçüncü ülke olan Hollanda’nın bu konumunu kaybetmesinden korkuluyor. Hollandalı yetkililer, lale adada oluşturulacak tarım alanlarının bu soruna da iyi bir çözüm olacağı görüşünde.

KUZEY DENİZİ’NDE EKOLOJİK BOZULMA UYARISI
Ama çevrecilerin bazı uyarıları var; çünkü Kuzey Denizi, istediğinizi kolayca inşa edebileceğiniz bir çöl değil. Kuzey Denizi ekolojik açıdan çok zengin; hatta dünyanın en bereketli sularından birisi. Eğer bu bölgeye bir ada inşa edilirse deniz canlıları, göçmen kuşlar ve ekolojik sistem zarar görür.

Projenin maliyeti de bir başka eleştiri konusu. Joop Atsma ise projenin getirisinin götürüsünden fazla olduğunu savunuyor.

SUYLA MÜCADELE İHRAÇ EDİLİYOR
Hollanda’nın su baskınları ve denizle mücadelesi çok eskiye dayanıyor. 1300’lü yıllarda alçak kesimlerdeki suların tahliyesi için yel değirmenlerinden yararlanılmıştı. 1953’te meydana gelen sellerde yaklaşık 2 bin kişi ölünce dünyanın en büyük inşaat projelerinden biri çerçevesinde dev dalgakıranlar, kanallar ve setler inşa edilmişti.

Artık Hollanda bu teknolojiyi ihraç etmeye başladı. Örneğin Dubai’deki palmiye şeklindeki ada Hollandalı mühendislerin imzasını taşıyor. ABD’li yetkililer de 2005’teki Katrina tayfununun ardından New Orleans’taki suların tahliyesi için Hollandalı uzmanların yardımına başvurdu.
[NTVMSNBC]

3.12.2007

BM İklim Değişikliği Konferansı başladı

Bir yıl süren yoğun iklim diplomasisi ve BM raporlarından sonra 10 bin delege bu konferansta, sera etkisi yapan gazların salımını azaltmak amacıyla 2009’a kadar geniş kapsamlı bir BM anlaşması için müzakerelerin başlatılmasına çalışacak.

BALİ - BM İklim Değişikliği Konferansı, Endonezya’nın Bali adasında başladı. Yaklaşık 190 ülke, Bali’deki konferansta, en çok fakirleri etkileyecek kuraklıkların, sıcak hava dalgalarının ve yükselen deniz seviyelerinin önüne geçmek amacıyla 2009’a kadar iklim değişikliğiyle mücadele için yeni bir küresel anlaşma sağlamaya çalışacak.

Endonezya Çevre Bakanı Rachmat Witoelar, 14 Aralık’a kadar sürecek konferansın açılışında delegelere hitaben yaptığı konuşmada, “Dünya çok yakından izliyor. İklim değişikliğinin ne olduğu belli ve hızı artıyor. İklim değişikliğinin en ağır etkileri fakir uluslar tarafından hissedilecek kadar aşikar” dedi.

Bir yıl süren yoğun iklim diplomasisi ve iklim değişikliğinin riskleriyle ilgili BM raporlarından sonra 10 bin delege bu konferansta, sera etkisi yapan gazların salımını azaltmak amacıyla 2009’a kadar geniş kapsamlı bir BM anlaşması için müzakerelerin başlatılmasına çalışacak.

Yeni bir anlaşma, 36 sanayileşmiş ülkeden 2008-2012’ye kadar sera etkisi yapan gaz emisyonlarını 1990 seviyelerinin, yüzde 5’in altına indirmesini isteyen Kyoto Protokolü’nün daha da genişletilmesi anlamına geliyor.

ABD Başkanı George Bush, ülkesinin ekonomisine zarar vereceğini söyleyerek 2001’de Kyoto Protokolü’nü imzalamayı reddetmişti. Ancak Bush, 2009’a kadar sağlanacak yeni bir küresel anlaşmaya katkıda bulunabileceklerini belirtmişti.

Dünyayı kirletenlerin başında gelen ve dünya nüfusunun üçte birini oluşturan Çin ve Hindistan, Kyoto tarafından belirlenen hedefleri kabul etmenin kendileri için adil olmayacağını savunuyor.

[NTVMSNBC]

18.11.2007

Uzmanlar hükümetler için çalıştı: İklim kılavuzu hazır

Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin dördüncü raporundan bir de kılavuz çıktı. Amaç, politikacıların Bali'deki zirveye hazırlıklı gelmesi...

AP - VALENCİA - Nobel Barış ödüllü Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) dördüncü raporunu dün yayımladı. Günlerdir beklenen raporda Dünya'nın gittikçe artan hızda ısındığı, küresel ısınmanın insanların büyük acılar çekmesine ve bazı hayvan türlerinin yok olmasına yol açabileceği söyleniyor.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun raporun yayımlanması üzerine, "İklim değişikliğinin muhtemel sonuçları o kadar korkutucu ki, ancak acil küresel önlemlerle sonuç alabiliriz" dedi. Panele üye olan bilim insanlarının altı senelik araştırmalarıyla, binlerce sayfalık bilimsel veriyi özetleyen 'sentez raporu'nun hazırlanması altı gün sürerken, bu sene yeni bir uygulamayla politikacılar ve hükümetler için raporu özetleyen bir kılavuz da hazırlandı.

Fakir ve yaşlılar ilk sırada
Kılavuz ve raporda, iklim değişikliğinin kanıtları, insanların ürettiği sera gazlarının küresel iklime etkisi ve alınacak önlemlere bağlı olarak değişen iklim senaryoları anlatılıyor.

Raporun önsözünde, iklim değişikliğinin varlığından artık şüphe duyulamayacağı belirtilirken, küresel ısınmadan en çok fakir ve yaşlıların etkileneceği, açlık ve hastalık salgınlarının yayılacağı, kuraklık ve sellerin dünyanın en fakir bölgelerinde sıklaşacağı, hayvan ve bitki türlerinin de olumsuz etkileneceği söyleniyor.

Kılavuzun Kyoto Protokolü'nün devamı niteliğinde bir anlaşmanın gelecek ay tartışılacağı Bali zirvesine katılacak hükümet yetkililerini bilgilendirmesi amaçlanıyor. Çevre grupları raporun kendinden emin, güçlü kelimeler kullanılarak yazılmış olmasını vurgularken, Bali'deki zirve öncesinde tüm yetkililerin raporu inceleyerek bilgilenmeleri gerektiğini söylüyor.

Greenpeace yetkilileri, "Bali dönüşünde yetkililerin ellerindeki raporların her sayfası kıvrılmış, satırların altı çizilmiş, boşluklara not alınmış olmalı" diyor. Dünya Doğal Hayatı Koruma Derneği yetkilileriyse 'bazı hükümetlerden gelen yoğun baskılara rağmen' cesur bir rapor yayımladıkları için panel üyelerini tebrik ediyor.

[Radikal]

24.10.2007

Çevre Bakanı: Sera gazı emisyonunu azaltmalıyız

RADİKAL - ANKARA - TBMM'de, küresel ısınma konusunda araştırma komisyonu kurulmasına karar verildi. Meclis'teki görüşmelerde Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye'de kişi başına düşen sera gazı emisyonunun OECD ortalamasının üçte biri seviyesinde olduğunu ama bunun düşürülmesi gerektiğini söyledi.

TBMM Genel Kurulu'nda dün küresel ısınm ve su sorunuyla ilgili araştırma komisyonu kurulması kabul edilirken, Bakan Eroğlu, konuyla ilgili bilgiler verdi. Kyoto Protokolü'ne Türkiye'nin taraf olması konusunda çalıştıklarını belirten Eroğlu, sera gazı emisyonunun Türkiye'de diğer ülkelere göre çok düşük seviyede olduğunu söyledi. Eroğlu, kişi başına düşen 4,1 tonluk karbondioksit eşdeğeri emisyon miktarı ile Türkiye'nin Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinin üçte biri, ABD'nin de altıda biri seviyesinde olduğunu anlattı. Eroğlu, kişi başına emisyon miktarının ABD'de 24 ton, Güney Kore'de 9 ton olduğuna dikkat çekti. Orman alanlarının genişletilmesi için 2008'de bir seferberlik başlatacaklarını belirten Çevre Bakanı Eroğlu, küresel ısınmanın Türkiye'ye bazı olası etkilerini de şöyle sıraladı:

  • Orman yangınlarının sıklık ve süresi artabilir.
  • Türkiye daha sıcak bir iklim kuşağının etkisi altında kalabilir.
  • Su kaynaklarıyla ilgili birtakım sıkıntılar olabilir.
  • Sıcaklık artışı havalandırma ve soğutma masrafını artırmaktadır.
  • Ani kar erimeleri, çığ ve taşkınlarda artış olabilir.
  • En büyük etki de tarıma olur, verim düşüşü ve ürün çeşitliliğinde azalma yaşanabilir.
[Radikal]

23.10.2007

Yükselen denizler 21 mega kenti tehdit ediyor

BANGKOK, Tayland (AP) - Dünya kentleri iklim değişikliğinin neden olduğu deniz seviyesindeki artış ve diğer felaketlerden kaynaklı tehlikelerle yüz yüze geliyor.

Worldwatch Institute, 33 kentin 2015 yılında en az 8 milyon nüfusa sahip olacağının, en az 21'inin tehlikeye oldukça açık olduğunun tahmin edildiğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler ve diğer ülkelerin çalışmalarına göre, bu kentler şunlar: Dhaka, Bangladesh; Buenos Aires, Arjantin; Rio de Janeiro, Brezilya; Shanghai ve Tianjin, Çin; Alexandria ve Cairo, Mısır; Mumbai ve Kolkata, Hindistan; Jakarta, Endonezya; Tokyo ve Osaka-Kobe, Japonya; Lagos, Nijerya; Karachi, Pakistan; Bangkok, Tayland, ve New York ve Los Angeles, ABD.

Amerikalı ve Avrupalı uzmanlar, dünya nüfusunun onda birinden fazlasının, 643 milyon insanın iklim değişimi riski altındaki düşük seviyeli bölgelerde yaşadığını söylediler. Sırası ile en çok tehlike altındakiler; Çin, Hindistan, Bangladeş, Vietnam, Endonezya, Japonya, Mısır, ABD, Tayland ve Filipinler.

Çeviri: GlobalDisaster

[Yahoo! News]

Havadaki CO2 oranı hızla artıyor

Bir bilimsel araştırmaya göre, atmosferdeki CO2 yoğunluğu, ekonomik büyüme ve ormanlar ile okyanusların sera etkisine yol açan bu gazı yeterince soğuramamaları nedeniyle, öngörülenden çok daha hızlı artıyor.

WASHINGTON - Amerikan Bilimler Akademisi’nin dergisinde yayımlanan araştırmaya katılan British Antarctic Survey adlı İngiliz kuruluşunun açıklamasına göre, atmosferdeki karbondioksit miktarının artışı, 2000’den bu yana öngörülenden yüzde 35 daha yüksek bulunuyor.

Bu artışın yüzde 17’sinin sorumlusunun doğayı kirleten yakıtlar, yüzde 18’inin sorumlusunun da, karbon gazını soğuran ormanlar veya okyanuslar gibi doğal temizleyicilerin kapasitesindeki düşüş olduğu belirtilen raporda, 50 yıl önce atmosfere salınan her bir ton CO2’nin 600 kilosunun doğal temizleyiciler tarafından soğurulduğu, 2006’da ise ancak 550 kilosunun soğurulduğunu ve miktarın düşmeye devam ettiği kaydedildi.

Araştırmanın başında yer alan Global Carbon Project’ten Pep Canadell, 2006’da 10 milyar tona yakın CO2’nin havaya salındığını ve bunun 1990’a oranla yüzde 35 fazla olduğunu belirterek, Kyoto sözleşmesinin 2012’de, iklim değişikliğinin sorumlusu olarak görülen bu salımın 1990’a göre yüzde 5 azaltılmasını öngördüğünü anımsattı.

Dünya ikliminin sanayi ürünlerinden, karbondioksit salımından ötürü bozulması ve atmosferin giderek ısınmasına iliştin en somut verilerden biri de kısa süre önce Atlas Okyanusu’ndan gelmişti.

İngiltere’nin East Anglia Üniversitesinden Dr. Ute Schuster ile çalışma hocası Prof. Dr. Andrew Watson’un “Journal of Geophysical Research: Jeofizik Araştırma Dergisi” yayın organında bir süre önce açıkladıklarına göre, Atlas Okyanusu’nun kuzey bölümünde karbondioksit soğurması son 10 yılda yarı yarıya azaldı.

Araştırma, yük gemilerine konulan ölçüm cihazları dahil 1995 ile 2005 yılları arasında 90 bin kez yinelenen ölçümlerle yapıldı.

Bilim adamları, Anglia Üniversitesinden çıkan bu sonuçtan, zaten sera etkisi altında olan dünyanın daha da hızlı ısınabileceği ve iklimin daha da kötü boyutlarda bozulabileceği anlamının apaçık çıktığını belirtmişlerdi.

İklim ve doğa bilimi uzmanları da, Büyük Okyanus, Hint Okyanusu, güney kesimi denizlerinin de giderek daha az karbondiksit emdiği sonucunun aşikar olduğunu bildirmişlerdi. Doğada kutup buzlarının ve buzulların hızla erimesi, yakında gelecek felaketin en bariz işaretleri olarak görülüyor.

ABD, Çin ve Hindistan’ın hiç yanaşmaması, devletler arasında karbondioksit salımını düşürme sözleşmesi olan Kyoto Protokolünü hemen hemen hiç durumuna sokuyor.

1997 yılında oluşturulan Kyoto Protokolü, 1992’de imzalanan çerçeve anlaşmada belirlenen ilkelere dayanıyor.

Sanayileşmiş ülkeler, 1990’daki salım oranlarını 2008-2012 yılları arasında yüzde 5 oranında azaltmayı taahhüt etmiş oluyorlar. Bu da bazı bilim adamlarınca “mütevazı” çizginin ötesinde son derece yetersiz bulunuyor.

[NTVMSNBC]

20.10.2007

Dünyada iklimler daha hızlı bozulacak

Kuzey Atlas Okyanusu’nun karbondioksit emiliminin, son 10 yılda yarı yarıya azaldığı belirlendi. Bu durum, sera etkisi altında olan dünyanın daha da hızlı ısınabileceği ve iklimin daha da kötü boyutlarda bozulabileceği anlamına geliyor.

LONDRA - Dünya ikliminin sanayi ürünlerinden karbondioksit salımından ötürü bozulması ve atmosferin giderek ısınmasına iliştin en somut verilerden biri Kuzey Atlas Okyanusu’ndan geldi.

İngiltere’nin East Anglia Üniversitesinden Dr. UteSchuster ile çalışma hocası Prof. Dr. Andrew Watson’un “Journal of Geophysical Research: Jeofizik Araştırma Dergisi”ne yaptıkları açıklamaya göre göre, Kuzey Atlas Okyanusu’nun karbondioksit emilimi son 10 yılda yarı yarıya azaldı.

Dr. Shuster, Reuters ajansına, “Atlas Okyanusu’nda karbondioksit emilimindeki azalmada tespitimiz devasa beklenmedik sonuçtur” dedi.

Araştırma, yük gemilerine konulan ölçüm cihazları dahil 1995 ile 2005 yılları arasında 90 bin kez yinelenen ölçümlerle yapıldı. Biliminsanları, Anglia Üniversitesinden çıkan bu sonuçtan, zaten sera etkisi altında olan dünyanın daha da hızlı ısınabileceği ve iklimin daha da kötü boyutlarda bozulabileceği anlamının apaçık çıktığını belirtiyor.

İklim ve doğa bilimlerinde çalışanlar, Büyük Okyanus, Hint Okyanusu, güney kesimi denizlerinin de giderek daha az karbondiksit emdiği sonucunun aşikar olduğunu bildiriyor.

Kutup buzlarının ve buzulların hızla erimesi, yakında gelecek doğa felaketinin en açık işaretleri olarak görülüyor.

ABD, Çin ve Hindistan’ın hiç yanaşmaması, devletler arasında karbondioksit salımını düşürme sözleşmesi olan Kyoto Protokolü’nü zora sokuyor. 1997 yılında oluşturulan Kyoto Protokolü, 1992’de imzalanan çerçeve anlaşmada belirlenen ilkelere dayanıyor.

Sanayileşmiş ülkeler, 1990’daki salım oranlarını 2008-2012 yılları arasında yüzde 5 oranında azaltmayı taahhüt etmiş oluyorlar. Bu da bazı biliminsanlarınca “mütevazı” çizginin ötesinde son derece yetersiz bulunuyor.

[NTVMSNBC]

16.09.2007

Buzullar eriyor: Kuzeybatı Koridoru açıldı



PARİS (AFP) - Avrupa Uzay Ajansı (ESA) 'nın açıklamasına göre, Avrupa ve Asya arasındaki tarihsel olarak günümüze kadar geçilemez durumdaki kestirme deniz yolu olan Kuzeybatı Koridor'u Kuzeybuz denizindeki buzullardaki rekor seviyede erime nedeniyle tamamiyle açılmış durumda.

ESA, Envisat uydusunun Eylül başlarında çektiği resimlerin bir mozaiğini yayımladı. Resimde uydunun 1978 yılında izlemeye başlamasından bu yana Kuzeykutbundaki buzul gerilemesinin rekor seviyelere ulaştığını gösteriyor.

[Yahoo! News]


12.09.2007

İklim Değişimi Avrupa'yı Daha Hızlı Etkiliyor

İklim değişiminin Avrupa’yı, dünyanın geri kalanından daha hızlı etkilediği, artan ısının Akdeniz’i tuzlu ve durağan bir göl durumuna getirebileceği bildirildi.
İtalya’nın başkenti Roma’da, 2 bin uzman ve yetkilinin katılımıyla yapılan 2 günlük iklim değişimi konferansında konuşan iklimbilimci Filippo Giorgi, “Avrupa ve Akdeniz, dünyanın geri kalanından daha hızla ısınıyor. Burası iklim değişiminin sıcak noktası, gerçekten bir değişimin olduğunu gördüğümüz bölgelerden biri” dedi.

Bilim adamları, bölgenin iklim değişimine karşı neden daha hassas olduğunu bilmiyorlar ancak Giorgi, gelecek onyıllarda yazları Avrupa’daki sıcaklık artışlarının diğer yerlerden yüzde 40-50 daha fazla olabileceğini söyledi.

İtalyan hükümetinin iklim danışmanı Vincenza Ferrara da değişimin denizde de hissedildiğini, su yüzeyindeki ısının her 10 yılda 0.6 derece arttığını belirterek, artan buharlaşma yüzünden “Akdeniz giderek daha tuzlu ve sıcak bir duruma geliyor” dedi.

Bunun Cebelitarık Boğazı’ndaki akışı durdurabileceğini belirten Ferrara, Akdeniz’deki yüksek tuz oranının, Atlas Okyanusu’nun sularının Akdeniz’e akması yerine Akdeniz suyunun Atlas’a akmasına yol açacağını savundu.

Akdeniz’deki sıcaklığın artmasının, burada yaşayan türlerin yüzde 50’sinin kaybolmasına yol açabileceği de bildirildi.
[Ntvmsnbc]

4.09.2007

İklim protestosu elektrik istasyonu kapattı

İklim değişikliği protestocuları Avustralya Gippsland'de Victoria'nın önemli bir bölümünün elektriğini sağlayan Loy Yang istasyonunu kapattılar.

Dört protestocu kendilerini kömür konveyörüne kilitlediler. Loy Yang Elektrik, güvenlik önlemi olarak 600 megawatt'lık jeneratörü kapatmak zorunda kaldı.

Loy Yang'daki diğer bir enerji birimi bakımdaydı ve bugünkü kapatma enerji çıkışını yarıya indirdi.

Eylemciler adına konuşan Michaela Stubbs, eylemin bu hafta Sidney'de toplanan APEC liderlerine bir mesaj göndermek için planlandığını söyledi.

"İklim değişiminin etkilerini şimdiden görüyoruz. İklim değişiminin uzun dönem sonuçlarıyla başa çıkmak zorunda kalacak olanlar bizim kuşağımız ve gelecek kuşaklar."

"Şimdi, gerçek eylemi görmemiz gerekiyor."

[ABC News]

2.08.2007

Eriyen buzullar Çin'de milyonları tehdit ediyor

Deniz seviyesinin 3 mil üzerindeki bu dik ve rüzgarlı dağlarda, küresel ısınmanın Çin'in geleceğini tehlikeye atıyor olduğuna dair şüpheler var.

Batı Çin eyaleti Qinghai'ndeki Anyemaqen sıradağlarının doruklarındaki buzullar, doğudan Sarı Nehre akan sulara bağımlı olan yüz milyonlarca insanı tehdit ederek hızla eriyor.

Ülkenin geri kalanının bu yaz rekor seviyedeki sıcak hava dalgaları, seller ve kuraklıkla etkilenmesiyle, uzun süredir küresel ısınmayı zengin ulusların çözmek zorunda oldukları bir problem olarak gören Pekin'in, Çin'in özellikle tehlikede olabileceği gerçeğiyle uyanması hiç garip değil.

Tibet sığırlarının insandan çok daha fazla olduğu kuzey Tibet platosu olan Qinghai, U.S. Maliye Bakanı Henry Paulson'un dört günlük Çin gezisinin ilk gününde ziyaret etmesiyle daha önce görülmedik bir ilgi odağı oldu. Haberlere göre Paulson, "Küresel anlamda iklim değişimi açısından ne oluyorsa Qinghai-Tibet platosunu etkiliyor, ve burada olan şey de küresel çevreyi etkiliyor." dedi.

Pekin İklim Merkezi genel müdürü Dong Wenjie, "Ekstrem hava olaylarının sıklığı ve şiddeti artıyor - sağanak yağış, kuraklık ve sıcaklık çok daha sık rekor seviyelere ulaşıyor. Bu gerçekte iklim değişikliğiyle oldukça yakından alakalı." dedi.

Çinli bilimadamları geçen hafta Qinghai-Tibet platosunun dünyadaki herhangi bir yerden çok daha hızlı ısındığını açıklamışlardı. Bölgenin ortalama yıllık sıcaklığı her on yılda 0.7 Fahrenhayt derece hızında artış gösteriyor. Plato bir zamanlar 18,000 mil karelik bir alanı kaplayan 36,000 buzulu kapsıyordu, fakat son on yıllarda, bu buzulların %30 azaldığı açıklandı.

[Kaynak]

28.07.2007

Ozon iklimde güçlü bir etkiye sahip

Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, ozonun bilimadamlarının daha önce tahmin ettiklerinden çok daha önemli bir iklim değişimi tetikleyicisi olabilir.

Araştırmacılar bu sera gazının etkilerinin büyük ölçüde gözden kaçırıldığını söylüyorlar.

Yere yakın seviyedeki ozon bitkilerin atmosferdeki karbon dioksidi tutma yeteneklerini azaltarak bitkileri etkiliyor. Sonuç olarak daha fazla karbondioksit bitkiler tarafından tutulmak yerine atmosferde birikiyor. Nature editörlerine göre, bu iklim değişimini hızlandıracaktır.

Exeter Üniversitesinden ve de editörlerden Peter Cox BBC Haber sitesine, "Ozon iklim değişiminin bir tetikleyicisi olarak daha önce düşündüğümüzden iki kat daha fazla önemli olabilir." açıklamasını yaptı.

Bilim insanları zaten, atmosferin üst kısımlarındaki ozonun kızılötesi ısı enerjisinin uzaya kaçısını engelleyerek "doğrudan" sera gazı olarak davrandığını biliyorlardı.

Yerküreye yakın ozon, nitrojen oksit, metan ve karbon dioksit gibi sera gazları ve güneş ışığı arasındaki bir reaksiyonla oluşur.

İnsan etkinliklerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları Dünya yüzeyinin geniş kesimlerinde ozon seviyelerini yükselmesine yol açmıştır.

BBC News






Powered by ScribeFire.

3.07.2007

WHO : Asya'da İklim Değişikliği Uyarısı


Dünya Sağlık Örgütü, Asya ülkelerini iklim değişikliğinin neden olacağı felaketlere karşı uyardı

DSÖ Bölgesel Yöneticisi Shigeru Omi, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Eğer ekonomik çıkara odaklanmaya devam ederseniz, bütün dünya bunun bedelini ödeyecek” diye konuştu.

“GEREKENİ YAPMAZSAK, YIKIM KAÇINILMAZ OLACAK”
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Asya ülkelerinin, küresel ısınmanın neden olacağı iklim değişikliğinin yaratacağı felaketlere karşı önlem alması gerektiği uyarısında bulundu. DSÖ Bölgesel Yöneticisi Shigeru Omi, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çevreyle ilgili konularda
önlem almak için krizin çıkmasını beklerseniz, çok geç kalmış olursunuz” diye konuştu. Herkesin önceliğinin ekonomik kalkınma olduğunu, ancak ekonomi ve
doğanın korunması arasındaki dengenin sağlanması gerektiğini belirten Omi, “Eğer şimdi harekete geçmezsek, çok ciddi sonuçlarla karşı karşıya
kalacağız” dedi.

DSÖ’nün, üye ülkeleri SARS ve kuş gribi gibi hastalıklarla mücadele için gerekli tedbirleri alma konusunda başarılı bir şekilde bilgilendirdiğini kaydeden Omi, benzer önlemlerin “çevre felaketleri” için de alınması gerektiğini söyledi. Omi, hastalıklara karşı yapılan hazırlıkların benzerlerinin, çevresel krizlere karşı da yapılması gerektiğini belirterek, bu felaketlerin “kapıda” olduğu uyarısında bulundu. Omi, “Çevre için gerekeni yapmazsak, yıkım kaçınılmaz olacak” diye konuştu.
Yükselen sıcaklıkların “sıtma” gibi bazı hastalıkların yayılma sebeplerinden olduğunu belirten Omi, bu hastalığın daha önce görülmediği ya da çok uzun zaman önce etkilediği bölgelerde yeniden ortaya çıktığını ve tekrarladığını kaydetti. Omi, ekonomik gelişmenin herkesin ana meselesi olduğunu tekrarlayarak, “Eğer ekonomik çıkara odaklanmaya devam ederseniz, bütün dünya bunun bedelini ödeyecek” diye konuştu.
[Kaynak]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...