dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.12.2011

Dünyanın ikizi bulundu



Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Güneş Sistemi’nin dışında birçok bakımdan Dünya’ya şaşırtıcı biçimde benzeyen yeni bir gezegen bulduğu bildirildi.

 Biliminsanları, yeni gezegenin yüzeyinde sıcaklığın yaklaşık olarak 22 santigrad derece olduğunu, yıldızının Güneş’e ikizi kadar benzediğini, muhtemelen su ve toprağa sahip olduğunu söyledi. Yeni gezegenin NASA’nın “gezegen avcısı” teleskobu Kepler tarafından bugün yaşanabilir bölgenin ortalarında bulunduğu, bunun da yaşam koşullarının uygunluğuna işaret ettiği belirtiliyor.

  Ne sıcak ne soğuk

 Kepler’in ilk defa Güneş Sistemi’nin dışında yaşanabilir bölgede ne çok sıcak ne de çok soğuk bir gezegen bulduğu kaydedildi.

 Astronomlar sözü edilen bölgede daha önce iki kez gezegen bulduklarını açıklamışlar ancak yaşam için umut vadetmeyen gezegenlerden birinin konumunun çok tartışmalı olduğu, diğerinin de sıcak sınırda olduğu belirtilmişti. Kepler Teleskobu, adını Alman gökbilim, fizik, matematik bilgini Johannes Kepler’den (27 Aralık 1571-15 Kasım 1630) alıyor.

T24

23.09.2011

Akşam Uydu Düşebilir!

NASA'ya ait araştırma uydusunun akşam saatlerinde Dünya'ya düşmesi beklenirken, risk bölgeleri arasında ABD'nin yer almadığı açıklandı.

 Dünya'ya bugün düşmesi beklenen minibüs büyüklüğündeki eski Amerikan meteoroloji uydusunun akşam saatlerinde atmosfere gireceği bildirildi.

 Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) son hesaplamalarına göre, 6,3 ton ağırlığındaki "Upper Atmosphere Research Satellite" (UARS-Yüksek Atmosfer Araştırma Uydusu) TSİ 19.00 ila 01.00 arasında atmosfere girecek.

 NASA, atmosfere girdikten sonra yüksek sıcaklık ve sürtünmeyle iyice küçülmesi ve 26 parçaya ayrılması beklenen uydunun Kuzey Amerika'ya düşmeyeceğini belirtti.

 1991'de uzaya gönderilen uydunun parçalarından birinin yüzde 90'ını ikamet dışı olan Dünya'da bir insanın üstüne düşme olasılığının hala 3 bin 200'de 1, diğer bir deyişle yüzde 0,03 olduğunu yineleyen NASA, riskin son derece az olduğu uyarısını tekrarladı.

 Ancak The Guardian gazetesi, tehlikenin küçümsenmemesi gerektiğini yazdı. Bir köpekbalığı saldırısında ölme riskinin 11 milyonda bir olduğunu hatırlatan gazete, ''Jaws filminden korkanlar varsa, bir de üzerlerine uydu çarpması riskini düşünsünler.'' diyor.

 2005'te kullanım dışı kalan uydudan 450 kg civarında geriye kalan parçaların düştükten sonra 800 km uzunluğunda bir alana yayılması bekleniyor.

[NTV]

30.04.2010

Enerji nereye kayboluyor?

Dünya'nın aldığı enerjiyle yaydığı enerji arasındaki denge bozuluyor. Kayıp enerjinin iklim değişimini tetikleyebileceğinden korkuluyor.

Atmosferin en üst katmanında uydu aracılığıyla yapılan gözlemler, Dünyamızın aldığı Güneş enerjisi ile uzaya yaydığı kızılaltı (infrared – IR) enerji arasındaki dengenin son 10 yıldır bozulmakta olduğunu gösteriyor. Buna, fosil enerji kaynaklarının artan kullanımı nedeniyle atmosferde yükselen karbondioksit ve öteki sera gazlarının, Dünya’ya düşen ışınımın giderek daha büyük bölümlerini hapsetmesinin neden olduğu biliniyor. Bilinmeyense, enerji girdi çıktısındaki bu dengesizliği yaratan kayıp enerjinin nereye gittiği.

Çalışmalarını Science dergisinde yayımlayan ABD Ulusal Atmosfer Araştırmaları Merkezi’nden Kevin Trenberth ve John Fasullo, bu kayıp enerjinin nereye gittiğinin net olarak belirlenmesinin önemini vurgulayarak saklanan enerjinin ileride geri dönmesinin hızlı bir iklim değişimini tetikleyebileceği uyarısında bulunuyorlar.

Son 50 yıldır iklim sistemine eklenen enerjinin yaklaşık %90’ı okyanuslar tarafından emiliyor. Geri kalanın bir kısmı deniz ve karalardaki buzları eritiyor, bir kısmı karaların yüzeylerini, çok küçük bir kısmı da atmosferi ısıtıyor.

Araştırmacılar, Dünya yüzeyindeki toplam enerji artışının metrekarede 1 watt ya da üzeri olmasına karşılık, okyanuslardaki ölçüm araçlarının deniz suyunda metrekarede ancak 0,5 watt düzeyinde bir enerji artışı gösterdiğine dikkat çekerek, bunun Dünya’nın kazandığı ısının yarısının nereye gittiğinin bilinmediği anlamına geldiğini söylüyorlar.

Okyanusların Dünya yüzeyine düşen enerjinin ne kadarını emdiği, okyanuslar içine serpiştirilmiş 3000 kadar ısıölçerden oluşan Argo Sensörler Ağı tarafından izleniyor.

Ancak, 2004 yılından 2008 yılına kadarki değerler, okyanusların ısı içeriğindeki artışın önemli ölçüde yavaşladığını ortaya koyuyor.

Gerçi kayıp enerjinin bir bölümünün, Kuzey buz denizi üzerindeki buz kütlesiyle Grönland ve Antarktika’daki buzulların hızlı kaybı sonucu deniz seviyelerindeki yükselmeye (yılda 3,2 mm) gittiği biliniyorsa da, bu kayıp enerjiyi açıklayabilecek miktarın çok altında.

Araştırmacılara göre kayıp enerjinin büyük bölümü, okyanusların izlenmeyen derinliklerinde gizleniyor olabilir. Şimdiye kadar deniz suyu sıcaklıklarıyla ilgili çalışmaların büyük kısmı Argo detektör verilerinin 700 metre derinliğe kadar olan bölümüne dayanıyor. Ancak, bir Fransız ekibinin 2000 metre derinliğe kadarki Argo verilerine dayalı olarak yürüttüğü bir çalışma kayıp enerjinin büyük bir bölümünün derinlerde depolandığının işaretlerini veriyor.

Trenberth ve Fasullo da, Science dergisinde yaptıkları uyarıda, derinlerde saklı enerjinin ileride kaçınılmaz olarak yükselerek okyanus akıntılarında değişimlere ve halen El Nino ve La Nina adı verilen yağış ve kuarklık anormalliklerinin daha şiddetli biçimlerine yol açabileceğine dikkat çekiyorlar. Daha kesin ve kapsamlı verilerin gereğine işaret eden araştırmacılar, bunun için okyanusların Argo’nun erişemediği derinliklere de sensörler yerleştirilmesi ve uydu verilerinin güvenilirlik standartlarının yükseltilmesi çağrısında bulunuyorlar.

[NTV]

13.01.2010

Ya bulunacak, ya bulunacak!

Astronomlar kesin konuştu: En geç dört yıl içinde ikinci bir Dünya bulunacak!

Güneş Sistemi dışında gezegen keşifleri tüm hızıyla sürüyor. 2000 yılında 19 Güneş dışı gezegen tespit edilirken, rakam 2009’da 84’e tırmandı. Astronomlar iddialı: En çok dört beş yıl içinde Dünya’ya çok benzeyen, üzerinde yaşam oluşabilecek veya oluşmuş bir gezegen bulunacak!

NASA ve ESA’ya bağlı pek çok astronom, Dünya gibi yaşamaya elverişli gezegenlerin evrende çok sayıda olduğu konusunda hemfikir. Üzerinde yaşam olabilecek ilk gezegenin keşfinin bir yıl içinde gerçekleşmesi de büyük olasılık olarak görülüyor.

Her yıl düzenlenen Amerikan Astronomi Birliği konferansında bilgi ve görüşlerini paylaşan astronomların hemen hepsi, uzay biliminde çok özel bir dönem yaşandığı ve uygarlığın başlangıcından bu yana insanın kafasını kurcalayan en önemli sorulardan birine çok yakında yanıt bulunacağı kanısında. Bu soru, evrende yalnız olup olmadığımız.
Haberin devamı ↓reklam

NASA bünyesindeki Ames Araştırma Enstitüsü Başkanı Simon Worden, evrende Dünya’nın dışında bir değil pek çok gezegende yaşam olduğundan emin. Worden’a göre böyle bir gezegen en çok dört beş yıl içinde bulunacak.

Chicago Eyalet Üniversitesi’nden Scott Gaudi de iddialı konuşuyor: “Hangi taşı kaldırsak altından bir gezegen çıkıyor. Hemen her uzay ortamında ve yerde çeşit çeşit gezegen var.”

Katolik Kilisesi de evrende başka hayatlar olma ihtimaline karşı heyetler kurup çalışmalara başlamış durumda. Kongreye Katolik Kilisesi’ni temsilen katılan, Vatikan Gözlemevi yöneticisi rahip Jose Funes, evrende insanoğlunun mevcudiyetinin anlamına ilişkin çok önemli bulgular olduğunu ve bunlar üzerinde düşünmek gerektiğini söylüyor.

Güneş dışı gezegen avında astronomların en büyük yardımcısı olan Kepler Uzay Teleskobu, Hubble’dan farklı olarak, özellikle gezegen aramak üzere tasarlandı. 2000’li yıllardan önce yılda biriki Güneş dışı gezegen bulunabilirken, bugün Kepler’in yardımıyla bu sayı ayda 7’ye yükseldi.

Kepler’in en önemli gereci olan ışık tarayıcı sayesinde, aynı anda 100 binden fazla yıldız taranabiliyor ve bunlardaki en ufak bir kararma tespit edilebiliyor. Yıldız ışığında meydana gelen geçici ve hafif kararma, çoğunlukla önünden geçen bir gezegenin varlığına işarete ediyor.

[NTV]

8.08.2009

NASA'nın Dünyayı Yörüngesinden Çıkarma Planı!

Global Disaster sitesinin yorumu : Böylesine "manyakça" bir fikir çıksa çıksa NASA'dan çıkardı zaten..

Gezegendeki ısınmaya çözüm arayan bilim insanları çareye dünyanın yörüngesini değiştirmekte buldu.

Bilim insanları dünyadaki ısınmayı engellmek için alışıla gelmişin dışında bir yol buldu. Dünya'ya çarpacak bir kaç kuyruklu yıldız, sorunun çözümü olacak!

Ürkütücü fikrin saihibi NASA’nın beyin takımının önde gelen mühendis ve astronomları... Bu yöntemle Dünya'nın ömrüne 6 milyar yıl daha eklenmesi düşünülüyor.

California'daki NASA Araştırma Merkezi 'Ames' yetkilisi Dr.Greg Laughlin, bu fikrin kulağa geldiği kadar tehlikeli olmadığını söyledi. Olası bir astroid ya da kuyruklu yıldızın Dünya'ya çarpmasını engellemek için kulanılacak yöntemlerin aynısı Dünya'nın yörüngesini değiştirilmesi için de kullanılabilir. Sadece mükemmel zamanlama ve manevraya gerekiyor.

Dünya'yı fazla ısınmaktan kurtarmakta kararlı olan bilimadamları bu fikri basitçe, "bir kuyruklu yıldız ya da asteroide roket bağlayıp doğru zamanda ateşlemek" olarak tanımlıyor.

Dr.Laughlin ile meslektaşları Don Korycansky ve Fred Adams'ın önerdiği plana göre, öncelikle bir kuyruklu yıldız, roketlerin yardımuıyla Dünya'ya yönlendirelecek. Kuyruklu yıldızın Dünya'ya çok yakın bir yörüngeden geçirilmesi mümkün olursa, bu gezegenimizi taşıma planlarının da gerçek olacabileceğini anlamına geliyor. Laughlin, kuyruklu yıldızlar sayesinde Dünya'nın yörünge hızının arttırılıp, şimdiki konumuna göre Güneş'ten daha uzak ve daha uygun bir yörüngeye çekilmesinin çok da uzak bir ihtimal olmadığını söyledi.

EN UFAK HATA SONUMUZ OLUR
Bu kadar kolay gibi gözükse de fikir bir çok bilim adamını düşündürüyor.Yüz kilometrekare yarıçaplı bir cismin Dünya'ya çok yaklaşmasından ötürü gezgegenimizde meydana gelecek değişiklikeri tahmin edilememesi en büyük sorunu oluşturuyor.

Yapılacak en küçük hatanın dünyanın yok olmasına neden olacağını bilen bilimadamları hesaplarını çok dikkatli yapmak zorundalar.

Akla gelen diğer sorun ise, Ay'ın etkisinden çıkan Dünya'nın olumsuz yönde etkilenebileceği ve ikilim dengesinin tamamen değişmesi olarak görülüyor.

EVRENDEN CEVAP GELEBİLİR

Bilim insanları bütün bu eleştirileri kabul etmekle beraber gezegenin yer değiştirmesi durumunda Güneş Sistemi'ni izleyen akllı yaşam formları varsa bu değişikliği mutlaka farkedip bizlerle iletişime geçeceğini düşünüyor.

[NTV]

3.12.2007

Bir zamanlar Venüs, Dünya gibiydi


Oxford Üniversitesi bilimadamları bugün Nature dergisinde yayınladıkları makalede, Venüs’ün bir zamanlar Dünya gibi yaşanır bir yer olduğuna dair kanıtlar elde ettiklerini açıkladılar.

Bir Avrupa uzay aracından elde edilen bilgilere göre, Venüs gezegeni, Dünya’ya şimdiye kadar tahmin edilenden daha çok benziyor. Gezegenin milyonlarca yıl önce atmosfer ve yaşama elverişlilik açısından Dünya’nın bugünkü hali gözönünde bulundurulduğunda neredeyse “ikizi” olduğu söyleniyor. Fakat sera etkisi, atmosferik erozyon, solar radyasyon ve gezegen rotasyonunun yavaş olması sonucu Venüs’ün Dünya’dan daha farklı bir gelişim izlediği söyleniyor.

Bugün Venüs’te su bulunmuyor, ve sıcaklık kurşunu eritecek kadar yüksek. Gezegende sık sık tayfun şiddetinde rüzgarlara ve şimşeklere rastlanıyor.

Oxford Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Prof. Fred Taylor, ulaştıkları yeni bilgilerin VIRTIS adlı bir spektrometre tarafından sağlandığını söyledi.

VIRTIS’ten gelen fotoğraflar, Venüs’ün ekvatoru yakınlarındaki hava akımının şiddetli, kutuplara doğru da yumuşak olduğunu gösteriyor. Gezegen yüzeyinden 50-55 km yükseklikte de bulut oluşumları gözleniyor.

Nature dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, bilimadamları Venüs gezegeninde şimşek çaktığına dair ilk kesin bulgulara da ulaştı.
[NTVMSNBC]

4.06.2007

"Dünya Kritik Eşiğe Sanılandan daha Yakın!"


Bilimadamları küresel ısınma tehdidinin ciddiyetine dikkat çekiyor. NASA’nın yaptığı çalışma da küresel ısınmada geri dönüşü olmayan bir sürece girilmeye başlandığı gösteriyor. NASA’ya göre, dünya felaketlere yol açacak kritik eşiğe çok yakın.

Küresel ısınmanın etkileri daha önce hiç olmadığı kadar hissediliyor. Bilimadamlarının uyarıları da tehdidin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor.
NASA: FELAKETLERE YOL AÇACAK KRİTİK EŞİĞE YAKLAŞILDI
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Kolombiya Üniversitesi’yle yaptığı bir çalışma, dünyanın kritik eşiğe zannedilenden daha da yakın olduğunu gösteriyor.

Bilimadamları, 10 yıl boyunca ortalama kömür, petrol ve doğal gaz kullanımıyla atmosfere salınan karbon gazı miktarının felaketlerle sonuçlanacak kritik eşiğin aşılmasına neden olacağı uyarısında bulunuyor.

Deniz seviyesinin hızla yükselmesi, kuraklık ve sel felaketlerine daha sık rastlanması ve iklim değişikliği sonucu doğal yaşam ve bitkilerin zarar görmesi olası etkiler arasında sıralanıyor.

NASA, kutuplardaki buzulların erimesinin küresel ısınma üzerindeki etkisine de işaret ediyor.

GREENPEACE: EVEREST’TEKİ BUZULLAR ERİYOR
Uluslararası Çevre Örgütü Greenpeace de, dünyanın en yüksek noktası Everest tepesinin eteklerindeki buzulların küresel ısınma sonucu hızla eridiğine dikkat çekti.

Bölgede 40 yıl önce çekilen fotoğraflara bakıldığında, değişim açık bir biçimde görülüyor.

Greenpeace üyeleri, Himalayalar’daki buz kütlelerinin yok olmasının küresel ısınmanın en önemli göstergesi olduğunu söylüyor.
[NTVMSNBC]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...