18.10.2007

İstanbul Barosu'ndan 'Hayvan hakları' paneli

İstanbul Barosu Hayvan Hakları komisyonu ve Hayvan Hakları Türkiye Aktif Güç Birliği Platformu ( HAYTAP ) 4 Ekim "Dünya Hayvan Hakları Günü" etkinlikleri kapsamında bir panel düzenledi. Akademisyenlerin ve konunun uzmanı hak savunucularının katılacağı panel, 20 Ekim Cumartesi günü, saat:13.00'de baronun İstiklal caddesindeki merkezinde yer alan Orhan Apaydın Konferans salonu'nda gerçekleşecek.

Panel ile ilgili olarak, İstanbul Barosu ve Haytap tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:

"Bilimsel tebliğlerin sunulacağı panelimizde, uzman Prof. Dr. Sevil Atasoy ile Prof. Dr. Özcan Köknel "insan türünün" hayvana işkence etmesi, bunun altında yatan etmenleri ele alacak. Her zaman hayvan kporumacıların yanında yer alan değerli sanatçı Leman Sam da sanatçıların havyan hakları konusuna bakış açısını eleştirel açıdan dile getirecek. Hayvan hakları ve hayvan korumacılığının ilk defa hukuki bazda da masaya yatırılacağı panelimizde mevcut 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası'nın "kabahatler kanunu" kapsamından çıkması için yapılacak çalışmalar ve yasanın eksiklikleri Av. Ahmet Kemal Şenpolat tarafından anlatılacak. Hürriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Doğaner Gönen dmedyanın konuya yaklaşımını ele alacak. Bugüne dek farklılık yaratan çalışmalarla adını duyuran Barınak Gönüllüleri Derneği (BGD)'nden Jale Güven, sunumunda barınaklar konusuna ağırlık verecek. Türkiye medyasının en özgün tematik sayfası olarak kabul edilen BirGün gazetesi'nde yayınlanan bir "doğa ve hayvan hakları" sayfası olan "Dünya Yalnız Bizim Değil"in kurucusu ve editörü, Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu (DYBD)'nun sözcüsü gazeteci-yazar Yalçın Ergündoğan ise; son yıllarda giderek artan endüstride hayvanların ağır sömürüsü üzerinde durarak, "Sanayi tipi hayvan üretimi" konusunda görüşlerini açıklayacak. Baromuzun yönetim kurulu üyesi Av. Handan Doğan "Hayvan Hakları konusuna ağırlık veren baromuzun konuya ilişkin çalışmaları hakkında bilgi verecek. Tüm İstanbulluları bu etkinliğimize davet ediyoruz.."


KATILIMCILAR VE TEBLİĞ KONULARI:


» Prof.Dr. Sevil Atasoy (İstanbul Üniversitesi Adli Tıp uzmanı) "İnsanların hayvanlara eziyet etmesinde psikolojik Faktör ve bunun engellenmesinin yolları",
» Prof. Dr. Özcan Köknel (Psikiyatr) 'insan türü'nün hayvanlara eziyeti,
» Av. Ahmet Kemal Şenpolat (HAYTAP hukuk danışmanı, Ist. Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başk.) Hayvan haklarının Türkiye’dekihHukuki altyapısı nasıl olmalı?
» Leman Sam (Sanatçı) Hayvan haklarının tanınmasında sanatçıların rolü,
» Doğaner Gönen (Hürriyet gazetesi Yazı İşleri müdürü) Medyanın hayvan koruma ve hayvan hakları konusundaki etkisi,
» Yalçın Ergündoğan (Gazeteci yazar) "Endüstride ağır sömürü: Sanayi tipi hayvan üretimi" ,
» Av.Handan Doğan (İst. Barosu Yönetim Kurulu üyesi) "Hayvan hakları konusuna ağırlık veren İstanbul Barosu'nun çalışmaları",
» Jale Güven (Barınak Gönüllüleri Derneği) "Hayvan korumada gönüllü öalışma ve Türkiye gerçeğinde çözümler"...

YER: İstanbul Barosu, Orhan Apaydın Konferans Salonu (İstiklâl caddesi, [sağ kolda] Tünel yönünde ADA Kafe'nin içinden geçilerek salona erişiliyor.)

TARİH: 20 Ekim Cumartesi, saat:13.00- 18.00

[Sesonline]

17.10.2007

Kaz Dağları milli park olsun

'Altın arayıcıları' yüzünden şimdiden delik deşik hale gelen Kaz Dağları'nın tek kurtuluşu, milli park ilan edilmesinde. Valilik ve belediyeler başvuruları yaptı, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın kararı bekleniyor



İSTANBUL - Enerji Bakanlığı'ndan edindiği maden arama ruhsatını gösteren herkesin Kaz Dağları'nı iş makineleriyle delik deşik edebilmesine karşı, sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler, bölge halkı kolları sıvadı. İlk hedef, Kaz Dağları'nın tamamının milli park alanı kabul edilmesi. Ayrıca bölgenin özel koruma alanı ilan edilmesi de isteniyor.

Balıkesir ve Çanakkale illeri sınırlarındaki Kaz Dağları endemik, jeolojik, kültürel, mitolojik ve arkeolojik açıdan bir bütün. Ama halen Kaz Dağları'nın Balıkesir'deki güney kısmı yani sadece yüzde 30'u milli park. Kuzeyde, çoğunlukla Çanakkale sınırları içinde kalan yüzde 70'lik kısımsa milli park değil.

Yani bu bölgede maden araması yapmak için Enerji Bakanlığı'na bağlı Maden Arama Şubesi'nden izin alıp, hektar başına 5 bin YTL'lik doğayı tahrip bedelini ödemek yeterli. Bölgenin tamamı milli park kapsamı içinde alındığında, işte bu prosedür kolaylığı ortadan kalkacak. Kaz Dağları'nda maden arama için Çevre Bakanlığı, maden işletme içinse Bakanlar Kurulu izinleri aranacak.

Çanakkale Valiliği, birkaç ay önce bölgenin tamamının milli park yapılması için başvurdu. Çanakkale Belediyesi de bu konuda Meclis kararı çıkararak Çevre ve Orman Bakanlığı'na başvurdu. Şimdi gözler bakanlığa bağlı Tabiat ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nde.

Top iki bakanlıkta
Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, bölgenin tamamının milli park ilan edilmesi için çıkardıkları Meclis kararının Başbakan Tayyip Erdoğan'a da iletildiğini tahmin ediyor. Gökhan'a göre milli park ilanı sadece bir ilk adım:

"Kaz Dağları'nın Çanakkale ili sınırları içindeki kısmının tamamının milli park ilan edilmesi konusunda Çevre Bakanlığı'na öneride bulunduk. Bölgenin sadece milli park değil, özel koruma kapsamına alınması ve Maden Kanunu'nun değiştirilmesi taleplerimizi de ilgili Çevre Bakanlığı ile birlikte Enerji Bakanlığı'na da ilettik. Bakanlıklara şu andaki arama ruhsatı alan firmaların sürelerinin uzatılmaması ve işletme ruhsatının verilmemesi konusunda da Enerji Bakanlığı'na öneride bulunduk."

İmza kampanyası başlatılacak
Çanakkale Çevre Platformu'nun ve Ziraat Mühendisleri Odası'nın Başkanı Hicri Nalbant da bölgenin milli park ilan edilmesi için öncelikle imza kampanyası başlatacaklarını söyledi.

Ancak, Balıkesir'in Havran ilçesinde, yani milli park sınırları içinde de Koza Altın A.Ş.'nin arama için sondaj yaptığını söyleyen Nalbant'a göre, milli park ilanı tek başına yeterli değil: "Milli parkın yanında özel koruma alanı da yapılmalı. Asıl önemlisi de Maden Kanunu'nun değiştirilmesi. Bir gram altın çıkarmak için yarım ton su kullanılacak. Kaz Dağları'nın bu kadar suyu yok."

Çanakkale Belediye Başkanı Gökhan Ülgür'se kararlı: "Dağların tamamında altın bulunsa dahi yine de dokunulmaması gerekiyor. Kaz Dağları 40 çeşit endemik türü, tarihi ve oksijen deposuyla eşi benzeri olmayan bir yer."

Güneyi milli park, kuzeyi mahzun
Kaz Dağları'nın Edremit Körfezi'ne bakan 21 bin 300 hektarlık kısmı, 1993 yılında milli park ilan edildi. 'Kaz Dağları kütlesinin Balıkesir il sınırları içinde kalan güney yüzü, Zeytinli Çayı'ndan Altınoluk beldesinin batısına kadar olan bölümüyle bu bölümün doruklara kadar olan yükseklikleri'ni kapsayan alan, aslında tüm Kaz Dağları'nın yüzde 30'u. Sık göknarlarla kaplı kuzey kısmıysa milli park sınırları dışında.

'Binpınarlı İda' da denilen Kaz Dağları'nın su zenginliğini mitolojik kaynakların yanı sıra DSİ de doğruluyor! DSİ verilerine göre Kaz Dağları yılda 1.3 milyar metreküplük su verimliliğiyle yüzlerce dereyi, su kaynağını besliyor. Bölgede DSİ tarafından yapımına devam edilen barajlar var. Bir gramı için yarım ton su, 175 gram siyanür gerektiren altınsa, çevrecilere göre öncelikle su için tehdit. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Önder Ayyıldız, "Kullanılan siyanür yeraltı ve yerüstü sularını kirletecek. Ormanlık arazi yok olacağından erozyon ve sel gibi problemler de oluşacak. Kaz Dağları, kesinlikle doğal zenginlikleri, endemik türleriyle milli park olması gereken bir bölge" diyor.

[Radikal]

Küresel ısınma Akdeniz havzasını yakacak

WWF Türkiye Su kaynakları Program Müdürü Buket Bahar Dıvrak, “2 derecelik bir artışla Akdeniz iklimi daha da ısınacak, kuraklık geniş ölçüde hissedilecek ve iklimde değişiklikler görülecek” dedi.

BURSA - Yaz aylarında yaşanan aşırı sıcaklar ve kuraklıkla etkisini giderek daha fazla hissettiren küresel ısınmanın, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasında 2025 yılında 0.7-1.6 derecelik sıcaklık artışına neden olacağı, 2045-2075 yılları arasında ise sıcaklık artışının 2 dereceyi bulabileceği bildirildi.

WWF Türkiye Su kaynakları Program Müdürü Buket Bahar Dıvrak, küresel ısınmanın en önemli etkilerinden olan kuraklığın son yıllarda yalnızca Türkiye’yi değil, Avrupa’nın birçok bölgesini de etkisi altına aldığını belirterek, kuraklıktan en çok İspanya, Türkiye, Portekiz ve İngiltere’nin zarar gördüğünü söyledi.

Avrupa Çevre Ajansı’nın verilerine göre Avrupa’da kuraklıktan en çok etkilenecek kesimin Akdeniz havzası olduğunu anlatan Dıvrak, Türkiye’de ise Karadeniz ve Marmara bölgelerinin bir kısmının düşük su sorunuyla karşı karşıya kalacağını, Ege ve Orta Anadolu bölgelerininde ise çok ciddi su sıkıntısıyla baş etmek zorunda kalacağını bildirdi.

“SICAKLIKLAR 5 DERECEYE KADAR ARTABİLECEK”
Buket Bahar Dıvrak, 20. yüzyılda dünya sıcaklığının ortalama 0.6 derece, Avrupa sıcaklığının ise 0.95 derece arttığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Özellikle Akdeniz havzasında gelecekteki gelişmelerin etkilerinin, dünya ortalamalarından daha vahim olacağı öngörülmektedir. 2025 yılında, küresel ısınmanın 1 derece olacağı tahmin edilmektedir ve böyle bir durumda Akdeniz havzasında sıcaklıklar 0.7-1.6 derece arasında artacaktır. 20-50 yıl sonra sıcaklık artışının 2 dereceyi bulabileceği tahmin edilmektedir. 2 derecelik bir artışla Akdeniz iklimi daha da ısınacak, kuraklık geniş ölçüde hissedilecek ve iklimde değişiklikler görülecek. Yani bölgedeki sıcaklık artışı şu anki koşullardan 1-2 derece daha artacak. Ancak, İtalya ve Türkiye’nin, denizin hafifletici etkisinden uzak kalan iç kesimlerinde sıcaklıklar 5 dereceye kadar artabilecek.”

AŞIRI SICAK GÜNLERİN SAYISINDA ARTIŞ
Buket Bahar Dıvrak, Akdeniz’de özellikle iç kesimlerde aşırı sıcak günlerin sayısının artması ve bölgenin kuzeyinde yaz mevsiminde yağış miktarının yüzde 30 azalmasının beklendiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“2 derecelik sıcaklık artışı, Güney Akdeniz’de yıl boyunca orman yangını tehlikesini de beraberinde getirecek. Akdeniz’in diğer bölgelerinde ise orman yangını tehlikesinin altı haftaya kadar uzayacağı bildiriliyor. Sıcaklık ve kuraklık tarımsal verimde düşüşe yol açacak. Sıcak hava dalgalarındaki artış ve orman yangınları, yaz aylarında Akdeniz’in tatilcileri kaybetmesine neden olacak. İlkbahar ve sonbahar bazı tatilciler için halen cazip olmaya devam etse de aileler yaz tatillerini başka yerlerde geçirmeyi tercih edecek.”

“BİTKİLERDE BÜYÜK KAYIP OLACAK”
Kuraklığın etkilerinin hissedilmeye başlandığı bölgede, daha kurak iklim, yağış miktarında düşüş, tarımda su tüketiminin giderek artması, yüzey sularının kaybedilmesi gibi sorunların şimdiden büyük sıkıntı yaratmaya başladığına değinen Dıvrak, yapılan son çalışmaların 2 derecelik sıcaklık artışının Kuzey Akdeniz’de bitkilerin yüzde 50 oranında kaybedilmesine yol açacağını gösterdiğini, bu kaybın İspanya’nın kuzeyi, dağları ve özellikle Fransa’da yüzde 80’e kadar çıkabileceğini kaydetti.

Buket Bahar Dıvrak, orman yangınlarındaki artışın, istilacı türlerin ve otların yayılmasına, dolayısıyla orman yangınlarının daha geniş alanlara sıçramasına neden olacağını belirterek, “WWF’nin 2006 yılında yayınlanan raporuna göre, küresel iklim değişikliği Akdeniz havzasını kuraklıkla vuracak” dedi.

Tüm Akdeniz havzasında yağışların son 25 yılda yüzde 20 azaldığının görüldüğünü, 2050’ye gelindiğinde deniz seviyesinin 20-40 santimetre oranında artmasının beklendiğini dile getiren Dıvrak, bu durumun en çok Türkiye ve Cezayir gibi ülkeler ve deltalarının zarar görmesine neden olacağını vurguladı.

Doğal bir olay olan kuraklığın, küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle gelecekte daha sık görülmeye başlanacağına işaret eden Dıvrak, “Eğer su kaynakları hem yağışlı hem kurak dönemlerde iyi yönetilmezse, kuraklık kronik bir sorun haline gelecektir ve etkileri artacaktır. Kuraklığın kronik bir sorun haline gelmesini önlemek için, sürekli artan su talebini yönetmek, bütün sektörlerde verimliliği artırmak, entegre havza yönetimi yaklaşımını hayata geçirmek gerekiyor” diye konuştu.


Dünyayı insan atığı kurtarır!

AA - ANKARA - İnsan atığını biyogaz ve gübreye dönüştüren ucuz bir sistem, dünyada 2.6 milyon kişinin tuvalet gereksinimini uygun koşullarda giderme ve küresel ısınmayı azaltma olanağı sağlayabilir. Sulabh International Social Service Organisation adlı sivil toplum kuruluşu, bu sistemi Hindistan'da düzenlenecek 7. Dünya Tuvalet Zirvesi'nde gündeme getireceğini açıkladı.

Sulabh'ın kurucusu Bindeşwar Pathak, kuruluşunun ülkesi Hindistan'da tuvalet ihtiyacını uygun koşullarda gideremeyen 730 milyon kişiye yardım sağlamayı amaçladığını belirterek, Birleşmiş Milletler'in Binyıl Kalkınma Hedefleri arasında 2015'e kadar dünyada temiz tuvaletten yoksun 2.6 milyar insan sayısını yarıya indirmek, 2025'e kadar da tamamına uygun koşullarda tuvalet sağlamak olduğunu kaydetti.

Ülkesi Hindistan'ın buna katkısının, dışkıdaki biyogazı mutfak yakıtı ve elektriğe, idrarı da gübreye dönüştüren bir sistem olacağını belirten Pathak, "Afganistan'ın başkenti Kâbil'e kısa süre önce kurduğumuz bu teknolojiyi şimdi diğerlerinin de tanımasını istiyoruz, çünkü bu Milenyum Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmakta ve küresel ısınmayı azaltmakta yardımcı olabilir" dedi.

Her yıl binlerce insan ölüyor
2001'de kâr amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşu olarak kurulan, 42 ülkeden 55 üye grubu olan Dünya Tuvalet Örgütü, sağlık koruma önlemlerini küresel kilit konu yapmayı hedefliyor.

Dünya Sağlık Örgütü rakamlarına göre çoğu Hindistan ve Çin'de olmak üzere tüm dünyada 2,6 milyar kişi tuvalet ihtiyacını uygun koşullarda gideremiyor. Açık alanda giderilen tuvalet ihtiyacı, su kaynaklarının kirlenmesine ve her yıl binlerce kişinin ölümüne yol açan hastalıklara neden oluyor.

[Radikal]

Tohum kesintileri yaşanıyor

Küresel tohum kesintisi, tahıl ürünleri, otlak, sebze ekiminin tehlikeye sokarak Avustralyalı üreticileri zora sokuyor.

Yeni Zelanda ve Birleşik Devletler tohum kesintileri bildiriyor, ve Avustralyalı yetiştiriciler tohum fiyatları yükselmeye devam ettikçe gelecek ürünler için endişeleniyorlar.

Ausveg'den Mike Badcock, küresel tohum talebinin özellikle gelişmekte olan ülkelerden gelen baskıyla birlikte önümüzdeki beş ay boyunca güçlü olacağını söyledi.

"Hem Çin hem de Hindisyanın genişleyen üretimi dünya stoklarından çok fazla tohum çekiyor."

"Dünya karnabaharının yaklaşık %50'si Çin'de yetişiyor, ne kadar tohuma gerek duyabileceklerini düşünebiliyorsunuz."


Çeviri : GlobalDisaster
[ABC.net.au]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...