sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.03.2008

Bilgisayar hep açıksa hastalık yakın!

Bütün gününü işyerinde bilgisayar başında geçirdikten sonra eve gelince bilgisayarı açmadan duramıyorsanız ruhsal bir hastalığın pençesinde olabilirsiniz. Bu ciddi bağımlılığın dört belirtisi var

SYDNEY/İSTANBUL - Önceki gün American Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan Dr. Jerald Block imzalı makalede işini bilgisar başında geçirdikten sonra eve döner dönmez bilgisayarını açanlarda bir tür ruhsal bağımlılık olabileceği öne sürüldü.

Hastalığın belirtilerini bilgisayar ya da internet bağlantısı olmayınca yoksunluk hissetmek, daha iyi teknik ekipmanlara sahip olma arzusu, internette daha fazla zaman harcama isteği ve bağımlılılığın negatif etkilerini yaşamaya başlamak olarak dört maddede toplayan Dr. Block hastalığı internet ve bilgisayarla da sınırlı tutmuyor.
Block'a göre anında mesajlaşma da (SMS) özellikle araç kullanırken bir yandan da mesaj yazmanın kazalara neden olması, e-posta ya da telefon yoluyla taciz, okul ve işyeri gibi sosyal ortamlarda sorun yaratması açısından bu bağımlılığın önemli bir kriteri.

İlk vaka 1998'de görüldü
Dr. Block bu bağımlılığın neden hastalık kapsamına girdiğini, "Tek tek bireylerde ve rastgele ortaya çıkmıyor, aynı belirtileri gösteriyor ve hayli yaygın" diyerek açıklıyor. Wollongong Üniversitesi'nden psikiyatr Dr. Robert Kaplan da ilk internet bağımlılığı vakasını 1998'de gördüğünü söylüyor. Dr. Kaplan şu anda tüm dünyanın internette sürekli hatta bağlı olarak yaşadığını ve bunun çeşitli sorunlar yarattığını ekliyor.

Türkiye'de de internet bağımlılığı ve kullanıcıları hakkında bazı araştırmalar var. Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Doç. Dr. Mutlu Binark ve Günseli Bayraktutan Sütçü'nün TÜBİTAK desteğiyle hazırladığı 'Ankara Mikroölçeğinde İnternet Kafeler Kullanım Biçimleri' araştırmasına göre 15 yaş altı günde 1-5, 16-19 yaş grubu 1-7, 20-24 yaş grubu 1-10, 24 yaşından büyük olanlarsa 30 dakikayla 15 saat arasında bilgisayar karşısında vakit geçiriyor.

İstanbul'daki Bağımlılık Tanı ve Tedavi Merkezi'nden (BATEM) uzman psikolog Alper Aksoy, bilgisayar ya da genel olarak teknoloji bağımlılığını genel bağımlılık kriterlerine göre tanımladıklarını, kişinin bilgisayar başında geçirdiği zaman sürekli artıyorsa; internete, MSN'e girmediğinde, bilgisayar başına oturmadığında aklı sürekli oradaysa; bilgisayara ulaşamadığında sıkıntı duyup yoksunluk hissediyorsa; bu durum ailesi ve arkadaşlarıyla ilişkilerini aksatıyor, sosyal hayattan uzaklaşmasına yol açıyorsa; sık sık başarısız bırakma girişimleri yapıyor ve başa dönüyorsa kişide bilgisayar bağımlılığı geliştiğinin söylenebileceğini belirtiyor.

Kaçmaya çalıştığınız sorun ne?

Aksoy, kişinin teknoloji marketlerdeki tüm yenilikleri kontrol etmesi, ihtiyacından fazla malzeme alması gibi soruna yol açan durumlarda hastaların kendiliğinden ya da çevrelerinin desteğiyle tedaviye geldiğini ekliyor. Tedavide kullandıkları yöntemiyse şöyle açıklıyor: "Davranış değişikliği dediğimiz tedavileri uygulayarak, kişinin 10 saatini bilgisayar başında geçirmesine neden olan, kaçmaya, uzaklaşmaya çalıştığı sorunlarını çözmesi gerektiğini fark ettiriyoruz ve kişinin bilgisayar ve teknoloji kullanımını kontrol edilebilir düzeye getirmeye çalışıyoruz." (The Daily Telegraph, Yaşam Servisi)

[Radikal]

12.11.2007

Gemi emisyonları yılda 60,000 ölüme neden oluyor

Pekin (Reuters) - Sert yakıt standartları çağrısında bulunan Çarşamba günü yayımlanmış bir araştırmaya göre, okyanus yolculuğu yapan gemilerin emisyonları kalp ve akciğer ilişkili kanserler sebebiyle yılda yaklaşık 60,000 kişinin ölümüne yol açıyor.
Amerikan Kimya Topluluğu'nun dergisi Çevre Bilimi ve Teknolojisi'nde yayımlanmış çalışmaya göre, dünyanın en kalabalık beş limanından üçü olan Şangay, Singapur ve Hong Kong, gemi emisyonlarından kaynaklı etkilerden müzdarip.
Çalışmanın komisyon üyelerinden Boston merkezli Clean Air Task Force'dan David Marshall, "Uzun bir zaman, gemi emisyonlarının okyanusta bir yerlerde olduğunu ve gerçekte karadaki hiç kimseyi etkilemediği algısı vardı ve bence bu çalışma bunun açıkça yalnış olduğunu gösteriyor." dedi.
[Reuters]

19.10.2007

Fast food yiyecekler neredeyse deniz kadar tuzlu



İSTANBUL - “Fast food yiyecekler neredeyse deniz suyu kadar tuzlu” diyen uzmanlar, aileleri özellikle çocuklarının sağlığı konusunda dikkatli olmaya çağırıyor.

İngiltere’de bir sağlık grubu oluşturan 22 bilimadamı, bazı büyük fast food zincirlerinin menüleri üzerinde yaptığı araştırmanın raporunu yayımladı. Rapora göre, fast food restoranlarındaki pek çok yiyecek çok yüksek miktarda tuz içeriyor.

Aralarında tüm dünyada binlerce şubesi bulunan 4 büyük fast food zincirinin de bulunduğu bu restoranlardaki menüler, bir insanın günlük ihtiyacından iki kat daha tuzlu. Hatta aile menülerinden yiyen çocuklar için bu oran 4 kata kadar çıkıyor.

Aşırı tuzun insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini hatırlatan uzmanlar, fast food restaurantlarını tuz miktarını bir an önce azaltmaya çağırdı.

Fazla tuzlu yiyecekler kalp hastalıkları, tansiyon ve felce yol açabiliyor, her yıl yüzbinlerce kişi bu yüzden yaşamını yitiriyor.

[NTVMSNBC]

15.10.2007

Obezite, küresel ısınma kadar büyük bir kriz!..

İngiltere Sağlık Bakanı Alan Johnson, obezitenin ülkesi için en az küresel ısınma kadar büyük bir kriz haline geldiği uyarısında bulundu. Sorunun düzeyinin artık herkes tarafından görülebilecek noktaya geldiğini ve bu gidişi değiştirmenin bütün toplumun yararına olacağını belirten Johnson, hükümet tarafından yaptırılan bir araştırmanın 25 yıl içinde bütün nüfusun yarısının obez olacağına işaret ettiğini söyledi. Bu arada, Oxford Üniversitesi ile Ulusal Kalp Vakfı'nca, yapılan bir araştırmaya göre, 15 yıl içinde erkeklerin yüzde 86'sının, 20 yıl içinde de kadınların yüzde 70'inin obez olmasa bile, "aşırı kilolu" denilebilecek hale geleceklerini savundu.

[Birgün]

12.10.2007

Çocuklar fazla stresli

AA - LONDRA - İngiltere'de yapılan bir araştırma, 7-11 yaş grubundaki çocukların sınav sistemi, küresel ısınma, terör tehdidi gibi sebepler yüzünden aşırı stres altında olduğunu gösterdi. Özellikle sınav sisteminin ve çocuklarının başarılı olmasını isteyen ebeveynlerin yarattığı baskı, çocuklarda anksiyete yaratıyor. Cambridge Üniversitesi'nin 1000'e yakın ilkokul çağındaki çocuk üzerinde yürüttüğü araştırma, bu konuda son 40 yılda yapılan en büyük araştırma niteliğinde.

[Radikal]

11.10.2007

Hava kirliliği ömrü kısaltıyor

Hava kirliliğinin, Avrupa’da ortalama ömrü bir yıl kısalttığı belirtildi.

BELGRAD - Belgrad’da bu akşam yayınlanan AB Çevre Kurumunun raporunda, Avrupa’nın, ömrü kısaltan, çocukların gelişmesini tehdit eden kirliliğe karşı ciddi tedbirler alması gerektiği vurgulandı.

Raporda, başta azot oksit olmak üzere, parçacık ve ozon seviyesinin batı ve orta Avrupa ülkelerinde ortalama ömrün bir yıl kısalmasına yol açtığı kaydedildi, ancak rakam zikredilmedi.

440 sayfalık rapor, BM gözetiminde 56 ülkenin katılımıyla düzenlenen konferans çerçevesinde yayınlandı.

Rapora göre, 2000 yılından bu yana doğu Avrupa, Kafkaslar ve orta Asya’da atmosferi kirleten gazlar yüzde 10 arttı. Son 15 yıl içinde de doğu Avrupa, Kafkasya, orta Asya ve güneydoğu Avrupa’da su ve sağlık tesislerinin kalitesi düştü.

[NTVMSNBC]

9.10.2007

Beş kişiden biri kanser adayı

Lösemili Çocuklar Vakfı (LÖSEV), tarafından yayınlanan Türkiye'deki kanser araştırmasıyla ilgili rapora göre Türkiye'de yılda yaklaşık 200 bin kişi kansere yakalanıyor. Bu sayı 2020 yılına kadar yüzde 60 artacak ve her yıl 320 bin kişi kansere yakalanacak. Yani 2020 yılından itibaren 10 yılda 3 milyon 200 bin kişi kanser hastalığının pençesine düşecek. Bu durumda 50 yıl yaşayan bir kişi, söz konusu süre içinde çevresinde 16 milyon kanser hastası görecek. Bir başka deyişle her beş kişiden biri kanser olacak.

SAVAŞIN TAM ZAMANI
LÖSEV raporunda, "Bu ürkütücü rakamları gördükten sonra tedbir almanın, kanser yapan etkenlerle, özellikle çocuklarımızın gıdalarına konulan kimyasallar ve katkı maddelerine karşı savaş açmanın zamanı geldiğini artık anlamalıyız" denildi. LÖSEV'in raporunda, radyo vericileri ve baz istasyonlarının çocuklar için kanser yapıcı etkileri olduğu da vurgulandı, şu bilgilere yer verildi: "Radyo vericisi olan bir kuleye yakın bölgede yaşamak çocuklarda lösemiye yakalanma riskini artırmaktadır. Radyo istasyonunu iki kilometre yakınında yaşayan çocuklarda lösemi ve beyin kanseri görülme sıklığının diğerlerine göre iki kat fazla olduğu görülmektedir. Baz istasyonları da aynı etkiyi yaratmaktadır. Baz istasyonlarının kurulduğu binaların yakınlarında yaşayan çocukların da kanser olma ihtimali yükselmektedir.

Aileler çocuklarının yaşadığı yakın çevrede radyo ve baz istasyonu veya şüpheli bir enerji kaynağı varsa bunların yaydığı radyasyon miktarını ve çevreye verdiği zararı ölçtürmelidir. Ölçüm konusunda TÜBİTAK, üniversiteler ve Ulaştırma Bankalığının anlaşma yaptığı bağımsız kuruluşlara başvurulabilir. Ölçümler sonucunda yüksek değerlerde radyasyon yayıldığı belirlenirse, buna dayanarak radyo vericisinin ve baz istasyonunun kapatılması için Ulaştırma Bakanlığı'na başvuruda bulunulabilir. Şayet bina yönetimi tarafından verici ve baz istasyonu kurulması izni verilmişse bu iznin iptali için idare mahkemesine başvurulabilir. Bunlara karşı direnen kişiler ve kuruluşlar hakkında çok yüksek miktarlarda tazminat davaları açılabilir."

[Birgün]

8.10.2007

Eriyen buzullar Alaska morslarının yerlerini değiştirdi

ANCHORAGE, Alaska (AP) - Binlerce mors Alaska'nın kuzeybatı sahillerinde göründü. Bunun Kutup deniz buzunu eriten küresel ısınmanın dramatik bir sonucu olduğu düşünülüyor.

Alaska'nın morsları, özellikle üreyen dişiler, yaz ve sonbahar aylarında genellikle Kutup buz kütleletrinde bulunurlar. Fakat kayıtlardaki en düşük yaz buzul seviyesi deniz buzunu dış kıta şelfinin kuzey ucuna kadar geriletti.

Morslar deniz tarağı, salyangoz ve diğer deniz dibindeki canlılarla besleniyorlar. 630-ayak dalış mesafelerinin ötesindeki sular üzerinde yer alan bir buzul platformu ya da kıyıda yiyeceklerini toplama arasında bir seçim yapmaları gerektiğinde, binlerce mors Alaska'nın kayalık sahillerini seçti.

Deniz Memelileri Komisyonu idari yöneticisi Tim Ragen, "Bana hayvanlar av bulmak için dağılımlarını değiştiriyor görünüyor." dedi. "Asıl sorun aradıkları alanlarda yeterli miktarda av bulup bulamayacakları."

[Yahoo News!]

Beyin tümörü 'cep' seviyor...


LONDRA - 10 yıldan fazla cep telefonu kullananlarda beyin kanseri riski artıyor. İsveç'teki Orebro Üniversitesi'nden Prof. Lennart Hardell ve Umea Üniversitesi'nden Prof. Kjell Hansson Mild'ın çalışması, bugüne kadar, on seneden fazla süredir cep telefonu kullanan insanlarda tümör oluşumuyla ilgili yapılmış çalışmaları bir araya getirdi. Uzmanlar, kafanın telefona yakın tarafında tümör oluşma riskinin arttığı görüldü. Çalışma, hastalık tehlikesi olmadığı yönündeki resmi açıklamaları yalanlıyor. Buna göre, 10 yıl veya daha uzun süre cep telefonu kullananların beyinlerinin telefonu tuttukları tarafında bir kötü huylu tümör oluşma ihtimali, diğer insanların iki katı. Bilim insanları, günde bir saat cep telefonu kullanmanın, riski artırmaya yeterli olduğunu söylüyor. Kullanıcıları radyasyondan korumak üzere yürürlükte olan uluslararası standartların yenilenmesi gerektiğini söyleyen araştırmacılar, özellikle çocukların cep telefonu kullanmaktan uzaklaştırılması gerektiğini belirtiyor. (The Independent)

[Radikal]

29.09.2007

Kongo’da ebola vakaları artıyor

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DKC) ebola virüsü vakalarının arttığı bildirildi.

KİNŞASA - Sağlık Bakanlığı yetkilisi Dr. Benoit Kebela, alana çıkan doktorların 7 yeni ebola vakası tespit ettiğini belirterek, toplam vaka sayısının ise 24’e yükseldiğini söyledi.

Kebela, Batı Kasai eyaletinin Kampunga bölgesinde iki seyyar laboratuvarın yeni vakaları tespit ettiğini ifade etti.

Batı Kasai eyaletinde 5 ay içinde 400 kadar kişinin hastalığa yakalandığı bildirilirken, 170 kişinin öldüğü bölgede yalnızca 6 ölüm vakasının eboladan olduğu doğrulandı.

DKC’nin Kikwit bölgesinde 1995 yılında çıkan ebola salgınında 245 kişi ölmüştü.

Dünya Sağlık Örgütü, ilk kez 1976 yılında Sudan ve Kongo’da ortaya çıkan ebolanın şimdiye kadar 1000’den fazla kişinin ölümüne neden olduğunu bildirdi.

[NTVMSNBC]

23.09.2007

Irak’ta kolera salgını güneye de sıçradı

Irak’ın kuzeyinde görülen kolera salgını ülkenin güneyine de sıçradı.

BAĞDAT - Irak’ın ikinci büyük kenti Basra’da bir bebeğe kolera teşhisi kondu. Iraklı yetkililer, klor sıkıntısı yaşadıklarını, bu nedenle salgının önüne geçilemeyebileceği kaygısını dile getiriyor.

Saldırılarda kullanılabileceği endişesiyle sınırda 100 bin tonluk klorun alıkonulduğu belirtiliyor. Maliki hükümetinin elinde sadece bir haftalık klor kalmış durumda.

Perşembe günü kolera salgınının Bağdat’a sıçradığı açıklanmıştı. Ağustos ayı ortalarında patlak veren kolera salgını geçen haftaya kadar sadece Kuzey Irak’ta etkili olmuştu.

[NTVMSNBC]

AIDS aşısı denemeleri hüsranla sonuçlandı

TRENTON - ABD'de, AIDS hastalığına son verileceği vaadiyle başlatılan aşı denemeleri, başarısızlık nedeniyle durduruldu. Aşılanan gönüllülere, normal yaşamları sırasında başka insanlardan AIDS'e yol açan HIV virüsü bulaşmasına engel olunamadı. Yetkililer sınırlı dozla aşılanan 741 gönüllüden 24'ünün, tam doz aşılanan 762 gönüllüden de 21'inin virüsü kaptığını söyledi. Aralık 2004'te başlatılan ve STEP adı verilen deneme çalışmaları toplam 3 bin gönüllüyle yürütülüyordu. Gönüllüler denemelerin başlangıcında HIV virüsü taşımıyordu, ancak hepsi homoseksüel erkekler veya hayat kadınları gibi, hastalığa yakalanma açısından yüksek risk grubuna giren kesimden seçilmişti. (aa, afp)

[Radikal]

22.09.2007

Yavaş yavaş deliriyoruz!

WHO'nun iki yıllık araştırma sonuçlarını içeren Dünya Akıl Sağlığı Raporu yayımlandı. Rapora göre, dünyada yetişkin ya da çocuk her beş kişiden biri yardım gerektiren akıl hastalığı ya da psikolojik sorunlarla karşı karşıya

AA - İZMİR - Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) iki yıllık araştırmalarının sonuçlarını içeren Dünya Akıl Sağlığı Raporu, insanlığın durumunun vahametini ortaya koydu! Rapora göre, dünyada yetişkin ya da çocuk her beş kişiden biri, yardım almasını gerektiren akıl hastalığı ya da psikolojik sorunlarla karşı karşıya.

'Yeteneklerinin farkında olan bireylerin, yaşamın normal stresleriyle baş edebilmesi, üretken olması ve içinde bulunduğu topluma katkıda bulunması' olarak tanımlanan akıl ve ruh sağlığındaki sorunlar, en gelişmiş toplumlarda bile hâlâ tabu olmayı sürdürüyor; önyargılar bireyleri tedavi yollarını aramak yerine, sorunları olabildiğince saklamaya itiyor.

Sorunlar 14'ten önce ortaya çıkıyor

Akıl hastalarının birçok ülkede çok ciddi insan hakları ihlallerine maruz kaldığına dikkat çekilen raporda, kalabalık hastanelerin ya da kliniklerin yerini daha küçük merkezlere bırakması, hastanelerdeki psikiyatri bölümlerinin yatak sayısının artırılması öneriliyor.
Sorunların yarısından fazlası 14 yaş öncesinde ortaya çıkıyor. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde bu tür rahatsızlıklara çok sınırlı bütçe ayrılırken, orta gelirli ülkelerde 4 milyon çocuğa bir çocuk psikiyatrı düşüyor.

Depresyon, Brezilya'daki hastalık nedenleri arasında birinci, dünya genelindeyse yedinci. Dünyada her yıl yüzde 86'sı orta ve düşük gelir grubuna dahil ülkelerde yaşayan 800 bin kişi intihar ediyor. Akıl ve ruh sağlığına ilişkin sorunlar, intiharın en belirgin nedeni.

Dünya genelinde fiziksel olmayan rahatsızlıklardan ötürü acil servislere başvurular son 10 yılda yüzde 6'dan yüzde 11'e yükseldi. Ruh sağlığındaki dengesizlikler, tedavi edilebilir ya da edilemez birçok hastalığa, kişinin kendi isteğiyle ya da farkında olmadan kendisine fiziksel zarar vermesine neden oluyor.

Önyargılar tedavi sürecini etkiliyor

Kişinin başka hastalıkları da ruh ve akıl sağlığına olumsuz etki edebiliyor. Akıl hastalıklarına ve ruhsal sorunlara ilişkin önyargılarsa, hâlâ dünyanın birçok ülkesinde insanların tedaviye başlamalarına ya engel oluyor ya da tedaviyi ciddi ölçüde geciktiriyor ve alınacak sonucu etkiliyor. Genel kanının aksine, eğitim düzeyi yüksek kişilerde ve kentsel alanlarda bu rahatsızlıklara önyargı daha yüksek.

Dünya genelinde psikiyatri hastalarına yönelik insan hakları ihlallerinin başında fiziksel şiddet, ayrımcılık, temel ihtiyaçların ve mahremiyetin görmezden gelinmesi bulunuyor. Ruh sağlığı alanında donanımlı personel, son derece adaletsiz dağılıyor. Yüksek gelirli ülkelerde kişi başına düşen psikiyatr sayısı, az gelişmiş ülkelerin 200 katına ulaşıyor.

WHO'dan acil önlem önerileri

WHO'nun acil önlem önerileri arasında kamu sağlığı gündemine ruh sağlığının dahil edilmesi, tedavi masrafları için fon sağlanması, ruh sağlığı merkezlerinin mevcut durumunun düzeltilmesi, kişinin temel kontrollerine ruh sağlığının dahil edilmesi, kamunun bu alanda aktif bir lider konum üstlenmesi yer alıyor.

WHO, özellikle orta ve düşük gelir grubuna dahil ülkelerde hükümet, ruh sağlığı personeli, hasta ve hasta yakınlarını temsil eden kuruluşların, akıl sağlığı hizmetlerinin artırılması için birlikte çalışmalarını öneriyor.

[Radikal]

Cep telefonu sağır edebilir

ANKARA - Yeni bir araştırmada, günde bir saatten fazla cep telefonuyla konuşmanın işitme kaybına yol açabildiği saptandı. ABD'de bu hafta yapılan bir kulak-burun-boğaz konferansında sunulan araştırmada, cep telefonunu çok kullananların, özellikle yüksek frekanslı sesler sayılan s, f, h, t ve z ile başlayan kelimeleri anlamakta güçlük çektikleri belirlendi. Daily Mail'in internet sitesindeki habere göre, araştırma, 18-25 yaş arasındaki 100 cep telefonu kullanıcısıyla kullanmayan 50 kişi karşılaştırılarak yapıldı.

Araştırma sonucunda, 4 yıldan fazla bir süre günde bir saati aşkın cep telefonu kullananların sesleri ayırt etmede güçlük çektikleri belirlendi. Bilim adamları, sorunun özellikle çoğu insanın kullandığı sağ kulakta görüldüğünü belirttiler. Hintli kulak-burun-boğaz uzmanı Nareş Panda, işitme kaybının sebebinin uzun süre cep telefonu kullanımından kaynaklanan radyasyonun iç kulakta tahribata yol açması olabileceğini söyledi.

[Anadolu Ajansı]

12.09.2007

Cep telefonları kanser riskini arttırıyor

Cep telefonu kullanımı ve baz istasyonlarının uzun dönemde kansere yol açma ihtimalinin bu aşamada “göz ardı edilemeyeceği” belirtildi.

LONDRA - İngiltere’de hükümet ve iletişim endüstrisinin birlikte yürüttüğü 6 yıllık araştırmanın sonucunda, kısa sürede cep kullanımının kansere yol açma ihtimali olmadığı belirlenirken, uzun dönemde bu riskin “göz ardı edilemeyeceği” vurgulandı.

Uzun dönemde cep telefonu kullanımı ve kanser riskini araştırmak için yürütülen “Mobil Telekomünikasyon ve Sağlık Araştırma Programı”nın 10 yıla uzatılması kararlaştırıldı. Ayrıca 6 yıllık program sırasında araştırılmayan cep telefonu kullanımının çocukların sağlığı üzerindeki etkilerinin de araştırmaya dahil edilmesi kararlaştırıldı.

Söz konusu 6 yıllık program sırasında cep telefonları ve baz istasyonlarının sağlıkla ilgili etkileriyle ilgili 23 araştırma yapıldı.

Araştırma ekibi, cep telefonu kullananlar arasında beyin ve kulak (akustik nevroma) kanserine yakalanmada küçük bir artış görüldüğünü, “bunun istatistiksel olarak önemli olma ile olmama arasındaki sınırda bir bulgu olduğunu” kaydetti.

Sonuçları açıklamak için basın toplantısı düzenleyen araştırma programının başkanı Lawrie Challis, araştırmaya katılanlardan çok azının 10 yıl ya da daha uzun süre cep telefonu kullanmış olduğunu belirtti ve kanserin normal olarak 10 ila 15 yılda ortaya çıkan bir hastalık olduğuna dikkati çekti. Challis, bu nedenle, bu aşamada cep telefonu kullanımı nedeniyle, “Birkaç yıl içinde kanser ortaya çıkma ihtimalini reddedemeyiz” dedi.

Şimdi tavsiyede bulunmanın hükümete düşen bir görev olduğunu belirten Prof. Challis, daha fazla araştırma yapılması gerektiğini kaydetti.

İlk başlarda sigara ile akciğer kanseri arasında ilişki kurulmamış olduğunu hatırlatan Challis, buna rağmen genel olarak cep telefonlarının önemli bir sağlık riski oluşturmadığına ilişkin kanıtın “yeterince güven tazeleyici” olduğunu söyledi.

Çocukların radyo frekansının yaydığı radyasyona karşı yetişkinlerden daha hassas olabileceğine işaret eden Challis, Danimarka, Finlandiya, İsveç ve İngiltere’de 200 bin kişiyi kapsayan ikinci bir araştırma yapmakta olduklarını söyledi.

[NTVMSNBC]

7.08.2007

Küresel sağlık krizi kapıda

Çok yakında hepatit A, tifo, dizanteri, tüberküloz, mantar, bakteri ve virüs enfeksiyonları, hatta akciğer kanseri vakaları daha da artabilir. Uzmanlara göre küresel ısınma pek çok hastalığın da kapısını açıyor

İSTANBUL - Şeftaliyi taneyle, karpuz-kavunu dilim dilim satın alacağımız, hava kirliliği ve susuzluğun had safhaya varacağı günler uzak değil. Bu, bir süredir küresel ısınma etkisine giren ve Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün son raporuyla da pekişen durumun gelecekteki yansıması. Yağmur için duaya durulmasına, barajların dibinin görünmesine neden olan küresel ısınma, sağlığımızı da tehdit ediyor.
Artık 'ince hastalık' verem ve sıtma dışında pek çok hastalıkla daha kolay karşılaşacağız. Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Mesut Başak'ın küresel ısınma ve sağlığa etkileriyle ilgili verdiği bilgiler şöyle:

Susuzluk riski
Uzun süreli susuzluk başta kalp, akciğer, beyin gibi hayati organları etkiliyor. Hijyen geri plana itildiğinden salgın hastalıklar artıyor. Özellikle meyve ve sebzelerin iyi yıkanmaması sonucu bağırsak enfeksiyonları, tifo ve dizanteri, mantar, bakteri ve virüs enfeksiyonları oluşabiliyor. Bunlar insandan insana kolayca geçiyor. Tuvalet hijyeninin olmaması bulaşıcı paraziter hastalıklara yol açıyor. Yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olanlar (kalp, tansiyon, kanser vs.) daha fazla etkileniyor.

Hava kirliliği
Aşırı ısınma hava kirliliğine yol açıyor. Barajlardaki susuzluk enerji üretimi için kömür gibi daha çok kirlilik yaratan maddelere yöneltiyor. Kirli, toksik maddeler solunum yolu hastalıkları, faranjit, bademcik iltihaplanmasına yol açıyor. Havada kurşun artması kan hücrelerinin gelişmesini ve olgunlaşmasını engelliyor. Kurşun kanda ve idrarda birikiyor. Karbondioksit de kandaki hemoglobinle birleşerek oksijen taşınmasını aksatıyor.
Uzun vadeli etkisiyse akciğer kanseri.

Gıda üretimindeki sıkıntı
Birçok gıdanın üretiminde aksaklık olacak. Üretildiğinde de vitamin içeriği düşük olacak veya nadir bulunduğundan fiyatları fahiş olacak. Bu da yeterli alımı engelleyecek. Yani vücut vücudun temel yapıtaşları olan protein, karbonhidrat, vitamin ve yağdan yoksun olacak. A, C vitamini ve glikoz eksikliği bebeklerin erken veya düşük ağırlıkla doğmalarına, gelişim geriliklerine yol açar. Temel besin grupları yeterli alınmazsa enfeksiyona yatkınlık artar. Tüberküloz artacak, sıtma geri gelebilir. Zatürree ve gribe daha çok rastlanacak. Vücut gerekli besini yeterli almadığından enfeksiyonlara açık hale gelecek.

Aşırı sıcak
Sıcakta aşırı terleme olur. Bu, su ve tuz kaybı demek. Bu kayıp tansiyon düşmelerine, bayılmalara yol açabilir. Kalp yetmezliği olan kişilerde kalp gücünü ve ritmini etkiler. Sıcak bir yandan tansiyonu düşürürken öte yandan beyin damarlarını etkileyip yüksek tansiyona yol açıyor, bu da beyin kanaması demek. Sıcakla beraber klima kullanımı artıyor, bu da ölüme varan hastalıklara yol açabiliyor. İklim değişimine vücut kısa sürede adapte olamayacağından ani ölümler yaşanabilir. Güneş ışınlarının dik gelmesi nedeniyle cilt kanseri artabilir.

Doğal afetler
Küresel ısınmanın etkilerinden biri olan seller hepatit A, bağırsak enfeksiyonu, tifo, dizanteri ve cilt hastalıklarına yol açıyor.
Küresel ısınmanın etkilerine karşı uzmanların önerisi şimdiden sağlığa yatırım yapmak. Alkol ve sigara kullanıyorsanız acilen bırakıp güçlü bir bağışıklık sistemi edinin. Bunun için iyi uyku çok önemli. Vücudun su ihtiyacını karşılayın. Güneşe çok fazla çıkmayın. Suyu tutumlu kullanın.

'Gönüllü tasarruf olmuyorsa ceza'
İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu'na göre tarımsal haşarelerde, kenelerdeki artış, yağışın azlığı, küresel ısınmanın etkisine girdiğimizi gösteriyor. Türkiye'nin yarı kurak bir karaktere sahip olduğunu ve çok sayıda medeniyete kuraklık nedeniyle mezar olduğunu belirten Kadıoğlu, kuraklıkla mücadele için gerekenleri şöyle sıralıyor:

  • Arıtma sistemiyle kanalizasyon suyu kullanılabilir hale getirilebilir.
  • Evlerde, işyerlerinde basit önlemlerle elimizi-yüzümü yıkadığımız suyun tuvalet suyu olarak kullanılması sağlanabilir.
  • Azalan yağışlardan su elde edebilmek için su havzaları korunmalı, yapılaşmaya izin verilmemeli, bir çivi dahi çakılmamalı.
  • Marmara Bölgesi'nde yağış olsa da yeterli su olmayacaktır. Çünkü şehirleşme ve sanayileşme buraya yığılmış. Yerleşimde su havzaları esas alınmalı.
  • Şebeke borularındaki delikler su israfına yol açıyor. Öyle ki Türkiye'deki bu sızma, dünyanın kabul ettiği miktarların çok üzerinde.
  • Sanayide kullanılan suyun tekrar kullanılabilmesi için arıtma sistemi geliştirilmeli.
  • Türkiye'de tatlısuyun yüzde 75'i sulamaya gidiyor. Damla sulama yöntemi bir an önce geliştirilmeli.
  • Halk su konusunda önce gönüllü tasarrufa çağırılmalı. Bu olmuyorsa, ceza gündeme gelmeli.
  • 2.08.2007

    Ankara'da Su Kesintisi ve İlgili Haberler


    # Başkent, yaz sıcağında ikişer gün susuz kalacağı döneme başlarken, kesintinin üç-dört güne uzama riski de var. Meteoroloji'ye göre Ankara'yı uzun bir kuraklık bekliyor
    # Kentteki 350 okulda depo yok. Çankaya Belediyesi'nin denetlediği beş okul deposundan üçü mikroplu çıktı. Meclis'te ise dört depo var, vekiller susuz kalmayacak

    Başkentin yarısı dün 48 saatlik susuz günlere girdi. Enerji Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı uzmanları 48 saatlik kesinti yapmanın yanlış olduğunu dile getirirken, Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, su rezervlerindeki durum nedeniyle kesintilerin üç-dört güne de çıkabileceği konusunda uyardı.
    Sağlık Bakanlığı kesintilerin kısa süreli olmasını ve herhangi bir salgın halinde kesintilere son verilmesini istedi. 350 okulda su deposu bulunmadığı gibi Çankaya Belediyesi'nin denetlediği beş okul deposunun üçü kirli çıktı. Meteoroloji raporlarında uzun bir kuraklık görünen Ankara'ya her gün yağmur yağsa bile Kesikköprü Barajı'ndan getirilen su evlere varıncaya dek kesintiler sürecek. ASKİ Genel Müdürü İhsan Fincan, durumu bir 'afet' olarak nitelerken kesintilerin tüketime göre gelecek dönemde üç-dört güne kadar uzayabileceğini söyledi.
    Devamı : Radikal
    'Uzun kesinti süresi çok tehlikeli'
    Türkiye Pediatri Bilimi Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, "Dünyanın hiçbir yerinde böyle uzun bir dönemde iki gün üst üste su kesintisi yapılmaz. Bu sıcakta, iki gün boş kalan kanallarda hızla mikrop ürer ve her türlü hastalığa davetiye çıkarır" diye uyarıda bulundu. Tuncer, kesintiden hemen sonra akan suyla diş fırçalamanın, yüz yıkamanın, banyo yapmanın ve meyve- sebze yıkamanın tehlikeli olabileceğine dikkat çekti ve "İki yaşın altındaki bebekler için bu suyu kullanmayın. Kesintiden sonra akan su ancak çamaşır ve bulaşık makinesinde güvenle kullanılabilir" dedi.
    Sağlık Bakanlığı doğrusunu yaptı: Sağlık Bakanlığı binası için bu konuda çok sağlıklı bir karar aldı. Sabah, öğlen ve akşam birer saat olmak üzere günde üç saat su verilecek. Böylece borularda mikropların üremesi engellenmeye çalışılacak.
    Takvim gözden geçirilmeli: Belediye ya takvimi değiştirmeli ya da iki gün sonunda şehre vereceği suyu mutlaka kontrol etmelidir. Sabah akşam birer saat su verse çok daha iyi. Akış sürekli tutulmalı.
    Nemli ortamlar tehlikeli: Yoğun bakımdaki bir hastanın ağzını sık sık temizlemezseniz birçok bakteri oluşur, hastanede bu yüzden sık sık ağız temizliği yapılır. Aynı şeyler şebeke hatları için de geçerli.
    Banyo suyunu bir süre akıtın: Özellikle eski binalarda yaşayanlar, suya borulardan kurşun karışması riskini dikkate alarak, banyo yapmadan önce sıcak suyu bir süre açık bırakabilirler. Suyun buharıyla sudaki kurşun miktarı azalabilir.
    Örnek Los Angeles salgını: Kesinti nedeniyle, su yoluyla üreyen mikroplar hızla yayılabilir. Çok küçük bir enfeksiyondan bir şehrin yarısının yok olduğu olmuştur. Los Angeles bunun en çarpıcı örneğidir. Kesinlikle hafife almamalı. Su geldi diye hemen kullanmak doğru değil
    [Radikal]
    Sağlık müdürlükleri izleme birimi kuracak
    Sağlık Bakanlığı kesintiler başladıktan sonra Bilim Kurulu'nu toplayarak su raporu hazırladı. Raporda şu uyarılar yer aldı:
    # Vatandaşlara: Kesinti sonrasında şebekeye verilecek su berraklaşıncaya kadar üç beş dakika akıtılmalı.
    # Şebeke suyu içilecekse tercihen bir iki dakika kaynatılmalı.
    # Çiğ tüketilen her türlü sebze ve meyveye yıkandıktan sonra yüzde 1'lik klor solüsyonundan 1 litre suya 20-30 damla damlatılarak 30 dakika bekletilmeli. (Yüzde 1'lik klor solüsyonu bir bardak çamaşır suyunun üzerine dokuz bardak normal su konularak kolayca hazırlanır. Ancak çamaşır suyu katkı maddesi içermemeli ve yüzde 10 aktif klor 'sodyum hipoklorit' olmalı.)
    # Damacanalardan su almak için kullanılan pompalar, 15 günde bir yüzde 1'lik klorlu suda 30 dakika bekletilmeli.
    # Depolanmış sularda bebeklerin boğulma tehlikesine karşı tedbir alınmalı.
    # İshal vakalarında mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı.
    Yerel yönetime:
    # Su kesintisine gidilmemesi için tüm alternatifler değerlendirilmeli.
    # Kesinti zorunluysa bir günü aşan kesintilerde gerekli tedbirler alınmalı.
    # Bir salgın hastalık ortaya çıkması durumunda su kesintisine son verilmeli.
    # Suyun analizleri aksatılmadan yapılmalı.
    Sağlık Müdürlüğü'ne: İzleme birimi oluşturulmalı.
    # Kontrollerde kirli bulunan içme ve kullanma sularının kullanımına engel olunmalı.
    # Gıda satan işletmelerin içme ve kullanma sularıyla depoları bakteriyolojik olarak izlenmeli.
    [Radikal]

    20.05.2007

    Küresel ısınma sağlığı nasıl etkiler?

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Günhan Erdem, küresel ısınmanın insan sağlığına olumsuz etkiler yapabileceğini bildirdi.

    Prof. Dr. Erdem, AA muhabirine yaptığı açıklamada, küresel ısınmanın etkisiyle yaz aylarında beklenen yüksek sıcaklığın, hayvanlar ile insanların davranış değişikliğine neden olabileceğine dikkati çekti.

    Sıcaklığın artmasıyla uykusuz kalan insanlarda huzursuzluk ve depresyonun ortaya çıkabileceğini vurgulayan Erdem, "Huzursuzluk ve depresif yansımalar vücudun bağışıklık sisteminde bozulmalara neden olur" dedi.
    Erdem, sıcaklık düzey ve döneminin uzamasına bağlı olarak ekolojik şartların da değişeceğini, bakterilerin üreme, yaşama ve daha geniş alanlara yayılabilecekleri uyarısında bulundu.

    "TEHLİKELİ HASTALIKLARA DİKKAT"

    Küresel ısınma nedeniyle tatlı su kaynaklarının azalma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildiren Erdem, bu durumun geniş çaplı enfeksiyonların ortaya çıkmasına neden olacağını söyledi.

    Enfeksiyonların genişlemesi ile sürelerinin uzamasının enfeksiyon etkeni bakteri ve virüslerin ilaçlara olan direnç mekanizmalarını değiştirebileceğini ifade eden Erdem, "Kullanılan antibiyotikler belki etkisiz kalabilir. Küresel ısınmanın sonuçları çok daha tehlikeli boyutlara ulaşabilir" diye konuştu.

    Prof. Dr. Erdem, bu nedenle yeni antibiyotik bulma arayışının ortaya çıkabileceğine, ısınmanın etkisiyle çevre kirliliğinin şimdikinden daha fazla artabileceğini, bunun da kolera ve tifo gibi hastalıkların nedeni olabileceği uyarısında bulundu.

    [Milliyet]

    5.05.2007

    Kablosuz internetin sağlık risklerine karşı uyarı

    [Cep telefonlarından sonra, şimdi de kablosuz internet patlaması yaşıyoruz. Hemen hemen neredeyse her yerde radyo emisyonlarına maruz kalmaya devam.]

    Mobil telefon güvenliği araştırma komitesinin başkanı, Profesör Lawrie Challis, wi-fi (kablosuz internet) ağlarından kaynaklanan radyo emisyonu üzerine dikkat çekti.

    Özellikle sınıflardaki emisyon seviyeleri üzerine çok az çalışmanın yapıldığından kaygılandığını ve eğer sağlık problemleri ortaya çıkacaksa çocuklarda özellikle çok daha ciddi boyutlarda olacağına inandığını dile getirdi.

    Prof. Challis, mobil telefonların potansiyel sağlık risklerini araştırmak için Hükümet ve endüstri tarafından finans sağlanan, £8.4 milyonluk bir araştırmanın başkanlığını yürütüyor.

    Daha fazla araştırma yapılana kadar, kablosuz internete sahip diz üstü bilgisayarların özellikle çocuklar tarafından belirli bir güvenlik mesafesinden kullanılmasının iyi olabileceğini açıkladı.


    [Kaynak]
    Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...