çöküş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çöküş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.07.2008

Çağdaş uygarlık yıkılmanın eşiğinde mi?

20.06.2008 Cumhuriyet / Bilim Teknik

Kimse yaşadığımız uygarlığın bir gün gelip çökebileceğine inanmak istemiyor. Ancak tarihte gelmiş geçmiş uygarlıklar, kurulma ve gelişme evrelerinden sonra yıkılmış.

Kimse yaşadığımız uygarlığın bir gün gelip çökebileceğine inanmak istemiyor. Ancak tarihte gelmiş geçmiş uygarlıklar, kurulma ve gelişme evrelerinden sonra yıkılmış. Bu durumda çağdaş uygarlığın bu kuralın dışında kalma şansı nedir? Bilim insanlarına göre toplumlar ne kadar kompleks ise yıkılma olasılığı o kadar artar. Böyle bir toplumda bir noktada başlayan kırılma, domino etkisiyle tüm toplumu çöküşe sürükleyebilir.

Bir salgın, devasa bir yıkıma yol açarsa ne olur? Çok sayıda insan ölürse ve küresel dengeler altüst olursa ne olur? Tekrar eski düzene geri dönme şansımız ne kadardır? “Her şey nüfusun ne kadar azaldığına bağlıdır” diye konuşan Osterholm, “Olasılıklar hafif bir ekonomik sarsıntıdan, uygarlığın çöküşüne kadar uzanır” diyor.

Yıllardır salgın hastalıkların kapımıza dayandığı yönünde uyarılıyoruz. Bu, kuş gribi, ebola veya başka bir hastalık olabilir. Bunun sonucunda çok sayıda insan ölebilir ve dünya üzerinde çok az insan sağ kalabilir. Bazı demograflar dünyamızın üzerinde daha az insanın kalmasının modern bir toplumun yeniden kurulmasını kolaylaştıracak bir gelişme olarak değerlendiriyor. Bazıları ise ebola veya çiçek hastalığı gibi yıkıcı bir salgından sonra dünyamızın bir daha normale dönemeyeceğini ve uygarlığın sona ereceğini ileri sürüyor. Acaba bu ikinci grup abartıyor olabilir mi?

İnsanlar halihazırdaki düzenin devam edeceğine inanmak istiyor. Uygarlığın yakında çökebileceği yolundaki söylemler, kıyametin yakında kopacağını söyleyen “ahir zaman peygamberlerinin” insanları tedirgin eden vaazlarına benzetiliyor.

Kaldı ki son birkaç yüzyıldır insanlık salgın hastalıklar, savaşlar ve kıtlıklar gibi çok sayıda felaketle baş edebildi ve küresel bir çöküntü yaşamadı. Dolayısıyla bu tür uyarıları sürekli olarak gündemde tutanlar “felaket tellalları” olarak damgalanıyor.

‘UYGARLIK ÇÖKMEZ’ YANILGISI

Yaygın görüşe göre toplumumuzun teknolojik ve sosyolojik açıdan eriştiği düzeyde artık çöküş söz konusu olamaz. 2005 yılında “Collapse-Çöküş”isimli bir kitap yazan Kaliforniya Üniversitesi’nden biyolog ve coğrafyacı Jared Diamond bu konudaki görüşlerini şöyle dile getiriyor: “Toplumlarda çöküşün imkânsız olduğu fikri, bilinçaltımıza ve günlük konuşmalarımıza o denli işlemiştir ki, artık bu nesnel bir gerçeklik olarak algılanmaya başladı.”

Oysa sayıları giderek artan bilim insanları, toplumun her türlü felaketten muaf olduğunu düşünmedikleri gibi, tam tersi giderek daha kırılgan bir nitelik kazandığına inanıyor. Ciddi bir salgın durumunda, hastalık yalnızca problemleri başlatan bir unsur olabilir.

Bu konuda öngörüde bulunmak zor çünkü bugüne dek kütlesel ölümlere yol açan bir salgının sosyal bir çöküşe yol açıp açmayacağı konusunda ciddi bir çalışma yapılmış değil.

TARİHTE YIKILAN UYGARLIKLAR

Daha önce dünyamız çok sayıda salgına maruz kaldı. Örneğin 1348 yılında Kara Ölüm Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte birinin ölümüne yol açtı. Etkisi devasa olmakla birlikte Avrupa uygarlığı çökmedi. Oysa yaklaşık M.S.170 yılında, Roma İmparatorluğu aynı sayıda ölümlere neden olan bir başka felakete maruz kaldı ve büyük bir hızla çöktü. Bu iki uygarlığın farkı neydi? Bilim adamları bu soruyu tek bir sözcükle yanıtlıyor: Kompleks yapı.

14.yüzyılda Avrupa’da feodal bir hiyerarşi hakimdi ve halkın %80’inden fazlası köylü çiftçilerdi. Böylece her ölüm hem bir gıda üreticisinin hem de tüketicisinin ortadan kalkması anlamına geliyordu. Bunun net etkisi yoka yakındı. Massachusetts Cambridge’deki New England Kompleks Sistemler Enstitüsü’nden Yaner Bar-Yam, feodal hiyerarşilerde kimsenin yeri doldurulamayacak kadar önemli olmadığına dikkat çekerek, “Kral bile ölse yaşam devam eder” diyor.

Roma İmparatorluğu da bir hiyerarşi idi, ancak çok önemli bir farkı vardı. Kentli nüfus çok kalabalıktı. Bu nüfus, vergiler, tarım ve asker için köylülere muhtaçtı. “Nüfusun azalması tarımı etkiledi. Bu da imparatorluğun askeri yatırımlara kaynak ayıramamasına yol açtı. Sonuçta imparatorluk istila ettiği toprakları koruyamadı” diye konuşan Utah Üniversitesi’nden antropolog ve tarihçi Joseph Tainter, “İstilacılar bunun sonucunda köylülerin elinde avucunda ne var ne yoksa el koydular ve bu da tarımı baltaladı” diyor.

Tainter’a göre çok sayıda ölümlere yol açan bir salgın, bugün benzer sonuçlara zemin hazırlayabilir: “Daha az sayıda tüketici, ekonominin daralması demektir. Bu da iş alanlarının azalmasına yol açar. Bu da tüketici sayısının daha da düşmesine neden olur. Kilit konumdaki sanayilerdeki personel sayısının azalması, bu sanayileri de çökme noktasına getirir.”

BİREYLER ÖNEMLİDİR

Bar-Yam’a göre kilit noktadaki kişilerin kaybı çok büyük fark yaratır. “Kompleks sistemlerde bireylerin rastgele bir şekilde kaybı çok tehlikeli sonuçlar doğurur” diye konuşan Bar-Yam, “Son yıllarda yürüttüğümüz kompleks sistem araştırmalarında elde ettiğimiz en anlamlı sonuç, sistemlerin kompleks bir niteliğe bürünmesi durumunda bireyin öneminin artmasıdır” diyor.

Özellikle bu sistemlerde “bağlantı merkezi” durumundaki insanlar daha da önem kazanır. Kamyon sürücüleri buna en güzel örnektir. İngiltere’de 2000 yılında grev nedeniyle petrol rafinerinden petrol sevkiyatı durunca motorlu taşıtların üçte biri yakıtsız kaldı. Bunun üzerine bazı tren ve otobüs seferleri aksadı, dükkânlarda yiyecek sıkıntısı başladı, hastaneler ancak acil vakalara bakabildi, tehlikeli atıklar biriktiği için çevre kirliliği rahatsız edici boyutlara ulaştı.

Edinburgh’daki Heriot-Watt Üniversitesi’nden Alan McKinnon’un yürüttüğü bir çalışmada, İngiltere’de karayolu taşımacılığında bir haftalık bir duraklamanın devasa boyutta ekonomik kayıplara ve yaşam koşullarında geri dönüşü olmayan bozulmalara yol açacağı öngörülüyor.

Çok sayıda kamyon sürücüsünün hastalandığı, öldüğü veya çalışamayacak kadar korkuya kapıldığı bir salgın toplumu nasıl etkiler? Salgın çok şiddetli olmasa bile çok sayıda insan hastalanan yakınlarına bakmak veya okullar kapalı olduğu için evde kalan çocuklarına göz kulak olmak için evde kalır. Karayolları taşımacılığında küçük bir aksama yaşamı felç edecek sonuçlar doğurabilir.

STOK BULUNDURMAK MASRAFLI

Bunun bir nedeni ihtiyaç anında sevkiyat yapmaktır. Son 20-30 yıldır kömürden aspirine, çeşitli malları kullananlar veya satanlar, çok pahalı olduğu için ellerinde çok az miktarda mal bulundururlar. Bunun yerine az miktarda sevkiyatla idare ederler.

Kentlerde tipik olarak üç günlük yiyecek stoğu bulunur. ABD’de bir salgına karşı hazırlıklı olmak için halkın üç haftalık yiyecek ve su stoğu yapması öneriliyor. Bazı planlamacılar insanların ellerinin altında en az 10 haftalık yiyecek bulundurmasının daha doğru olacağını ileri sürüyor. Ancak dükkânlar yağmalanıp, elinizdeki sular bittiği zaman stoklar ne kadar dayanabilir? Herkes bunu yapmaya gönüllü olsa bile bazı insanların yeterli miktarda yiyecek stoklamaya maddi gücü yetmeyebilir.

Hastanelerde günlük ilaç ihtiyacı günlük sevkiyatlar ile karşılanır. Minnesota Üniversitesi’nden halk sağlığı uzmanı Michael Osterholm, bir salgın için hastanelerin çok kapsamlı bir hazırlık yapması gerektiğine inanıyor: “En önemlisi oksijen talebini karşılayacak yeterli stoğun bulunmasıdır. Bugün hiçbir hastanede iki günlükten fazla oksijen stoğu yoktur. Aynı derecede önemli olan bin başka unsur da suların arındırılması için gerekli olan klordur.”

SALGIN MODELLERİ

Bazı salgın modelleri, işine gelemeyen personel sayısının, salgının en üst noktada olduğu dönemlerde tüm çalışanların yarısına eşit olabileceğini öngörüyor. Modern toplumların kritik altyapısına mal tedarik eden şirketlerin tümü –enerji, nakliye, gıda, su ve telekom- çalışanlarının işe gelememesi yüzünden çok vahim sorunlar yaşayabilir. Oysa bir salgın durumunda virüsten korunmanın en güvenilir yolu evden dışarı adım atmamaktır. Ancak herkes bunu yaparsa –veya kriz başlar başlamaz insanlar evlerinde yiyecek ve su stoklarsa- küçük bir salgın domino etkisiyle tüm toplumu etkisi altına alır.

Salgınlara karşı alınacak önlemleri planlayanların, çoğunlukla modern toplumların birbiriyle sıkıca bağlantılı oldukları gerçeğini göz ardı ettikleri görülüyor. Bu da en ufak bir sallantının çok sayıda sektörü ciddi ölçüde sarsacağı anlamına geliyor.

ELEKTRİK KESİNTİLERİNİN VAHİM SONUÇLARI

Elektriğin kesildiğini varsayalım. İşte bu sektör, toplumları yüzyıllarca geriye götürme potansiyeline sahiptir. Rafineriler yalnızca kamyonlara değil, elektrik jeneratörlerine kömür taşıyan trenlere de yakıt verir. Kömür ile çalışan enerji santralleri İngiltere’de elektriğin %30’unu, ABD’de %50’sini ve Avustralya’da %85’ini tedarik eder.

Kömür madenleri elektrik ile çalışır. Boru hatlarından petrolü ve şebekeden suyu pompalamak için elektrik gerekir. Elektrik üretmek için kömüre ihtiyaç vardır; kömür çıkartmak elektriğe bağlıdır; bütün bu faaliyetler rafinerilere gereksinim duyar; insanların en büyük ihtiyaçları ulaşım, gıda ve temiz sudur. Bu sistemin bir parçası arızalanırsa, tüm sistem çökebilir. Hidro elektrik ve nükleer enerji santralleri enerji kısıntılarından bu kadar etkilenmez, ama eğitimli personele ihtiyaç duyarlar.

Elektrik olmadığı zaman dükkânlar yiyecekleri soğukta muhafaza edemez; kasaları bile işlemez. Tüketiciler ellerindeki yiyecekleri pişiremezler. Klorlanmamış şebeke suyu, sudan geçen hastalıklara yol açar ve elektrik olmadığı için suların kaynatılması da mümkün olmaz. Radyo ve TV yayınları susar; telefon sistemleri ve internet enerji yokluğundan çalışamaz. Bu da doğal olarak küresel finans sisteminin altını oyar. Bu koşullarda sistemi yeniden ayaklandırmak ve yürür hale getirmek giderek daha komplike bir hale gelir.

SALGININ İLK GÜNLERİ ÖNEMLİ

Salgının ilk birkaç haftasında mücadelede başarılı olsanız bile, yetersiz bakım ve mal stoğu uzun vadeli sorunlara zemin hazırlar ve bu sorunlar yavaş yavaş sistemin altını oyar.

Salgın iyice yayıldığı zaman bazı ülkeler sınırlarını kapatmak gibi tedbirlere başvurur. Ancak karantina artık bir seçenek olmaktan çıkmıştır. “İçinde bulunduğumuz günlerde hiçbir ülke kendi kendine yeterli değildir” diye konuşan Osterholm, “Bir hükümetin yapacağı en büyük hata, kendilerini diğer ülkelerden yalıtmaktır. Örneğin çok önemli bir liman olmasına karşın Singapur salgın durumunda limanlarını kapatmayı en son çare olarak düşünüyor” diyor.

Osterholm’un bir diğer kaygısı da tıbbı malzemelerin sevkiyatında yaşanacak darboğazlar. Örneğin ABD’nin tıbbi cihazlarının %85’i dışarıda üretiliyor. Bir diğer sorun da ambalajlamada yaşanabilir. Süt endüstrisini ele alalım. İnekleri sağabilecek eleman bulunduğu, kamyonları yürütecek yakıt olduğu ve buzdolaplarını çalıştıracak enerji olduğu takdirde sütler mandıralara gönderilebilir. Ancak süt kartonu üreten fabrikalar çalışamaz durumda ise sütlerin ziyan olması işten bile değildir.

TEDARİK ZİNCİRİNİN ÖNEMİ

“Salgın hastalıklara karşı alınacak önlemler paketini hazırlayan yetkililer tedarik zinciri konusunu nedense önemsemezler” diye konuşan Osterholm, “Tedarik zinciri ince ve uzundur. Bu nedenle kolayca kopabilir” diyor. Toronto 2003 yılında SARS ile sarsıldığı zaman ameliyat maskesi üreticileri ellerinde bulunan tüm ürünleri sevk ettiler. Eğer salgın tehlikesi biraz daha uzasaydı ellerinde hiç maske kalmayacaktı.

Tedarik zincirinin uzun süre dayanması için ölçek ekonomisinden ve ucuz emekten yararlanmanın yolları aranır. Büyük fabrikalar küçüklere göre daha ucuza mal üretirler ve emeğin daha ucuz olduğu ülkelerde üretim maliyetleri iyice düşer.

FELAKET SENARYOLARI

Felaket planlamacıları genellikle tek bir noktada çıkan bölgesel olaylara odaklanırlar. Bunlar sanayi kazaları, tayfunlar ve nükleer saldırılardır. Ancak salgın hemen hemen her yerde aynı anda başladığı için bu planlar bir işe yaramaz.

Planlamada ilk aşamada bir salgının ne kadar ciddi olduğu konusunda tahminlerde bulunulur. Pek çok ulusal plan 1957 ve 1968 yıllarındaki orta şiddetteki salgınlara dayandırılarak yapılır. Oysa 1918’deki salgın çok daha vahim sonuçlara yol açmıştı ve yeni bir salgında ölenlerin sayısının bunun üzerinde olması çok büyük bir olasılıktır. 2006 yılında Sydney’deki Lowry Uluslararası Politika Enstitüsü’nde ekonomist Warwick McKibbin’in 1918’deki ölüm oranlarına dayanarak yaptığı bir model, yeni bir salgının dünyada 142 milyon insanın ölümüne yol açacağını öngörüyor. Bu da küresel GSMH’nın %12.6’ının yok olması anlamına gelir.

Bütün bu senaryolar hastalananların %3’ünün ölmesi varsayımına dayanır. Bugüne dek H5N1 kuş gribine yakalananların %63’ünün öldüğü tespit edildi. Kuş gribinin tüm dünyada salgın haline gelmesi durumunda ölecek kişilerin miktarı korkutucu boyutlara ulaşabilir.

Bütün bu senaryoların sonunda sorulması gereken nihai soru şu olmalıdır: Bir salgın, devasa bir yıkıma yol açarsa ne olur? Çok sayıda insan ölürse ve küresel dengeler altüst olursa ne olur? Tekrar eski düzene geri dönme şansımız ne kadardır? “Her şey nüfusun ne kadar azaldığına bağlıdır” diye konuşan Osterholm, “Olasılıklar hafif bir ekonomik sarsıntıdan, uygarlığın çöküşüne kadar uzanır” diyor.

Derleyen: Reyhan Oksay

Kaynaklar: New Scientist, 5 Nisan 2008

www.livescience.com/environment/end_oil_041214.html

www.armageddononline.org/end_of_civilization.php

fp.arizona.edu/mesassoc/Bulletin/Pres%20Addresses/voll.htm

www.sciencedaily.com/articles/e/end_of_civilization.htm

13.04.2008

Mad Max filmi gerçek oldu

Mahvolmuş bir dünyayı anlatan Mad Max filmindeki gibi, aç insanlar bir tas pirinç için ayaklandı. Petrol fiyatı yükseldi, nakliye masrafı arttı, gıdalara zam geldi. Zamlar yüzünden dünyada isyanlar başladı. Haiti kan gölü. Mısır ve Tunus'ta çatışmalar sürüyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin İnsani İşlerden Sorumlu Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü John Holmes, kısa bir süre önce kıtlık nedeniyle dünya genelinde isyanlarının çıkabileceği uyarısını yaptıktan sadece bir hafta sonra, birçok ülkede gıdalara zam geldi.

Amerika'da en çok pirinç fiyatları arttı. Tam yüzde 10. Dünya çapında pirinçte fiyat artışı yüzde 70'i aştı. Amerikalılar şaşkın. Ama başka ülkelerde gıda fiyatlarındaki artış tam anlamıyla iç savaş durumları yarattı. Aynen mahvolmuş bir dünyada, bir tas pirinç, bir parça ekmek için saldıran insanlar gibi, günümüzde de insanlar gıda için çatışmaya başladı.

ZİNCİRLEME İSYANLAR

İnsanlar zamları ve hayat pahalılığını protesto etmek için önce Mısır'da, ardından Haiti ve Tunus'ta isyan etti. Onbinlerce insan sokaklara döküldü ama protestocular her zamanki gibi güvenlik güçleri tarafından dağıtılamadı, çatışma çıktı. Çatışmalar iyice büyüdü. Bu isyanlar, dünyanın zenginlerinin gözünu de korkuttu.

Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai kentinde bir yardım konferansına katılan Holmes, "Gıda krizinin güvenliğe etkileri azımsanmamalı, bazı bölgelerden isyan haberleri gelmeye başladı" demişti.

Mısır'ın başkenti Kahire'nin 100 kilometre kuzeyindeki Mahal el Kübra'da yükselen gıda fiyatlarını protesto eden işçiler iki gün boyunca polisle çatıştı. Olaylarda yaralanan bir çocuk hayatını kaybetti.

Ardından, Haiti'den kıtlık nedeniyle ayaklanma çıktı. Ürdün'de ise BM çalışanları maaşlarının enflasyon karşısında eridiği gerekçesiyle greve gitti. Tam 7 bin BM görevlisi grev yaptı.

John Holmes, kıtlık nedeniyle fiyatların daha da yükselme eğiliminde olduğunu ifade ederek, son 1 yılda dünya pirinç fiyatlarının yüzde 40 oranında arttığını hatırlattı. BM yetkilisi, petrol fiyatlarının yükselmesi nedeniyle gıda nakliye masraflarının da arttığına dikkat çekti.

HAİTİ, ZAMLAR YÜZÜNDEN KAN GÖLÜ
Haiti'nin başkenti Port au Prince'de bir hafta önce başlayan açlığı ve fiyat artışlarını protesto olayları, önceki gün yağmaya dönüştü. Aç Haitililer Başkanlık Sarayı'na saldırdı, ancak sarayın çevresini kordon altına alan BM İstikrar Gücü'ne bağlı askerler, protestoculara göz yaşartıcı gazla müdahale etti. Saraya yaklaşamayan halk, eli silahlı grupların öncülüğünde kent merkezindeki cadde ve dükkânları yağmalamaya başladı.

Giderek artan yağmalama ve şiddet olayları nedeniyle başkentte yaşam durdu. Yağmanın diğer kentlere sıçramasından çekinen BM askerleri, olayları havaya ateş ederek durdurmaya çalışıyor. Şiddet olayları sırasında birbiriyle de çatışan grupların cesetleri başkent sokaklarında.

TUNUS'TA DA HAYAT PAHALILIĞI YÜZÜNDEN ÇATIŞMA VAR

Tunus'un orta kesimlerinki Redeyef'te, hayat pahalılığı ve işsizliği protesto eylemlerinde polis ile göstericiler arasında üç gündür şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Reuters'in haberine göre, sendikal kaynaklar, Gafsa fosfat madenleri bölgesinde bulunan Redeyef'te çıkan olaylarda yaklaşık 20 kişinin gözaltına alındığını, bu kişilerden bir kısmının daha sonra serbest bırakıldığını söyledi.

Adını açıklamayan resmi bir kaynak da, gözaltına alınanlardan 8'i hakkında kamu düzenini bozmak ve kamu malına zarar vermek suçlarından dava açıldığını belirtti. Bu konuda, hükümetten henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Kuzey Afrika'nın en büyük orta sınıfına sahip olan Tunus'ta, ithal ürünlerin fiyatlarındaki artış halkın daha da yoksul hissetmesine yol açtı. Tunus'ta, şubat ayındaki enflasyon oranı yüzde 8,6 oldu.

[Hürriyet]

21.01.2008

Ekonomi : Asya Çöktü, Piyasalar Diken Üstünde

Global piyasalarda dünkü sarsıntı bugün Asya'da devam ederken, İMKB'nin de güne sert bir düşüşle başlaması bekleniyor.

ABD'deki resesyon tedirginliğinin yine vurduğu Japonya'da bugün borsalar tepetaklak oldu. Japon Nikkei endeksi günü yüzde 5.7 düşüşle tamamlarken, son iki günlük düşüşü yüzde 9.3'e ulaştı ve böylece 1991'den bu yana en kötü dönemini yaşadı. Ayrıca Nikkei endeksi 11 Eylül saldırıları sonrası bugün en büyük bir günlük düşüşünü kaydettti.

Çin borsasında da kayıp yüzde 8'e ulaştı. Bank of China'nın büyük bir zarar açıklayacağı ve Çin hükümetinin bankaların mortgageden kaynaklanan zararlarını yazmalarını istemesi, piyasada iki gündür büyük bir satış baskısına neden oluyor.

Asya'daki bu olumsuz seyrin ve ABD vadeli işlemlerindeki keskin düşüşün Avrupa'ya da yansıması bekleniyor. Tedirginlikler tüm hızıyla devam ederken, ortalığın sakinleşmesi için öncelikle ABD piyasalarının bekleneceği belirtiliyor.

Dün yüzde 6.40 kayıpla 45 bin 544 puana inen İMKB'de satışların süreceği tahmin ediliyor. Eczacıbaşı Menkul Kıymetler Teknik Analiz Yöneticisi Sevim Şahin, Reuters'da yer alan açıklamasında, "Dün desteği kolaylıkla kırdık, 45,000 puanı da kıracağımızı ve belki 43,200'de duracağımızı düşünüyorum" dedi.

DOLAR YÜKSELİYOR

Öte yandan dolardaki hızlı hareket de devam ediyor. Bir haftada yüzde 7'ye yaklaşan bir kazançla dün 1.222nin üzerini gören ancak sonrasında 1.212li seviyelere gerileyen dolar bankalararası piyasada güne 1.2290/1.2340 YTL'den başladı, sonrasında 1.2370'e kadar tırmandı.

Raymond James başekonomisti Özgür Altuğ, piyasalarda yılın ilk yarısının zor geçeceğinin zaten belli olduğuna işaret ederek, "Piyasalar bu sorunlarla 3 ay daha uğraşmaya devam eder" diye konuştu.
Altuğ dolarda ise 1.27 seviyelerine yaklaştıkça satış gelme ihtimalinin yükseldiğini belirtti.

[Hürriyet]
[Piyasalarda büyük panik]
[Borsa Sert Düştü]
[Asya Borsalarında Kayıp Sürüyor]
[Borsalarda Sert Düşüş]

9.11.2007

Hammadde piyasası

Metallere olan talep yükselişte. “Nadir metallere olan talep yılda %8 ila %11 arasında yükselebilir... Çin, araç emisyon-kontrol sistemlerinde, mıknatıslarda, şarj edilebilir pillerde ve iPod ve cep telefonları gibi günlük ürünlerde kullanılan nadir metallerin %90'nından fazlasını üretiyor. 'Enerji tasarruflu ampuller gibi uygulamalarda artan kullanım nadir metallere olan talebi arttırıyor. Önümüzdeki birkaç yıl içersinde yüksek nadir metal fiyatları görebiliriz.'”

Nikel tüketimi 2008 yılında %10 artacak. “Küresel nikel tüketimi ABD ve Çin'deki paslanmaz çelik talebindeki artış nedeniyle önümüzdeki yıl %1o yükselebilir....”

Büyük madenler umutsuzca yeni bir altına hücum arıyorlar. “Gelecekteki kesintilerin haberini veren, yeni büyük altın keşiflerinin eksikliği, son üç yılda altın fiyatlarındaki sürekli artış için belirtilen nedenlerden biridir.”

Kauçuk talebinde oldukça yüksek talep kıtlığa sürüklüyor “Doğal kauçuk arayan dünyadaki alıcılar ile üretici ülkelerin stokları arttırma mücadelesiyle birlikte, endüstri yakında fiyatlarda artış hissedecek.”

[The Fall of Civilization]

27.10.2007

Petrol, altın ve avro aldı başını gidiyor

ABD'nin İran'la ilgili yeni bir adım atmasıyla petrol 92 dolara çıktı. Fed'in faiz indirimi beklenirken avro rekor kırdı, altın 27 yılın zirvesinde

RADİKAL - İSTANBUL- ABD Merkez Bankası Fed'in (Federal Reserve Bank) gelecek hafta yapacağı toplantıda vereceği faizle ilgili kararı merakla beklenirken dünya piyasalarında avro, altın ve dolar rekor üstüne rekor kırıyor. ABD'nin İran'a ekonomik yaptırımlar uygulamak üzere yeni adım atması, Kuzey Yarımküre'de artan petrol ihtiyacı ve ABD'de stokların azalması ham petrol fiyatlarının varil başına 92 doları aşarak rekor kırmasına neden oldu.

Türkiye'nin Kuzey Irak'a yönelik askeri operasyon yapacağı endişesiyle geçen hafta rekora tırmanan petrol fiyatları, bu defa ABD'nin İran'a yeni ekonomik yaptırımlar uygulayacağını açıklaması ve petrol stoklarındaki azalma sonucu yeni rekor seviyeye tırmandı. Dün ABD ham petrolü varil başına 92.05 dolarla yeni rekor düzeye tırmanırken, Kuzey Denizi ham petrolü de 89.01 dolarla rekor kırdı.
ABD Enerji Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, ülkede ham petrol stokları geçen hafta 5.3 milyon varile indi. ABD'nin İran'a karşı 1979 devriminden bu yana en ciddi ekonomik yaptırımları uygulamayı kararlaştırması ve Türkiye'nin PKK terör örgütünü takip amacıyla Kuzey Irak'a müdahale olasılığının devam etmesi yanında, doların avro karşısında hızlı değer kaybı fiyatların yukarıya çıkmasında etkili diğer unsurlar oldu. Analistler tarafından petrol stoklarının sürpriz niteliğinde gerilemesinin endişe yarattığı kaydedilirken, ham petrol fiyatları geçen yıla oranla yüzde 51 oranında yükselmiş durumda bulunuyor.

Dolar da faiz indirimi beklentisi nedeniyle 1.4388 avroya kadar gerileyerek yeni bir rekor kırdı. Bu değer avronun tedavüle çıktığı 1999 yılından bu yana ulaştığı en yüksek düzeyi oluşturuyor. Piyasalar Fed'den çeyrek puanlık indirim bekliyor. Ancak yarım puanlık indirim bekleyenlerin sayısı da az değil. Altının onsu ise 778.8 dolarla Ocak 1980'den bu yana en yüksek değerine ulaştı.

[Radikal]

14.08.2007

ABD, Roma İmparatorluğu gibi çöküyor mu?

Dünyanın süper gücü ABD, siyasetten ekonomiye, sağlıktan eğitime birçok alanda ciddi sıkıntılar yaşıyor. Washington’un en yetkili müfettişlerinden David Walker, ABD’nin içinde bulunduğu durumu, Roma İmparatorluğu’nun çöküş dönemine benzetti.
ABD Başkanı George Bush, ikinci döneminin sonlarına yaklaşırken, hemen her alanda sert eleştirilere hedef oluyor. En ağır eleştirilerden biri de hükümetin en yetkili denetim kurumunun başkanı David Walker’dan geldi.
Financial Times’ın haberine göre Walker, ülkesinin içinde bulunduğu koşullarla Roma İmparatorluğu’nun sonunu getiren faktörler arasında çarpıcı benzerlikler bulunduğuna dikkat çekti.

David Walker bu benzerlikleri, ahlaki değerlerin yozlaşması ve siyasi nezaketin azalması, ülke dışındaki askeri varlığın aşırı genişlemesi ve merkezi hükümetin sorumsuz mali politikaları olarak sıraladı.
“Doğum oranındaki düşüş, sağlık hizmetleri maliyetleri, tasarruflar ve yabancı sermayeye artan bağımlılıkla, benzeri görüşülmemiş mali risklerle karşı karşıyayız” diyen Walker, eğitim, enerji, çevre, göç ve ırak konusunda da sürdürülebilir politikalar izlenmediği görüşünde.

Tüm altyapının yenilenmesi için milyarlarca dolara ihtiyaç duyulduğunu da belirten Walker, Minneapolis’te yıkılan köprünün de bu yönde bir uyarı olduğunu vurguladı.

Walker, hemen önlem alınmazsa ülkenin ciddi bir krizle karşı karşıya kalacağını söyledi.
[Ntvmsnbc]

21.07.2007

Zenginlerin paniği Zimbabve'yi daha da kötüleştiriyor

HARARE - Zengin Zimbabvelilerce kullanılan kuponla gaz satın alma sisteminin hükümet tarafından yasaklanmasından sonra, hâlâ yakıt depolayan birkaç benzin istasyonu önünde Cuma günü uzun, düzensiz araç kuyrukları oluştu.

Yaygın enflasyonu engellemek için umutsuzca çabalarında, hükümet 26 Haziran'da tüm eşya ve hizmetlerde yaklaşık %50 fiyat indirimini emretti. İndirim rafların boşalmasına, bazı işyerlerinin kapanmasına ve Zimbabve'nin çöküşün kenarında olduğu uyarılarının dile getirilmesine yol açtı.

Kötüleşen benzin kesintileri kuponla benzin satın alan sürücüler arasında paniğe yol açtı. Benzin istasyonları, Endüstri Bakanı Obert Mpofu'nun Perşembe günü kuponların 1 Ağustos'tan sonra geçersiz olacağını açıklamasıyle birlikte kupon sahiplerine karneyle petrol veriyorlardı.

Kupon sistemi 2000 yılında petrol kesintileri başladığında yasallaştırılmıştı.

Devlet emriyle gerçekleşen fiyat indirimleri benzini ithalat masraflarının yarısından daha azına düşürdü. Ülkenin günaşırı elektrik kesintileri sırasında jeneratör kullanan mağaza ve dükkanlar kapanarak ve banliyö taşımacılığı felce uğrayarak, olağan stoklar tükendi.

Devlet radyosu Cuma günü daha fazla iş adamının sözde fiyat düşürmede başarısız olduğu için tutuklandığını bildirdi. En büyük mağaza zincirinde yüksek kademelerde işadamlarını da içeren üç yönetici Çarşamba günü tutuklanarak hapsedilmişti.

Ülke genelinde yaklaşık 70 süpermarketin, büyük mağazaların, hotellerin ve daha başka işyerlerinin sahibi olan, yüksek kâr marjına sahip Meikles Africa'nın yöneticileri devletin tayin ettiği fiyatların üzerinde kıyafet ve kozmetik ürün sattıkları gerekçesiyle tutuklandılar.

Önde gelen bir tavuk yetiştiricisinin iki idarecisi hapsedildi ve diğer bir tavuk çiftliğine tam faliyetle yeniden başlaması emredildi. Çiftlik yem sıkıntısı çektiğini söyleyerek bazı ağıllarını kapatmıştı.

En az 3,000 işyeri fiyatlardaki aşırılıklarından dolayı para cezası almıştı. Yöneticleri ve müdürlerinden pek çoğu kötü durumdaki polis hücrelerinde tutuluyor. Geceleri dondurucu soğuklara karşı tek bir ince battaniye veriliyor.

Tavuk, kırmızı et, mısır, ekmek, yumurta, süt ve diğer temel yiyecek maddeleri fiyat düşürülme anonsu yapıldıktan sonra raflardan kayboldular. Küçük sevkiyatlar geldiğinde dükkan sahipleri depolara stok yapıyorlar.

Konserve ve diğer yiyecekler büyük ölçüde satıldı.

Harare'den 200 km uzaklıktaki Gweru'nun merkezinden Marjory Wessels adındaki bir ev kadını, "Üç süpermarket gezmiştim. Bakın, yalnızca kahve bulabildim." diyor.

Kadın, temel ihtiyaçları karşılayabilmek için arkadaşlarıyla birlikte Harare'ye yola koyulduklarını söyledi. Gweru'daki mağazalardaki tüm bölümlerin boş olduklarını ya da kapandıklarını söyledi.

Özel eczanelerde, AIDS virüsü taşıyanlar ve şeker hastaları için ilaçları da içeren ithal yaşam destek ilaçları tükenmeye başladı. Kariba'nın kuzeyindeki bir devlet hastanesi trafik kazasında yaralanan bir kişiye ağrı kesici yerine yalnızca aspirin verebiliyor.

Hattın bağlanması için birkaç kez denenmesi ve genellikle birkaç saniye sonra hattın kesilmesiyle birlikte, sabit ve mobil telefon hizmetleri Cuma günü çökme noktasına geldi.

En büyük mobil ağı Econet, dükkan sahiplerinin dükkanlarında neyin olduğunu haber vermek için sürekli olarak birbirlerini aradığı gibi elektrik kesintilerinden sonra telefonları şarj etmede yaşanan izdihamla birlikte, jeneratörlerindeki güç ve benzin kesintilerinin röle istasyonlarını etkilediğini açıkladı.

Resmi enflasyon 4,500% - dünyadaki en yüksek enflasyon - olarak açıklanırken, özel finans kurumları enflasyonun 9,000% civarlarında olduğunu tahmin ediyor. -Sapa-AP

[Citizen.co.za]


Powered by ScribeFire.

17.07.2007

Dünyayı beslemeye bütçe yetmiyor

Birleşmiş Milletler açıklamasına göre, Çad, Uganda, Etiyopya'nın da dahil olduğu çeşitli ülkelerde açlıkla mücadele eden, bu bölgelere yiyecek sağlayan Dünya Besin Programı, artan besin fiyatları nedeniyle artık yeterli olamıyor. DBP'ye katkı sağlayan ülkelerin fazladan bütçe sağlaması gerekiyor.

DBP idari yöneticisi Josette Sheeran, beş yılda masrafların neredeyse %50 arttığına dikkat çekiyor, darı için yaptıkları harcamanın ise kimi ülkelerde geçen altı ayda %120 yükseldiğini söylüyor. Biyoyakıt talebi ve hububatın gelişmekte olan ülkelerde hayvan yemi olarak tüketimindeki artış hububat stoklarını düşürüyor.

BM Tarım Departmanına göre, küresel buğday stoğu 25 yılın en düşük seviyesine indi. Artık dünyamız, artı değer dünyası değil.

-------------------------------

Afrika bölgesel anlamda çöküşü yaşamıştı, ve uzun zamandır bedellerini ödüyor. Ancak uygarlık kendisini oluşturan parçaların birinin işlevini yitirmesine asla izin vermez. Dünyanın çeşitli yerlerinde olduğu gibi yardım programları çöküşün yayılarak genişlemesini engellemek adına yürütülür.

Çöküş kolaydır, en zoru ise onu engellemeye çabalamak. Afrika çöküşün bedelinin çoğunu zaten ödedi. Geriye onlar için yapmamız gereken tek bir şey kalıyor. Onları yeteri kadar süre yalnız bırakabilmek. Ticari tarım ürünlerini ürettikleri Birinci Dünya ülkeleri de çöküşle yüzleşmeye başladıklarında, Afrika bedelini ödediklerinin meyvelerini toplamaya başlayacaktır. Peki ya biz? ~ Elfun K.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...