29.06.2008

Meksika’dan ABD’ye ‘yeşil duvar’ misillemesi

Meksika, ABD’nin iki ülke arasındaki sınıra çit inşa etmesine protesto olarak “yeşil duvar”la karşılık veriyor.

“Yeşil duvar” protestosu çerçevesinde ABD sınırına dikilmesi planlanan 400 bin ağacın bir bölümü, Meksika’nın Coahuila eyaletiyle ABD’nin Teksas eyaleti arasındaki 512 kilometrelik sınıra dikilmeye başlandı. Coahuila Valisi Humberto Moreira Valdes, kendi “duvarlarının” utanç ve nefretle yarıştığını söyledi. Ağaç dikme törenine Teksas’ın sınır kasabası Eagle Pass’in çit inşaatına karşı olan belediye başkanının da katıldığı belirtildi.

Amerikan hükümeti Meksika sınırındaki çitin güvenlik için son derece önemli olduğu görüşünü savunuyor. Uzmanlar ise çitin iki ülke arasındaki düşmanlığı körüklediğini, çevresel ve özel mülkiyetle ilgili kaygıları artırdığını belirtiyor.

[Ntvmsnbc]

28.06.2008

‘Kuzey Kutbu bu yaz eriyecek’

Kuzey Kutbu’nda bu yaz hiç buz olmayabilir! Kuzel Kutbu’ndaki erimenin sanılandan da hızlı olduğu belirlendi. Konuyu manşetine taşıyan Guardian gazetesi “Düşünmesi bile imkânsız geliyor ama insanlık tarihinde ilk kez Kuzey Kutbu’nda hiç buz olmayabilir. Arktik Buz Denizi’nin eridiğinde kutup noktasına tekneyle gidilecek ki küresel ısınmanın gezegen üzerindeki etkisi konusunda bundan daha endiye verici bir şey olamaz” diye yazdı.

Guardian’a konuşan Colarado’daki Amerikan Ulusal Kar ve Buz Bilgi Merkezi uzmanı Mark Serreze, “Bilimsel açıdan Kuzely Kutbu sadece yeryüzünde bir nokta. Ama sembolik önemi çok büyük. Kuzey Kutbu’nda su değil buz olması gerekir” dedi.

Ama konunun Arktik ülkeler için sembolik değil, gayet maddi bir sonucu da olacak. Kuzey Kutbu’ndaki buzlar tamamen eridiğinde, daha önce kalın buz tabakası nedeniyle erişilemeyen petrol ve mineral yataklarının ortaya çıkması bekleniyor.

‘Temmuz ya da ağustosta belli olur’
Geçen hafta ABD Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi’nden yapılan açıklamada yine Kuzey Kutbu’nun üzerini kaplayan buzların son derece hızlı biçimde eridiği belirtilmiş, 5-10 yıl içinde kutup noktasında hiç buz kalmayabileceği belirtilmişti. Ondan bir önceki tahmin ise 2080’di. Ama Guardian’ın dünkü sayısında yer alan bilim adamları bu konudaki tahminlerini değiştirdi. Buna göre bu yaz tamamen sularla kaplı bir Kuzey Kutbu’yla karşılaşma olasılığı yüzde 50/50. Çünkü son tespitlere göre, sadece bir kış içinde oluşan ince buz tabakası, eskiden Kuzey Kutbu’nun üzerine kaplayan uzun yıllar içinde oluşmuş tabakayı ittirerek yerine geçti. Son uydu verileri bu ince tabakanın geçen yıldan da hızlı biçimde eridiğini gösteriyor ki, geçen yıl ki erime tüm zamanların rekoruydu. Serreze’ye göre dananın kuyruğu bu temmuz ya da ağustos ayında kopacak.

Seattle’daki Washington Üniversitesi’nden kutup araştırmacısı Ron Lindsay’a göre ise erime büyük bir olasılık ama rüzgâr ve güneş ışığı koşullarına göre her şey değişebilir. İnce buz tabakasının erimesiyle okyanuslara daha fazla su karışmasından, okyanusların derin ve karanlık sularınınsa daha fazla ısıyı bünyesinde tutarak özellikle Arktik bölgede sıcaklığı daha da artırmasından endişe ediliyor.

[Radikal]
[Ntvmsnbc]

27.06.2008

Yeni Bir Petrol Şoku mu?

Geçen yıl varili 70 dolar olan petrolün fiyatının yılbaşından bu yana yüzde 40 artarak 142 doları geçmesi, dünyanın üçüncü bir petrol şoku deneyimi geçirdiği fikrini akla getiriyor.

Petrol fiyatları, petrol arzına ilişkin kaygılar ve Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin yanı sıra yatırımcıların enflasyona karşı korunmak için emtiaya aktardıkları paranın artması ve doların değerinin düşük olması nedeniyle yükseliyor.

Uluslararası Enerji Ajansı Nabuo Tanaka, bu ay başında, “dünyanın üçüncü büyük enerji krizinde olduğunu” söyledi ve petrol talebinin kesilmesi için “enerji devrimi” çağrısı yaptı.

Önceki petrol krizlerine siyasi kargaşa ve savaşın yol açtığı arzdaki keskin düşüş neden olurken, bu kez gelişmekte olan Asya ülkeleri ve Orta Doğu ekonomilerinin petrole olan talep patlaması fiyatları yükseltti.

Dünya ekonomilerini sarsan petrol şokları şöyle:

1973
İlk petrol şokuna, Arap-İsrail savaşında İsrail’in destekçilerini, özellikle ABD, Japonya, Hollanda, Portekiz ve Güney Afrika’yı doğrudan etkileyen Arapların petrol ambargosu yol açtı. Petrol ambargosuyla petrol fiyatı 4 misli artarak 12 doları buldu. Artan enflasyon diğer sanayileşmiş ülkelerin ekonomilerini etkiledi. Petrol krizi, farklı petrol kaynaklarının araştırılmasını ve farklı yakıt kullanımını teşvik etti.

1979
İran İslam Devrimi’nden sonra ortaya çıkan ikinci petrol şoku, özellikle dünyanın en büyük petrol tüketicisi ABD’de çok şiddetli hissedildi. İran’dan bütün petrol ihracatı durdu, toplam petrol arzı yaklaşık yüzde 5 azaldı ve fiyat yüzde 150 yükseldi. Ortalama petrol fiyatı 1979 yılında 32 doların biraz altındaydı.

İki önemli petrol ihracatçısı olan İran ve Irak arasındaki savaş nedeniyle başlangıçta petrol piyasasında günlük petrol üretimi 4 milyon varil ya da dünya petrol talebinin yüzde 8’i kadar azaldı. 1980 yılında petrolün varil fiyatı yaklaşık 37 dolar oldu.

Uluslararası petrol şirketleri 1979’dan sonra önemli yatırımlar yaptı ve Suudi Arabistan tam ölçek arz krizinin önüne geçilmesine yardımcı olmak için üretimini artırdı. Bu iki petrol krizinden sonra aşırı üretim petrol piyasasında arz fazlasına yol açtı, durgunluk talebi azalttı ve fiyatlar çöktü.

Petrolünün yüzde 90’ını Ortadoğu’dan alan Japonya, akaryakıt verimliliğine dayalı otomotiv endüstrisini geliştirdi, elektronik ve robot teknolojisi gibi teknolojik olarak ilerlemiş sanayiler üzerine yoğunlaştı.

...VE BUGÜN

Petrol fiyatlarının yılbaşından bu yana yüzde 40 artmasıyla, ham petrolün efektif para maliyetinin şimdiye kadarki en yüksek seviyesine çıkması, üçüncü petrol şoku olduğu yönündeki fikirlerin tartışılmasına neden oldu. Asya’da yeni sanayileşmiş ülkelerde petrole olan talep, bu ülkelerde akaryakıt yardımları kısılsa bile güçlü olmaya devam etti.

Son üç ayda Çin ve Hindistan’ın yanı sıra Endonezya, Bangladeş, Vietnam ve Singapur’da benzin fiyatları yüzde 10’dan fazla zamlandı. Petrol fiyatlarındaki artış, bu ülkelerde enflasyonist baskıya yol açarken asıl tehlike, büyümesi düşük olan ülkeler için söz konusu oldu.

Çiftçiler, balıkçılar ve nakliyeciler artan petrol ve gıda fiyatlarından yakınırken, İspanya, Fransa, Yunanistan, İsrail ve Nepal’ın da arasında bulunduğu bazı ülkelerde göstericiler sokaklara çıktı.

[Ntvmsnbc]

Marmaris’te yangın büyüyor

Muğla’nın Marmaris ilçesinin Armutalan mevkisinde çıkan yangında alevler, yerleşim birimine 200 metre kadar yaklaştı. Bölgede yaşayanlar tahliye ediliyor.

Marmaris’in Armutalan mevkisinde orman yangını çıktı. Otellere 200 metre kadar yaklaşan yangının yerleşim alanlarına ve otellere zarar vermemesi için büyük mücadele veriliyor.

Marmaris’in Artmutalan mevkisinde başlayan orman yangınına 3 helikopter havadan, çok sayıda arazöz ve orman işçisi karadan müdahale ediyor.

Ekiplerin yoğun çabasına bölgede yaşayan vatandaşlar da kendi imkanları ile katılıyor.

Yangın bölgesine yakın olan turistik tesis ve evler tahliye ediliyor.

[Ntvmsnbc]

26.06.2008

Çölleşme dünya ekosistemini tehdit ediyor

BM tarafından çevreyle ilgili yapılan çeşitli araştırmalar, dünyada çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya olan 110 ülke bulunduğunu ortaya koydu.

BM, BM Çevre Programı (UNEP) aracılığıyla çevreye ilişkin çeşitli araştırmalar yaptı. Araştırmaların sonuçlarına göre, dünyanın önemli bir bölümünün çölleşme tehdidi altında olması nedeniyle bir an önce ciddi tedbirler alınması gerekiyor.

Çölleşme, yılda 42 milyar doları bulan yıllık maliyetinin yanı sıra açlık, yoksulluk ve göç ile de insanoğlunu tehdit ediyor.

Merkezi ABD’de bulunan Worldwatch Institue, her yıl toprağın üst tabakasının 24 milyar tonunun kaybedildiğini ileri sürdü.

Araştırmalar, son 20 yıl içinde ABD’deki bütün ekili alanı kaplayacak kadar toprağın kaybolup gittiğini ortaya koydu.

Bu kriz, dünya üzerindeki karaların üçte birinden daha fazlasını kaplayan kurak alanlarda ortaya çıkarken, çölleşme, toprak tabakasının hassas, bitki tabakasının ince ve iklimin son derece sert olduğu bölgelerde kendini hissettiriyor.

Çölleşme, toplam kara alanının yüzde 30’una zarar verirken, Afrika’da kurak alanların yüzde 73’ünü kaplayan 1 milyon hektarın üzerinde arazinin orta veya ciddi bir çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirlendi.

Asya’da ise bu miktarın 1,4 milyon hektarı bulduğu belirtilen araştırmalarda, şu bilgilere yer verildi:
“Fakat bu problem, sadece kalkınmakta olan ülkelere mahsus değildir. Ciddi bir şekilde veya orta derecede çölleşmiş alanların en fazla bulunduğu kıta yüzde 74 ile Kuzey Amerika’dır. AB’deki ülkelerin 5 tanesinde çölleşme sorunları mevcuttur. Asya’da en fazla etkilenen bölgeler eski Sovyetler Birliğinde yer almaktadır.

Genel olarak bakılırsa çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya olan kurak alana sahip 110 ülke olduğu görülür. UNEP çölleşmenin genel maliyetinin yılda 42 milyar dolar olduğunu hesaplamıştır. Sadece Afrika’nın yıllık kaybı 9 milyar dolardır.”

SİLAHLI ÇATIŞMALARIN NEDENİ
Araştırmaların sonuçları, çölleşme nedeniyle yaşanan manevi kayıpların bedelinin daha ağır ve 1 milyardan fazla insanın yaşamının tehlikede olduğunu gösterdi.

Araştırmalarda şunlar kaydedildi:
“Uzun vadede 100 milyon kişi, doğup büyüdükleri yerleri terk etmek mecburiyetinde kalabilirler. Toz haline dönüşmekte olan yerleri bugüne kadar kaç kişinin terk edip gittiği bilinmemekle beraber mutlaka milyonları bulmaktadır. Mali ve Burkina Faso’da yaşamakta olanların altıda biri kendi yörelerini terk etmek zorunda kalmışlar ve bunun bir sonucu olarak da şehirlerin çevrelerindeki gecekondular fazlalaşmıştır.

Yağış almayan bölgelerde halen sürmekte olan 10 silahlı çatışmanın başlamasının sebepleri arasında çölleşme de bulunmaktadır. Çölleşme, Somali gibi yerlerde siyasi dengesizlik, açlık ve toplumun parçalanmasına sebep olduğu gibi insani yardım ve felaketleri önleme çabası şeklinde büyük miktarda harcamalara yol açmaktadır. Aynı zamanda, küresel ısınma ve biyolojik çeşitliliğin kaybolması gibi çevre koruma sorunlarını da ağırlaştırmaktadır.”

Kuraklığın çölleşmeyi başlattığı ve daha da kötüleşmesine neden olduğunu vurgulayan araştırmalarda, yanlış tarım uygulamalarının toprağı tükettiği belirtildi.

Araştırmaların sonuçlarında, “Yanlış sulama, tarım yapılan araziyi tuzlu bir halde bırakmakta ve her yıl 500 bin hektarı çölleştirmektedir. Bu miktar her yeni sulamaya açılan alana eşittir” denildi.

TÜRKİYE’NİN DURUMU
Çevre ve Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğünde görevli Şube Müdürü Erdoğan Özevren, Türkiye’nin içinde bulunduğu Orta Doğu coğrafyasının yarı-nemli ya da kurak-kurak iklim rejimi içerisinde yer aldığını anımsatarak, ülke topraklarının yüzde 86’sının erozyon tehdidi altında olmasının, erozyonu çölleşmenin en önemli sebebi yaptığını vurguladı.

Özevren, “İklimsel verilere göre, ülkemizde Iğdır ve Konya ovaları ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi kuraklık ve çölleşmeye en hassas bölgeler olarak ortaya çıkmaktadır. Unutulmamalıdır ki ülkemizde erozyon olması sebebiyle ülke topraklarının tamamına yakını tehdit altındadır” dedi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...