Azerbaycanlı sismoloji profesörü Khalilov'dan, şoke eden deprem uyarısı geldi.
Depremi yüzde 85 oranında önceden tahmin eden bir sistem geliştiren sismoloji uzmanı Prof. Elhcin Khalilov, 3 yıl sonra dünyada büyük bir sismik hareketlilik yaşanacağını belirterek en riskli bölgelerin İstanbul, İzmir, San Francisco ve Los Angeles olduğunu söyledi Azerbaycanlı sismoloji profesörü Elhcin Khalilov'dan, şoke eden deprem uyarısı geldi. Akşam Gazetesi'nde yer alan habere göre Khalilov, 2013-2015 yılları arasında dünyadaki sismik ve volkanik hareketliliğin zirveye ulaşacağını belirterek, dünyanın yüzde 80'inde depremler yaşanacağını savundu. Khalilov, bu kapsamda Türkiye'de İstanbul ve İzmir'in de yüksek risk altında olduğunu söyledi. Khalilov, dünyanın 16 ülkesinden uzmanların da, bir ay içinde açıklama yaparak hem BM'yi hem de dünya kamuoyunu uyaracağını kaydetti.
Sistemi Türkiye'de kuracak
Khalilov, kendi geliştirdiği deprem tahmin sistemi ile dünyanın dikkatini çekiyor. Khalilov, mevcut deprem cihazlarının aksine, yüzde 85 oranında depremin yer, zaman ve şiddetini bildiğini belirterek, 2000 yılına yaşanan büyük Bakü depremi ile 2008 yılında Çin'in Şicuan eyaletinde meydana gelen büyük depremi önceden bildiğini kaydetti. Khalilov, deprem tahmin sistemini Türkiye'ye de kurmak için Başbakanlık aracılığıyla Ankara'da temaslarda bulunuyor.
Kesin tahmin
Khalilov, ancak kendisinin 2007 yılında Bakü'de resmi kullanılmaya başlayan Atropatena isimli bir cihaz geliştirdiğini belirterek, bu cihazın mevcut sistemlere göre daha hassas ve etkin ölçüm yaptığını söyledi. Khalilov, 'Deprem tahminlerim yüzde 85 oranında kesinlik taşıyor. Cihazın Cenevre'de uluslar arası patenti alındı. Bu, yeni bilimsel bir keşif' dedi.
Dünyada deprem
Dünyadaki sismik hareketlilik konusunda Khalilov, şunları kaydetti: 'Dünyada 2010'da başlayarak sismik aktiflik artacak. Bu hareketlilik 2013-2015 döneminde kritik noktaya ulaşacak. Dünyadaki bütün gerginlik merkezleri boşalacak. Bu da pek çok noktada deprem olması demek.'
Hareketlilik arttı
Prof. Khalilov, 'kabus senaryosunda' Türkiye'nin durumunu şöyle anlattı: 'Dünyanın yüzde 80'inde bu gerginlik olacak. İstanbul, İzmir, San Francisco, Los Angeles, Almaata, Meksika gibi yerlerde güçlü deprem riski var. Buralarda maksimuma ulaşacak. Yine Endonezya, Japonya ve Çin riskli yerler olacak. Bu dönem yaklaşıyor, bu yılın sonunda herkes bunu anlayacak. Sismik ve volkanik aktiflik artacak. Dünyadaki jeolojik yapıda ciddi değişiklik olacak. Manyetik sahada ciddi değişimler olmaya başladı. Bu hareket son 15 yılda yüzde 500 arttı. Bu da yerkürenin merkezindeki aktiflenmeyi gösteriyor. Güneş aktifliği de artacak.'
[E Kolay Haber]
deprem riski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deprem riski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30.01.2010
16.12.2009
Deprem İstanbul'un kapısına dayandı
Marmara Denizi tabanından gaz ve tatlı su çıktığına dikkat çeken Naci Görür, depremin 10 yıl içinde olabileceğini söyledi. Depremin 7’den büyük olacağını belirten Görür, “Fay bir seferde kırılırsa büyüklüğü 7,6 olur” dedi.
İTÜ Maden Fükültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, “Yakın Plan” programında soruları yanıtladı.
Naci Görür, şunları söyledi:
"Proje kapsamında Marmara Denizi'nde en uygun nerelerde gözlem istasyonu kurulabilir diye araştırma yaptık. Marmara’daki fay sisteminin çok değişik yerlerini araştırıyoruz. Araştırma sonucunda artık fay sisteminin birçok özelliğini biliyoruz. Mesela Marmara Denizi'nin altındaki fay sisteminin kollarını uzunluğunu hangi periyotlarda depremler ürettiklerini, tarihi depremlerdeki rollerini, hangisinin daha fazla tehlike arz ettiğini ve bu fay segmanlarının hangi fay boyunca gaz ve su çıkışının olduğunu inceledik. 150 kilometrelik bir fay, biz bunun her tarafını dolaştık.
Metan nitelikli gaz çıkışı Tekirdağ, Çınarcık ve Orta Marmara çukurluğunun bir kısmında var. Sadece gaz değil, deniz suyuna nazaran daha olan tatlı su da çıkıyor. Gaz ve su çıkışları depremin olduğu yerlere yakın bölgeden deniz tabanına çıkıyor. Çıkarken de o fayın düzlemini kullanıyor. Kaya kütlelerinin fiziksel ve kimyasal özelliklerinde değişiklikler oluyor. Gaz ve su, fay düzlemini kullandığı zaman buradan çıktığında bu değişikliklerden etkileniyor. Dolayısıyla gazın ve suyunda fiziksel ve kimyasal özelliklerinde değişiklik meydana geliyor. Siz bu değişiklikleri fark edebilmeniz için deprem süreci başlamadan önce deniz tabanına çıkan gazın ve suyun fiziksel ve kimyasal özelliklerini ölçmeniz ve izlemeniz gerekir ki günün birinde ani bir değişiklik olduğu zaman onu depremin ayak seslerine yorabilesiniz.
Yeryüzü kırılıp sarsıntı başlamadan öncede bilimsel anlamda depremin devam ettiği birtakım olaylar var. Biz onu biz hissetmiyoruz ama sözgelimi arzın manyetik alanında değişimler oluyor. Bazı hayvanlar bunu hissedebiliyor.
Depremde son 10 yıla girdiğimiz düşüncesi çok yanlış değildir. Normal hesaplar bu fayın kırılması halinde 7,2 büyüklüğünde bir depremin olacağı yönünde. Bu faydan 10 kilometre kuzeye 10 kilometre güneye gittiğinizde oralar depremi en fazla hissedecek yerlerdir. Oradan uzaklaştıkça göreceli olarak azalacaktır. Bu faydan 10 kilometre kuzeye aldığınız zaman yine de çok önemli yerleşim alanlarını içine almış olursunuz.
En büyük endişemiz -resmi beyanlardan da biliyoruz ki- yapı stokumuz bilinçli olarak depreme hazır değil. 1-1.6 milyon bina olduğunu düşünelim. Bu binalarında yüzde 60’ının da mühendislik hizmeti görmediğini ve fazla güven vermediğini resmi ağızlar söylüyor. Diyelim ki, yüzde 90’ına hiçbir şey olmasın, insanların burnu dahi kanamadan çıksın. Hadi diyelim ki; yüzde 95’ine bir şey olmasın, bu 50 bin bina demektir. Öyle senaryolar yapıyorlar ki, ölü sayısını 5-10 bine indirdiler. Bu tehlikeyi küçümsemek anlamına gelir.
Marmara ve çevresinde 50-60 tsunaminin olduğunu biliyoruz. Kaldı ki, 1999 depreminde de 2.5 metre yüksekliğinde tsunami oldu. Hangi segman kırılır, oluşacak tsunami de İstanbul’un neresi etkilenir o noktada birtakım çalışmalar var.
Bu hat Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın devamı. Buradan doğuya doğru giderseniz bu Karlıova’ya giden Erzincan üzerinden fay. O fay gelir bir takım kollara ayrılır bunlardan biride kuzey kolu denizin altından devam eder; Ganos Fayı olarak oradan geçer ve Ege’ye gider.
Kuzey Anadolu Fayı 20. asırda 7 büyük fayla kırıldı. 1939’dan başladı, 1999’da ise İstanbul’un kapılarına dayandı. 1939, 1942, 1943, 1944, 1951, 1957, 1967, 1999 kırarak geldi, şimdi İstanbul’un kapısına dayandı. En son 99 depremi, Marmara’nın altını yükledi.
Kuzey Anadolu Fayı’nın neresinde deprem olmuşsa sonraki onun batısında oluyor. 1999 Gölcük ve Düzce depremleri, Marmara’nın altındaki fayı tetiklemiştir. Halk, tetiklendiğinin hemen bir gün sonra deprem olacak zannediyor.
55 saniye içinde normalde 220 senede birikmesi gereken tektonik enerji, Marmara’nın altındaki fay sistemine şırınga edildi. Türkiye gibi devasal bir alan 5.5 metre Marmara’ya doğru itildi, şu anda bunun verdiği müthiş bir enerji Marmara’yı sıkıştırıyor.
Eğer fay bir seferde kırılırsa olacak depremin büyüklüğü 7,6 olacaktır."
[NTV]
İTÜ Maden Fükültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, “Yakın Plan” programında soruları yanıtladı.
Naci Görür, şunları söyledi:
"Proje kapsamında Marmara Denizi'nde en uygun nerelerde gözlem istasyonu kurulabilir diye araştırma yaptık. Marmara’daki fay sisteminin çok değişik yerlerini araştırıyoruz. Araştırma sonucunda artık fay sisteminin birçok özelliğini biliyoruz. Mesela Marmara Denizi'nin altındaki fay sisteminin kollarını uzunluğunu hangi periyotlarda depremler ürettiklerini, tarihi depremlerdeki rollerini, hangisinin daha fazla tehlike arz ettiğini ve bu fay segmanlarının hangi fay boyunca gaz ve su çıkışının olduğunu inceledik. 150 kilometrelik bir fay, biz bunun her tarafını dolaştık.
Metan nitelikli gaz çıkışı Tekirdağ, Çınarcık ve Orta Marmara çukurluğunun bir kısmında var. Sadece gaz değil, deniz suyuna nazaran daha olan tatlı su da çıkıyor. Gaz ve su çıkışları depremin olduğu yerlere yakın bölgeden deniz tabanına çıkıyor. Çıkarken de o fayın düzlemini kullanıyor. Kaya kütlelerinin fiziksel ve kimyasal özelliklerinde değişiklikler oluyor. Gaz ve su, fay düzlemini kullandığı zaman buradan çıktığında bu değişikliklerden etkileniyor. Dolayısıyla gazın ve suyunda fiziksel ve kimyasal özelliklerinde değişiklik meydana geliyor. Siz bu değişiklikleri fark edebilmeniz için deprem süreci başlamadan önce deniz tabanına çıkan gazın ve suyun fiziksel ve kimyasal özelliklerini ölçmeniz ve izlemeniz gerekir ki günün birinde ani bir değişiklik olduğu zaman onu depremin ayak seslerine yorabilesiniz.
Yeryüzü kırılıp sarsıntı başlamadan öncede bilimsel anlamda depremin devam ettiği birtakım olaylar var. Biz onu biz hissetmiyoruz ama sözgelimi arzın manyetik alanında değişimler oluyor. Bazı hayvanlar bunu hissedebiliyor.
Depremde son 10 yıla girdiğimiz düşüncesi çok yanlış değildir. Normal hesaplar bu fayın kırılması halinde 7,2 büyüklüğünde bir depremin olacağı yönünde. Bu faydan 10 kilometre kuzeye 10 kilometre güneye gittiğinizde oralar depremi en fazla hissedecek yerlerdir. Oradan uzaklaştıkça göreceli olarak azalacaktır. Bu faydan 10 kilometre kuzeye aldığınız zaman yine de çok önemli yerleşim alanlarını içine almış olursunuz.
En büyük endişemiz -resmi beyanlardan da biliyoruz ki- yapı stokumuz bilinçli olarak depreme hazır değil. 1-1.6 milyon bina olduğunu düşünelim. Bu binalarında yüzde 60’ının da mühendislik hizmeti görmediğini ve fazla güven vermediğini resmi ağızlar söylüyor. Diyelim ki, yüzde 90’ına hiçbir şey olmasın, insanların burnu dahi kanamadan çıksın. Hadi diyelim ki; yüzde 95’ine bir şey olmasın, bu 50 bin bina demektir. Öyle senaryolar yapıyorlar ki, ölü sayısını 5-10 bine indirdiler. Bu tehlikeyi küçümsemek anlamına gelir.
Marmara ve çevresinde 50-60 tsunaminin olduğunu biliyoruz. Kaldı ki, 1999 depreminde de 2.5 metre yüksekliğinde tsunami oldu. Hangi segman kırılır, oluşacak tsunami de İstanbul’un neresi etkilenir o noktada birtakım çalışmalar var.
Bu hat Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın devamı. Buradan doğuya doğru giderseniz bu Karlıova’ya giden Erzincan üzerinden fay. O fay gelir bir takım kollara ayrılır bunlardan biride kuzey kolu denizin altından devam eder; Ganos Fayı olarak oradan geçer ve Ege’ye gider.
Kuzey Anadolu Fayı 20. asırda 7 büyük fayla kırıldı. 1939’dan başladı, 1999’da ise İstanbul’un kapılarına dayandı. 1939, 1942, 1943, 1944, 1951, 1957, 1967, 1999 kırarak geldi, şimdi İstanbul’un kapısına dayandı. En son 99 depremi, Marmara’nın altını yükledi.
Kuzey Anadolu Fayı’nın neresinde deprem olmuşsa sonraki onun batısında oluyor. 1999 Gölcük ve Düzce depremleri, Marmara’nın altındaki fayı tetiklemiştir. Halk, tetiklendiğinin hemen bir gün sonra deprem olacak zannediyor.
55 saniye içinde normalde 220 senede birikmesi gereken tektonik enerji, Marmara’nın altındaki fay sistemine şırınga edildi. Türkiye gibi devasal bir alan 5.5 metre Marmara’ya doğru itildi, şu anda bunun verdiği müthiş bir enerji Marmara’yı sıkıştırıyor.
Eğer fay bir seferde kırılırsa olacak depremin büyüklüğü 7,6 olacaktır."
[NTV]
17.08.2008
7.7’lik depremde 90 bin can kaybı olur
Bilim adamları, depremlere karşı hazırlıkları yönlendirmek amacıyla İstanbul için bir deprem senaryosu paketi daha hazırladı. Geliştirilen 4 farklı deprem senaryosuna göre en büyük deprem gerçekleşirse 70 ila 90 bin can kaybı olacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı ile ortaklaşa yürüttüğü Deprem Risk Analiz Çalışması kapsamında İstanbul için 4 farklı deprem senaryosu geliştirildi. Büyüklükleri 6.9, 7.4, 7.5 ve 7.7 olan depremlerin, mahalle bazında tüm alt ve üst yapılarda meydana getireceği olası hasar miktarları belirlendi.
2000 yılı verilerine dayanılarak yaklaşık 725 bin bina, 3 milyon 40 bin hane ve yaklaşık 9 milyon gece nüfusuna göre örneklendirme yapıldı. Senaryoya göre, İstanbul’da 7.5 veya 7.7 büyüklüğündeki bir depremde şu sonuçlar ortaya çıkacak:
* 50-60 bin civarında ağır hasarlı bina
* 500-600 bin evsiz aile
* 70-90 bin civarında ölü
* 135 bin ağır yaralı
* 1000-2 bin kadar noktada su sızıntısı
* 30 bin servis kutusunda gaz sızıntısı
* Elektrik kablolarının yüzde 3’ünde kopma
* 140 milyon ton enkaz
* Yaklaşık 1 milyon kişi için kurtarma operasyonu ve 330 bin çadır gerekecek
* Yaklaşık 40 milyar dolarlık maddi kayıp oluşacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Deprem Master Planı’nda yer alan öneriler doğrultusunda Zeytinburnu’nda başlattığı kentsel dönüşüm projesi, İstanbul genelinde uygulanacak.
TÜRKİYE’NİN İLK KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ
Zeytinburnu kentsel dönüşüm projesi kapsamında ilçedeki mevcut binalar tek tek incelenerek, sağlam olan binalar, güçlendirilmesi gereken binalar ve yıkılması gereken binalar tespit edildi. Türkiye’nin ilk kentsel dönüşümü, Zeytinburnu’ndaki Sümer mahallesi’nde gerçekleştirilecek.
63 bin 300 metrekareyi kapsayan proje kapsamında, 1038 konut yıkılıp, 1536 konut inşa edilecek. Proje için 450 milyon YTL harcanacak. Bu projenin ardından Fatih ve Küçükçekmece’deki binaların deprem açısından tek tek incelenmesine başlandı.
Büyükşehir Belediyesi, deprem risk yönetimine 366 milyon YTL ayırdı. Bugüne kadar bilimsel çalışmalar için de 4,3 milyon YTL destek verildi. Jeolojik haritalar için de 18 milyon YTL harcandı. İstanbul’da 135 bin metrekare sondaj yapıldı. İGDAŞ, yer altındaki çelik hatlara 110 otomatik gaz kesme vanası yerleştirdi.
Afet Koordinasyon Merkezi’ne (AKOM) ambulans, kurtarma, denetleme ve trafik kontrol amaçlı 3 helikopter alındı. 2008 yılında merkezdeki personel sayısı 4 bin 982’ye yükseltildi. 2008’de 70 olan itfaiye istasyon sayısının 2010 yılına kadar 96’ya çıkartılması hedeflendi.
İstanbul’un mikro deprem aktivitesini izlemek amacıyla 14 adet deprem izleme ve kayıt istasyonu kuruldu. Büyükşehir Belediyesi’nin TÜBİTAK ve Kandilli Rasathanesiyle ortaklaşa yürüttüğü çalışmalar halen devam ediyor.
[Ntvmsnbc]
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı ile ortaklaşa yürüttüğü Deprem Risk Analiz Çalışması kapsamında İstanbul için 4 farklı deprem senaryosu geliştirildi. Büyüklükleri 6.9, 7.4, 7.5 ve 7.7 olan depremlerin, mahalle bazında tüm alt ve üst yapılarda meydana getireceği olası hasar miktarları belirlendi.
2000 yılı verilerine dayanılarak yaklaşık 725 bin bina, 3 milyon 40 bin hane ve yaklaşık 9 milyon gece nüfusuna göre örneklendirme yapıldı. Senaryoya göre, İstanbul’da 7.5 veya 7.7 büyüklüğündeki bir depremde şu sonuçlar ortaya çıkacak:
* 50-60 bin civarında ağır hasarlı bina
* 500-600 bin evsiz aile
* 70-90 bin civarında ölü
* 135 bin ağır yaralı
* 1000-2 bin kadar noktada su sızıntısı
* 30 bin servis kutusunda gaz sızıntısı
* Elektrik kablolarının yüzde 3’ünde kopma
* 140 milyon ton enkaz
* Yaklaşık 1 milyon kişi için kurtarma operasyonu ve 330 bin çadır gerekecek
* Yaklaşık 40 milyar dolarlık maddi kayıp oluşacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Deprem Master Planı’nda yer alan öneriler doğrultusunda Zeytinburnu’nda başlattığı kentsel dönüşüm projesi, İstanbul genelinde uygulanacak.
TÜRKİYE’NİN İLK KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ
Zeytinburnu kentsel dönüşüm projesi kapsamında ilçedeki mevcut binalar tek tek incelenerek, sağlam olan binalar, güçlendirilmesi gereken binalar ve yıkılması gereken binalar tespit edildi. Türkiye’nin ilk kentsel dönüşümü, Zeytinburnu’ndaki Sümer mahallesi’nde gerçekleştirilecek.
63 bin 300 metrekareyi kapsayan proje kapsamında, 1038 konut yıkılıp, 1536 konut inşa edilecek. Proje için 450 milyon YTL harcanacak. Bu projenin ardından Fatih ve Küçükçekmece’deki binaların deprem açısından tek tek incelenmesine başlandı.
Büyükşehir Belediyesi, deprem risk yönetimine 366 milyon YTL ayırdı. Bugüne kadar bilimsel çalışmalar için de 4,3 milyon YTL destek verildi. Jeolojik haritalar için de 18 milyon YTL harcandı. İstanbul’da 135 bin metrekare sondaj yapıldı. İGDAŞ, yer altındaki çelik hatlara 110 otomatik gaz kesme vanası yerleştirdi.
Afet Koordinasyon Merkezi’ne (AKOM) ambulans, kurtarma, denetleme ve trafik kontrol amaçlı 3 helikopter alındı. 2008 yılında merkezdeki personel sayısı 4 bin 982’ye yükseltildi. 2008’de 70 olan itfaiye istasyon sayısının 2010 yılına kadar 96’ya çıkartılması hedeflendi.
İstanbul’un mikro deprem aktivitesini izlemek amacıyla 14 adet deprem izleme ve kayıt istasyonu kuruldu. Büyükşehir Belediyesi’nin TÜBİTAK ve Kandilli Rasathanesiyle ortaklaşa yürüttüğü çalışmalar halen devam ediyor.
[Ntvmsnbc]
Etiketler:
7.7,
deprem,
deprem riski,
istanbul
17.06.2008
Marmara Denizi'nde Garip Işık Kümeleri Görüldüğü İddiası
Balıkesir'in Bandırma İlçesinde Vatandaşlar Tarafından Denizin Üzerinde Bir Saat Süreyle Işık Kümeleri Görüldüğü İddia Edildi. Işıkların Görüldüğü Zamanlarda Marmara Denizi Bandırma Körfezi'nde Depremlerin Meydana Gelmesi, Bölgede Deprem Olacağı Endişelerini Arttırdı.
Balıkesir'in Bandırma ilçesinde vatandaşlar tarafından denizin üzerinde bir saat süreyle ışık kümeleri görüldüğü iddia edildi. Işıkların görüldüğü zamanlarda Marmara Denizi Bandırma Körfezi'nde depremlerin meydana gelmesi, bölgede deprem olacağı endişelerini arttırdı.
Bandırma'da geçtiğimiz akşam deniz manzaralı bir çay bahçesinde oturan vatandaşlar, denizin üzerinde ışık kümeleri gördüğünü iddia etti. Çay bahçesi işleten Mümtaz Okay, akşam 21.30 sıralarında denizin üzerinde yaklaşık 1 saat süreyle ışık kümeleri gördüğünü söyledi. Beyaz ışığın düzensiz olarak denizin üzerinde gezindiğini ifade eden Okay, "Cuma akşamı 21.30 sıralarında çay bahçesinde oturanlardan birisi garip ışıkların olduğunu söyledi. Baktığımda denizin ortasında birkaç yüz metre yükseklikte beyaz parlamalar vardı. Değişik yerlerde ikili üçlü ışık kümeleri vardı. Bu çok uzun süre devam etti. Bazen birkaç dakika kesildikten sonra yeniden parlamalar devam ediyordu. Sonra gazinonun çatısına çıktım ve inceledim. Bir yerden ışık tutma olayı değildi, belirli bir ışık hüzmesi yoktu. Belli bir alanda düzensiz şekilde ışıklar oluşuyordu. Bu olay yaklaşık 1 saat devam etti. Benimle birlikte 15-20 kişi aynı olaya tanık oldu. Ben 35 yıldır buradayım ilk defa böyle birşey görüyorum" dedi.
Çay bahçesinde oturduğu sırada ışıkları ilk görenlerden olan Bandırmalı kuaför Nazmiye Çakır, ilk olarak denizden büyük bir balon gibi ışık kütlesi çıktığını ve ışığın daha sonra değişik şekiller aldığını söyledi. Işığın oldukça güçlü ve parlak olduğunu belirten Çakır, "Denizden ilk önce uçan balon gibi birşey çıktı. Denizden bağlantısı var gibiydi. Göğe doğru yükseldi. Önce ben tereddüt ettim, dalga geçerler diye kimseye söylemedim. Sonra balon gibi ışık kayboldu yaygın bir şekilde dumanlaşma oluştu.
Biri bitiyordu biri çıkıyordu üç şekil olarak. Diğer kişilere söyledim onlar da gördüler bir saat sürdü. Duman gibi değil ama parıltılı bir şekildi" şeklinde konuştu. Olaya tanık olanlardan çay bahçesinde garson olarak çalışan Hayrettin Ovalı ise, "Gazinoda servis yaparken birden panik oldu. Denizde büyük bir beyaz bulut kümesi gibi ışık vardı. O gün deprem olmuştu. Çatıdan izledik daha sonra, çok kuvvetli bir ışıktı. Ben deprem olabilir diye korktum" dedi.
Olaya şahit olanların durumu kendisine aktardığı 911 Arama Kurtarma Derneği Genel Başkanı Mustafa Gürsoy ise, ışık kümelerinin deprem ışıklarıyla bağlantılı olabileceğini ileri sürerek, olayı deprem uzmanları Oğuz Gündoğdu ve Şener Üşümezsoy'a da bildirdiklerini söyledi. Işık kümelerinin görüldüğü Cuma günü Bandırma Körfezi'nde gündüz ve akşam saatlerinde 3.4, 3.2 ve 2.8 şiddetinde üç ayrı deprem olduğuna dikkat çeken Gürsoy, "Depremlerden bir tanesinin olmasından sonra bu ışık kümelerinin görüldüğünü bize aktardılar. Durumu Gündoğdu ve Üşümezsoy hocalarımıza aktardık. Kendilerini konuyu inceleyeceklerini söylediler" dedi.
AMERİKAN SİTESİNDEN BÖLGEDE DEPREM UYARISI
Amerika Birleşik Devletleri'nde yayın yapan 'www.ireport.com' sitesinde yaklaşık bir hafta önce Bandırma ve Manyas Gölü civarında birkaç hafta içerisinde 8 şiddetinde bir deprem beklendiği yolunda uyarı yapıldığını ifade eden Gürsoy, "Amerika'da yayın yapan bir sitede 'Deprem Uyarısı' başlığıyla Bandırma'nın 30 ile 60 mil güneyinde 8 şiddetinde deprem beklenildiği yazıyor. Bu sitede haberi yayınlayanlar Çin'de meydana gelen depremin Ortadoğu üzerinde çeşitli depremlerin tetikleyicisi olabileceği yazıyor.
Balıkesir'in Bandırma ilçesinde vatandaşlar tarafından denizin üzerinde bir saat süreyle ışık kümeleri görüldüğü iddia edildi. Işıkların görüldüğü zamanlarda Marmara Denizi Bandırma Körfezi'nde depremlerin meydana gelmesi, bölgede deprem olacağı endişelerini arttırdı.
Bandırma'da geçtiğimiz akşam deniz manzaralı bir çay bahçesinde oturan vatandaşlar, denizin üzerinde ışık kümeleri gördüğünü iddia etti. Çay bahçesi işleten Mümtaz Okay, akşam 21.30 sıralarında denizin üzerinde yaklaşık 1 saat süreyle ışık kümeleri gördüğünü söyledi. Beyaz ışığın düzensiz olarak denizin üzerinde gezindiğini ifade eden Okay, "Cuma akşamı 21.30 sıralarında çay bahçesinde oturanlardan birisi garip ışıkların olduğunu söyledi. Baktığımda denizin ortasında birkaç yüz metre yükseklikte beyaz parlamalar vardı. Değişik yerlerde ikili üçlü ışık kümeleri vardı. Bu çok uzun süre devam etti. Bazen birkaç dakika kesildikten sonra yeniden parlamalar devam ediyordu. Sonra gazinonun çatısına çıktım ve inceledim. Bir yerden ışık tutma olayı değildi, belirli bir ışık hüzmesi yoktu. Belli bir alanda düzensiz şekilde ışıklar oluşuyordu. Bu olay yaklaşık 1 saat devam etti. Benimle birlikte 15-20 kişi aynı olaya tanık oldu. Ben 35 yıldır buradayım ilk defa böyle birşey görüyorum" dedi.
Çay bahçesinde oturduğu sırada ışıkları ilk görenlerden olan Bandırmalı kuaför Nazmiye Çakır, ilk olarak denizden büyük bir balon gibi ışık kütlesi çıktığını ve ışığın daha sonra değişik şekiller aldığını söyledi. Işığın oldukça güçlü ve parlak olduğunu belirten Çakır, "Denizden ilk önce uçan balon gibi birşey çıktı. Denizden bağlantısı var gibiydi. Göğe doğru yükseldi. Önce ben tereddüt ettim, dalga geçerler diye kimseye söylemedim. Sonra balon gibi ışık kayboldu yaygın bir şekilde dumanlaşma oluştu.
Biri bitiyordu biri çıkıyordu üç şekil olarak. Diğer kişilere söyledim onlar da gördüler bir saat sürdü. Duman gibi değil ama parıltılı bir şekildi" şeklinde konuştu. Olaya tanık olanlardan çay bahçesinde garson olarak çalışan Hayrettin Ovalı ise, "Gazinoda servis yaparken birden panik oldu. Denizde büyük bir beyaz bulut kümesi gibi ışık vardı. O gün deprem olmuştu. Çatıdan izledik daha sonra, çok kuvvetli bir ışıktı. Ben deprem olabilir diye korktum" dedi.
Olaya şahit olanların durumu kendisine aktardığı 911 Arama Kurtarma Derneği Genel Başkanı Mustafa Gürsoy ise, ışık kümelerinin deprem ışıklarıyla bağlantılı olabileceğini ileri sürerek, olayı deprem uzmanları Oğuz Gündoğdu ve Şener Üşümezsoy'a da bildirdiklerini söyledi. Işık kümelerinin görüldüğü Cuma günü Bandırma Körfezi'nde gündüz ve akşam saatlerinde 3.4, 3.2 ve 2.8 şiddetinde üç ayrı deprem olduğuna dikkat çeken Gürsoy, "Depremlerden bir tanesinin olmasından sonra bu ışık kümelerinin görüldüğünü bize aktardılar. Durumu Gündoğdu ve Üşümezsoy hocalarımıza aktardık. Kendilerini konuyu inceleyeceklerini söylediler" dedi.
AMERİKAN SİTESİNDEN BÖLGEDE DEPREM UYARISI
Amerika Birleşik Devletleri'nde yayın yapan 'www.ireport.com' sitesinde yaklaşık bir hafta önce Bandırma ve Manyas Gölü civarında birkaç hafta içerisinde 8 şiddetinde bir deprem beklendiği yolunda uyarı yapıldığını ifade eden Gürsoy, "Amerika'da yayın yapan bir sitede 'Deprem Uyarısı' başlığıyla Bandırma'nın 30 ile 60 mil güneyinde 8 şiddetinde deprem beklenildiği yazıyor. Bu sitede haberi yayınlayanlar Çin'de meydana gelen depremin Ortadoğu üzerinde çeşitli depremlerin tetikleyicisi olabileceği yazıyor.
Yazıda sözü edilen haberin sayfası : http://www.ireport.com/docs/DOC-22435
(Kemal Mete)
Bunu ne gibi bilimsel kanıtlara dayandırdıklarını bilmiyoruz. Biz de internet sitemizde bu habere yer verdik. Amerika'da bir kişinin Bandırma ve çevresini deprem konusunda uyarması çok ilginç. Konuyu Bandırma Kaymakamlığı ve Kandilli Rasathanesi'ne bildirdik. Rasathane yetkilileri siteyi inceleyeceklerini söylediler. Ama tüm bu durumların aynı zamanlarda olması insanları tedirgin ediyor" dedi.
[Son Dakika Haber.Com]
(Kemal Mete)
Bunu ne gibi bilimsel kanıtlara dayandırdıklarını bilmiyoruz. Biz de internet sitemizde bu habere yer verdik. Amerika'da bir kişinin Bandırma ve çevresini deprem konusunda uyarması çok ilginç. Konuyu Bandırma Kaymakamlığı ve Kandilli Rasathanesi'ne bildirdik. Rasathane yetkilileri siteyi inceleyeceklerini söylediler. Ama tüm bu durumların aynı zamanlarda olması insanları tedirgin ediyor" dedi.
[Son Dakika Haber.Com]
Etiketler:
deprem riski,
fay hattı,
marmara denizi
70 KİLOMETRELİK FAYDA ENERJİ BİRİKİMİ VAR
İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Düzenlenen Marmara Denizi Çalıştayı'nın Açılışında Konuşan İTÜ Maden Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Namık Çağatay, "1999 Depreminin Ardından Bölgedeki Faydan Gaz Çıkışı Devam Ediyor. Bu Durum, Bölgedeki Gerginliği Azaltıyor.
stanbul Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen Marmara Denizi Çalıştayı’nın açılışında konuşan İTÜ Maden Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Namık Çağatay, "1999 depreminin ardından bölgedeki faydan gaz çıkışı devam ediyor. Bu durum, bölgedeki gerginliği azaltıyor. Fakat Orta Marmara’da (Silivri’den Adalar’ın güneybatısına kadar) 70 km’lik bölüm boyunca gaz ve akışkan çıkışı olmadığını gözlemledik. Bu da demektir ki sözü edilen bölgede bir sıkışma ve bir enerji birikimi var" diye konuştu.
Prof. Çağatay, bu bölgedeki hareketsizliğin enerji birikimi ve depreme yol açabileceğini vurgulayarak, bölgenin araştırılması için denizaltı gözlem istasyonu kurulması gerektiğini söyledi. İTÜ’nün Ayazağa Yerleşkesi’nde dün başlayan çalıştayın açılışı öncesinde yabancı bilim adamları Pier Henry, Louis Geli ve Lucas Casperli ile birlikte basın toplantısı düzenleyen İTÜ Maden Fakültesi Öğretim Üyesi Naci Görür ise geçen yıl Marmara fayına Nautil denizaltısı ile daldıklarını ve faya çeşitli ölçüm cihazları yerleştirdiklerini hatırlattı. Prof. Dr. Naci Görür, "Bu cihazların aldıkları verilerin değerlendirilmesi için bir yıllık süreye ihtiyaç vardı. Şimdi bu verileri değerlendirmeye alacağız. Yaptığımız incelemeler sonucunda Marmara Denizi’nde 13-15 kilometre derinlikten akışkan sıvıların çıktığını gördük. Bu da bize fay üzerine daha fazla araştırma yapmamız gerektiğini söylüyor" dedi.
[Haberler.Com]
stanbul Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen Marmara Denizi Çalıştayı’nın açılışında konuşan İTÜ Maden Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Namık Çağatay, "1999 depreminin ardından bölgedeki faydan gaz çıkışı devam ediyor. Bu durum, bölgedeki gerginliği azaltıyor. Fakat Orta Marmara’da (Silivri’den Adalar’ın güneybatısına kadar) 70 km’lik bölüm boyunca gaz ve akışkan çıkışı olmadığını gözlemledik. Bu da demektir ki sözü edilen bölgede bir sıkışma ve bir enerji birikimi var" diye konuştu.
Prof. Çağatay, bu bölgedeki hareketsizliğin enerji birikimi ve depreme yol açabileceğini vurgulayarak, bölgenin araştırılması için denizaltı gözlem istasyonu kurulması gerektiğini söyledi. İTÜ’nün Ayazağa Yerleşkesi’nde dün başlayan çalıştayın açılışı öncesinde yabancı bilim adamları Pier Henry, Louis Geli ve Lucas Casperli ile birlikte basın toplantısı düzenleyen İTÜ Maden Fakültesi Öğretim Üyesi Naci Görür ise geçen yıl Marmara fayına Nautil denizaltısı ile daldıklarını ve faya çeşitli ölçüm cihazları yerleştirdiklerini hatırlattı. Prof. Dr. Naci Görür, "Bu cihazların aldıkları verilerin değerlendirilmesi için bir yıllık süreye ihtiyaç vardı. Şimdi bu verileri değerlendirmeye alacağız. Yaptığımız incelemeler sonucunda Marmara Denizi’nde 13-15 kilometre derinlikten akışkan sıvıların çıktığını gördük. Bu da bize fay üzerine daha fazla araştırma yapmamız gerektiğini söylüyor" dedi.
[Haberler.Com]
Etiketler:
deprem riski,
fay hattı,
marmara
16.06.2008
Marmara’da 70 kilometrelik fay alarm veriyor
Marmara’nın tabanında deprem araştırması için dalan bilimadamları Adalar’ın güneybatısından başlayan 70 kilometrelik faydan gaz ve su çıkışı olmadığını, bunun riskli olduğunu açıkladı. Çekmece-Silivri arasında da gaz çıkışı olmadığı bildirildi.
İTÜ Maden Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, MARNAUT Projesi kapsamında Naulite adlı denizaltı ile geçen yıl bir ay boyunca Marmara Denizi’nde dalış yapan Türk ve yabancı bilim adamları ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Prof. Görür, Adalar’ın Marmara Denizi tabanında geçen yıl yapılan deniz altı araştırma sonucunda Çınarcık ve Tekirdağ çukurluğunda gaz ve sıvı çıkışı olmasına karşın Adalar’ın güneybatısından başlayıp orta Marmara çukurluğuna kadar yaklaşık 70 kilometrelik fay hattında gaz ve sıvı çıkışı tespit etmediklerini söyledi. Görür, “Muhtemelen bu bölüm çok riskli” dedi.
Araştırmada yer alan Fransız bilim adamı Prof. Dr. Pierre Henry, yapılan çalışmalarda Marmara Denizi tabanında gaz ve sıvı çıkışlarının fay boyunca çıktığının ve bunların da derinden geldiğini tespit ettiklerini ve bunun da Marmara Denizi’nde deprem riskinin bulunduğunu bir kez daha gösterdiğini kaydetti.
ARAŞTIRMA DÜNYADA BİR İLK
Araştırmacılardan Louis Geli de Marmara’nın laboratuvar niteliğinde olduğunu, burada yeni metotlarla çok ileri düzeyde araştırma yaptıklarını ve dünyada henüz hiçbir yerde de bu araştırmanın yapılmadığını söyledi.
Gaz ve sıvı çıkışlarının fay etkinliğiyle olan ilişkisine inandıklarını dile getiren Geli, “Araştırmanın en önemli bulgularından bir tanesi, Çekmece-Silivri fay segmenti üzerinde gaz çıkışlarının görülmemesi. Bu kısmın kilitlendiği ve 1766’dan beri kırılmamış olduğu düşünülüyor. Oysa Marmara’nın diğer yerlerinde aktif faylar boyunca gaz ve sıvı çıkışlarını önemli ölçüde görebiliyoruz. Bu nedenle gaz ve sıvı çıkışlarını depremsellik veya sismik etkinlikle ilişkilendirebiliyoruz” dedi.
ÇEKMECE-SİLİVRİ ARASINDA GAZ ÇIKIŞI YOK
Geli, Marmara’nın altındaki canlı fayın buraya denizaltı gözlem istasyonu kurulmasının gerekliğini de ortaya koyduğunu, böylece depremle akışkanlar arasındaki doğrudan ilişkiyi görme şanslarının olacağını söyledi. Geli, “Fay depremin üreteceği derinlikten itibaren bu akışkanları alıp yüzeye taşıyor. O halde biz bu akışkanları alıp incelersek, bunların fiziksel ve kimyasal özelliklerini belirlersek, belki de depremin bir bakıma önceden kestirilmesi noktasında önemli ipucları olabilir. Bizi bir noktalara götürebilir. Ama bu kesin bir sonuçmuş gibi algılanmalıdır” diye konuştu.
Yapılan bu araştırmanın depremi önceden haber veren ve her şeyi kurtaracak bir sistemmiş gibi de algılanmasını istemediklerini ifade eden Geli, deprem riskinin bu sismik boşlukta olduğunu, bu boşluğun ne kadar batıya ya da doğuya uzandığını kesin olarak bilmediklerini kaydetti.
Bu açıklama üzerine söz alan Naci Görür, “Adalar’ın güney batısından başlayıp Orta Marmara çukurluğuna kadar olan yaklaşık 70 kilometrelik fay boyunca gaz ve sıvı çıkışlarına rastlanmadı” dedi.
70 KİLOMETRELİK HAT
Daha batıda Orta Marmara çukurluğu ile Tekirdağ arasında, doğuda ise Çıkarcık çukurluğunda gaz ve sıvı çıkışlarının görüldüğünü belirten Görür, şunları söyledi:
“Arada bir sismik boşluk var. Dolayısıyla bu gaz ve sıvı çıkışlarının nerede olup olmadığı bir bakıma deprem açısından oldukça anlamlı hale geliyor ve muhtemelen de bu bölüm çok riskli olarak görülebiliyor. Gaz ve sıvı çıkışlarının doğrudan doğruya depremle olan ilişkisi henüz çok yeni bir konu ve araştırılıyor. Bu akışkanlar depremin olduğu derinliklerden geliyor. Depremin olduğu veya olacağı zamanlarda bu gaz ve sıvı çıkışlarının hacminde veya fiziksel özellikleri de değişimler gösteriyor. O nedenle bu gaz çıkışlarını izlemek olası depremler açısından önemli bir konu. Bu Türkiye için büyük şans. Dünyada denenmemiş çok ileri teknolojileri burada uygulayarak bu gaz ve sıvıların fiziksel, kimyasal ve jeokimyasal özelliklerinini inceleyerek Marmara’nın depremselliği ve depremin geleceği konusunda önemli veriler ortaya çıkabilir.”
[Ntvmsnbc]
İTÜ Maden Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, MARNAUT Projesi kapsamında Naulite adlı denizaltı ile geçen yıl bir ay boyunca Marmara Denizi’nde dalış yapan Türk ve yabancı bilim adamları ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Prof. Görür, Adalar’ın Marmara Denizi tabanında geçen yıl yapılan deniz altı araştırma sonucunda Çınarcık ve Tekirdağ çukurluğunda gaz ve sıvı çıkışı olmasına karşın Adalar’ın güneybatısından başlayıp orta Marmara çukurluğuna kadar yaklaşık 70 kilometrelik fay hattında gaz ve sıvı çıkışı tespit etmediklerini söyledi. Görür, “Muhtemelen bu bölüm çok riskli” dedi.
Araştırmada yer alan Fransız bilim adamı Prof. Dr. Pierre Henry, yapılan çalışmalarda Marmara Denizi tabanında gaz ve sıvı çıkışlarının fay boyunca çıktığının ve bunların da derinden geldiğini tespit ettiklerini ve bunun da Marmara Denizi’nde deprem riskinin bulunduğunu bir kez daha gösterdiğini kaydetti.
ARAŞTIRMA DÜNYADA BİR İLK
Araştırmacılardan Louis Geli de Marmara’nın laboratuvar niteliğinde olduğunu, burada yeni metotlarla çok ileri düzeyde araştırma yaptıklarını ve dünyada henüz hiçbir yerde de bu araştırmanın yapılmadığını söyledi.
Gaz ve sıvı çıkışlarının fay etkinliğiyle olan ilişkisine inandıklarını dile getiren Geli, “Araştırmanın en önemli bulgularından bir tanesi, Çekmece-Silivri fay segmenti üzerinde gaz çıkışlarının görülmemesi. Bu kısmın kilitlendiği ve 1766’dan beri kırılmamış olduğu düşünülüyor. Oysa Marmara’nın diğer yerlerinde aktif faylar boyunca gaz ve sıvı çıkışlarını önemli ölçüde görebiliyoruz. Bu nedenle gaz ve sıvı çıkışlarını depremsellik veya sismik etkinlikle ilişkilendirebiliyoruz” dedi.
ÇEKMECE-SİLİVRİ ARASINDA GAZ ÇIKIŞI YOK
Geli, Marmara’nın altındaki canlı fayın buraya denizaltı gözlem istasyonu kurulmasının gerekliğini de ortaya koyduğunu, böylece depremle akışkanlar arasındaki doğrudan ilişkiyi görme şanslarının olacağını söyledi. Geli, “Fay depremin üreteceği derinlikten itibaren bu akışkanları alıp yüzeye taşıyor. O halde biz bu akışkanları alıp incelersek, bunların fiziksel ve kimyasal özelliklerini belirlersek, belki de depremin bir bakıma önceden kestirilmesi noktasında önemli ipucları olabilir. Bizi bir noktalara götürebilir. Ama bu kesin bir sonuçmuş gibi algılanmalıdır” diye konuştu.
Yapılan bu araştırmanın depremi önceden haber veren ve her şeyi kurtaracak bir sistemmiş gibi de algılanmasını istemediklerini ifade eden Geli, deprem riskinin bu sismik boşlukta olduğunu, bu boşluğun ne kadar batıya ya da doğuya uzandığını kesin olarak bilmediklerini kaydetti.
Bu açıklama üzerine söz alan Naci Görür, “Adalar’ın güney batısından başlayıp Orta Marmara çukurluğuna kadar olan yaklaşık 70 kilometrelik fay boyunca gaz ve sıvı çıkışlarına rastlanmadı” dedi.
70 KİLOMETRELİK HAT
Daha batıda Orta Marmara çukurluğu ile Tekirdağ arasında, doğuda ise Çıkarcık çukurluğunda gaz ve sıvı çıkışlarının görüldüğünü belirten Görür, şunları söyledi:
“Arada bir sismik boşluk var. Dolayısıyla bu gaz ve sıvı çıkışlarının nerede olup olmadığı bir bakıma deprem açısından oldukça anlamlı hale geliyor ve muhtemelen de bu bölüm çok riskli olarak görülebiliyor. Gaz ve sıvı çıkışlarının doğrudan doğruya depremle olan ilişkisi henüz çok yeni bir konu ve araştırılıyor. Bu akışkanlar depremin olduğu derinliklerden geliyor. Depremin olduğu veya olacağı zamanlarda bu gaz ve sıvı çıkışlarının hacminde veya fiziksel özellikleri de değişimler gösteriyor. O nedenle bu gaz çıkışlarını izlemek olası depremler açısından önemli bir konu. Bu Türkiye için büyük şans. Dünyada denenmemiş çok ileri teknolojileri burada uygulayarak bu gaz ve sıvıların fiziksel, kimyasal ve jeokimyasal özelliklerinini inceleyerek Marmara’nın depremselliği ve depremin geleceği konusunda önemli veriler ortaya çıkabilir.”
[Ntvmsnbc]
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)