zehirli atık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zehirli atık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.10.2007

Çanakkale'de kimyasal atık bulundu

Çanakkale polisi düzenlediği operasyonda boş bir arazide gömülü halde kimyasal atık dolu 150 çuval ile 139 varil ele geçirdi. Olayla ilgili 4 kişi sorgulanıyor.

ÇANAKKALE - Çanakkale Emniyeti, Kepez limanına gelen petrol tankerlerinden çıkan kimyasal atıkların Çanakkale Belediyesi’ne ait bir kamyonla kent girişine bırakıldığını belirledi.

Yapılan incelemede, mezarlık mevkiine bırakılan zehirli atıkların daha sonra gömüldüğü saptandı.

Operasyonda, toprağa gömülü halde 150 çuval ile 139 varil atık bulundu. Yapılan incelemelerin ardından Kepez Liman Sorumlusu, Çanakkale Belediyesi Fen İşleri Müdürü, belediyede kamyon ve dozer şoförlüğü yapan 4 kişi sorguya alındı.

Atıkların İZAYDAŞ’a gönderileceği öğrenildi.

[Radikal]

10.08.2007

Yunanistan'da zehirli su alarmı

Yunanistan'da Asopos ırmağı yakınlarında yaşayanlara kansere yol açan krom içerdiği gerekçesiyle musluk suyu içmemeleri uyarısı yapıldı.

Çevre örgütleri, hükümeti, ırmağı kirleten fabrika ve atölyelere karşı harekete geçmeye çağırdı.

Ülkenin orta kesimlerindeki Asopos nehrinden alınan su örneklerinde vücuttan atılamadığı için ölümcül olabilen kroma rastlandı.

Atina'nın kuzeyindeki Oinofita Belediye Başkanı, bölge sakinlerinden musluk suyu içmemelerini istedi. Çevre kuruluşları, ırmaktaki kirlenmeden, arıtma tesisi olmayan fabrikaları sorumlu tutuyor.

Bu yaz atıklarını ırmağa boşalttığı belirlenen bir fabrikaya beş bin dolar ceza verildi.

Ancak çevre örgütleri, mahkemelerin verdiği para cezalarının caydırıcı olmadığını, fabrikaların arıtma tesisi kurma yerine ceza ödemeyi tercih ettiklerini söylüyor.

Yunanistan'da yayımlanan Katimerini gazetesinin yazarlarından Mihailis Kaçigeras, ırmaktaki kirliliği konu aldığı yazısında çözüm için herkesi harekete geçmeyi çağırdı.

Kaçigeras, şunları yazdı:

"Asopos ve diğer ırmaklardaki sorunun çözümü için hepimizin çaba göstermesi gerekiyor. Aksi halde, küvetlerini hatta havuzlarını Fransız şişe sularıyla doldurmaya yetecek kadar parası olanlar, bu suçu işlemeye, sanayi bölgelerinde yaşayanlar ve çocukları da rekabet adına suya atılan zehri içmeye devam edecekler."

[BBCTurkish]

5.08.2007

Zehirli atıkları yakmak çözüm değil

Her seferinde söylemekten dilimizde tüy bitti, yazmaktan yorulduk, ama ne yazık ki hâlâ atık yakmanın zehirli kimyasalların bertarafında uygun bir yol olduğu düşüncesi yaygınlığını koruyor. Oysa zehirli kimyasalların yakılması, bu maddelerin çevreye yayılmasını engellemez, sadece form ve hacim değiştirmesine neden olur. Zehirli atıkların yakıldığı tesislerin bacalarından çıkan son derece zehirli kimyasallar havaya ve bu yolla yine toprağa ve sulara yayılır, üstelik çok uzak mesafelere taşınarak bütün yeryüzünü kirletir.

Yakma ürünü olan en tehlikeli maddeler arasında dioksinler ve furanlar gibi birinci derecede kanser yapıcı zehirler de vardır. Kalıcı organik kirleticiler denen bu maddeler canlıların vücudunda birikerek besinler yoluyla, özellikle de hayvansal ürünlerin tüketilmesiyle insanlara da bulaşırlar. Kanser hastalığının bu kadar yaygınlaşmasında diğer kimyasal zehirler ve radyoaktif kirliliğin yanı sıra, başta dioksin olmak üzere kalıcı organik kirleticilerin yeryüzünü kirletmesinin de büyük rolü var. Üstelik bu maddeler pek çok canlı türünün soyunun tükenmesine neden oluyor.

İzinsiz gömülen zehirli atık varillerinin kamuoyunun gündemine gelmesine neden olan geçen yılki Tuzla olayı gibi, şu anda takibi süren Çerkezköy olayı da, zehirli atıkların kontrolsüz şekilde çevreye bırakıldığının kanıtları olarak basında önemli yer buluyor. Bir bütün olarak olayın yansıtılış biçimi ve üzerine gitme kararlılığı sevinç verici. Ancak her seferinde meselenin nasıl olup da İZAYDAŞ'ın yetersizliğine bağlandığını, bu yolla da neden yeni atık yakma tesislerinin gerekliliğinin savunulduğunu anlamak zor.

Hem yetkililerin, hem de konuyla ilgilenen pek çok insanın, zehirli atık sorununa "gözümüz görmesin, başımıza iş açmasın, yakalım kurtulalım" diye baktığını, atık yakmanın bu kadar savunulmasının bunun dışında bir nedeni olmadığını düşünüyorum. Öte yandan elbette atık yakma endüstrisinin yönlendirmelerinin de bu düşüncenin yaratılmasında rolü var ve çevre kirliliğinden kaygı duyan çoğunluk, iyi niyetle de olsa çok yanlış bir önlemin savunuculuğunu yapma durumunda kalıyor.

Oysa zehirli atıkların gerçekten doğaya ve insan sağlığına zarar vermemesini sağlamanın yolları var. Öncelikle temiz üretim teknikleri denen sıfır atık teknolojilerini kullanmak, hatta bu teknolojilerin kullanılamadığı yerlerde ileri derecede zehir açığa çıkaran üretim süreçlerini (eğer yaşamsal öneme sahip değilse) yasaklamak gerekiyor. Böylece üretilen zehirli atık miktarı azaltılırken, bu aşamaya gelene kadar, ya da her şeye rağmen, üretilen atıkları ise yakmak değil, uygun zararsızlaştırma tekniklerini kullanan işlemlerden geçirdikten sonra (ki dünyada çok sayıda yöntem var) doğaya karışmayacak kadar sızdırmaz biçimde depolamak gerekiyor.

Türkiye kalıcı organik kirleticilerin üretimini yasaklayan Stockholm Konvansiyonu'nu imzaladığı halde Meclis'te kabul ederek onaylamadı ve yürürlüğe sokmadı (tıpkı Kyoto Protokolü gibi ABD ile birlikte). Oysa atık yakma tesisleri, Avrupa'da bu uluslararası sözleşmenin ve çevre hareketlerinin inatçı mücadelesinin etkisiyle kapatılmaya başlanmış durumda. Biz ise ne yazık ki hala kırk katır mı, kırk satır mı teknolojilerinden medet umuyoruz.

Dr. Ümit Şahin: Halk sağlığı uzmanı, Çevre İçin Hekimler Derneği II. Başkanı, Yeşiller üyesi

2.08.2007

Tekirdağ'da çevre kirliliği alarmı

Tekirdağ’ın Çerkezköy ve Çorlu ilçelerinde sanayi tesislerinin yarattığı kirlilik, her yıl giderek artıyor. Yetkililere çağrıda bulunan uzmanlar, derelerdeki oksijen oranının bitme noktasına geldiğine dikkat çekerek, acil önlem alınmasını istiyor.

TEKİRDAĞ - Çorlu ve Çerkezköy ilçelerindeki organize sanayi bölgesinde, fabrikaların binlerce ton zehirli atığı hiçbir arıtmaya tabi tutmadan doğaya bıraktığı iddia ediliyor.


Arıtmasız olarak bırakılan atık sular, derenin rengini tamamen değiştiriyor. Sular, fabrikanın kullandıkları boyanın rengine bürünüyor. Renk, çoğu zaman kırmızı olurken, kimi zaman da mavi ve pembe oluyor.

Namık Kemal Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Ali Rıza Dinçer, derelerde yaptıkları oksijen oranı ölçümlerinin durumu açıkça ortaya koyduğuna dikkat çekiyor.

Dinçer, “Bu derede organik madde olmasıydı, su çağladığı için oksijen oranının sürekli artması gerekirdi. Değer 8-9 çıkabilirdi, ancak şu anda 1 civarlarında. Bu da derenin kirli olduğunu gösteriyor” dedi.

Uzmanlar, Trakya Bölgesi’nde yaz aylarında derelerin birçok noktada kuruduğunu, ancak sanayi bölgeleri çevresindeki derelerin kurumadığını belirtiyor.

Namık Kemal Üniversitesi Mühendisliği Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Feda Aral, “Şu andaki akan suyun 10’da 1’i bile eski dere suyu değil. Deredeki su, çoğunlukla sanayilerin bıraktığı atık suyu. Yeraltında alınan su kirletilerek dereye bırakılıyor. Bu, doğa kirliliğinden başka bir şey değil”dedi.

Yılda 5 milyon ton tehlikeli atık üretilen Türkiye’de, özellikle küçük sanayi tesisleri, maliyetleri bahane ederek atıklarını doğaya bırakıyor.

Uzmanlar, yetkililerin bölgeye acil müdahale etmesini istiyor.

[NTVMSNBC]

22.07.2007

Tarım ilacı binlerce balığı öldürdü

Mersin'in Anamur ilçesindeki Sultan Çayı'na kimliği belirsiz kişi veya kişilerin tarım ilacı dökmesi sonucu yaklaşık 10 bin balık öldü.

MERSİN - Yüzlerce balığın ölü olarak kıyıya vurduğunu göre Anamurlular, Sultan Çayı'nın çevresinde içi boşaltılmış iki kutu zehirli tarım ilacı buldu. Balıkların, çay suyuna karıştırılan tarım ilacı yüzünden öldüğü tahmin ediliyor.

En az 10 bin balığın telef olduğunu söyleyen çevre sakinleri, yetkililerin çay suyunu analiz etmesini istiyor.

[NTVMSNBC]

18.07.2007

Ören'de binlerce ölü balık

Kemerköy Termik Santralı'yla Ören Limanı arasında uzanan sahilde binlerce ölü balık karaya vurdu

MUĞLA - Milas ilçesine bağlı Ören sahili ölü balık cehennemine döndü. Belediyeye bağlı Ören Turizm Tanıtma Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın (ÖRVAK) balık çiftliğinde 800 bin kefal, çipura ve levrekten 700 bini üç gün içinde telef oldu. Kemerköy Termik Santralı'na 500 metre mesafedeki balık çiftliğindeki balıkların yanı sıra, santralla Ören Limanı arasındaki 5 kilometrelik sahil şeridinde de binlerce ölü balık su yüzüne vurdu.

ÖRVAK Başkanı ve Ören'in CHP'li Belediye Başkanı Kazım Turan, balık ölümlerinden santralı sorumlu tuttu: "Muğla Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'ne numune gönderdik. Balıkların aşırı klorlu deniz suyundan öldüğü saptandı. Santralda deniz suyu, soğutmada kullanılıyor. Makinaların yosun yapmaması için de suya klor ekleniyor. Klorlu deniz suyu daha sonra tekrar denize bırakılıyor. Aşırı klor kullanılıyor. Ören'de canlı balık kalmadı."

Turan, çiftlikte altı ay öncesine kadar hem yakındaki azmağı hem de deniz suyu kullandıklarını, azmak kuruyunca tüm suyu denizden aldıklarını ve toplu ölümün başladığını vurguladı; 2 milyon YTL'lik zararları nedeniyle santrala tazminat davası açacaklarını söyledi.

30 yıllık balıkçı Hüseyin Bayır şaşkın: "1994'te santral kurulduktan sonra balık ölümleri başladı, giderek artı."

Karınları şiş, solungaçları patlak balıklar

Sarnıç Akbük Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Mehmet Ercan, "Balıkçılar, tur tekneleri her gün Gökova'da yarı baygın, karınları şiş, solungaçları patlamış ölü balıklar görüyor" derken santralın üretim müdürü Osman Ferah Altunay balık ölümleriyle ilgili bir bilgi gelmediğini söyledi:

"13 yıldan beri faaliyetini aralıksız sürdüren santralın aşırı klor kullanmasıyla balıkların öldüğünü sanmıyorum. Kullanılan klor oranı deniz suyu içerisindeki klor oranını geçmez. Ayrıca devlet kurumlarının yapacağı incelemeler doğrultusunda konuşmak daha doğru olur. Balık çiftliğine sadece denizden değil, azmaktan da su alınıyordu, o zehirlemiş olabilir." Olayla ilgili soruşturma açıldı.

[Radikal]

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...