4.12.2008
ABD Korkusuz Asker Mi Yetişecek?
ABD’de yapılan araştırma için bir çeşit paraşüt sporu olan skydiving yapanların koltuk altı salgıları incelenmiş. Sporcuların korkuyu net hissettikleri ilk atlayışlarında, koltuk altlarına teri emen bezler yerleştirilmiş.
Guardian’ın haberine göre, aynı sporculardan koşu bandına çıkmaları istenmiş ve yine ter örnekleri alınmış. Bu iki bez deneklere koklatılmış ve denekler beyin faaliyetlerini ölçen cihazlara bağlanmış. Tabii deneklere deneyden söz edilmemiş.
Sonuçta denekler iki ter kokusu arasında bir fark görememiş. Ancak cihazlar, skydiving sırasında alınan ter örneklerini kokladıklarında, deneklerin beyninde korkuyu kontrol eden bölgede faaliyetin birden bire arttığını saptamış.
Araştırma Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından finanse edildi. Bu nedenle araştırmanın amacının askerlerin korku duymasını engelleyecek yollar arama olduğu spekülasyonları yapıldı. Ancak Pentagon bunu yalanlıyor.
[Ntvmsnbc]
27.03.2008
Yarı insan yarı hayvan!
İnsan genlerini hayvan yumurtalarına yerleştirip embriyolar geliştirecekler. Sonra hücrelerini kullanacaklar ama...
İngiltere işte bu tartışmayla sarsılıyor. "Yarı insan, yarı hayvan, hibrid embriyolar"ın geliştirilmesi için düğmeye basıldı. Gerekli iznin çıkması için tasarı parlamentoya geldi. Parlamenterler oy kullanacak. Hekes vicdanıyla baş başa. Bazıları o kadar karşı ki istifayı bile göze alabileceklerini söylüyor. Ama bilim adamları, bu "yarı insan yarı hayvan embiyoların" hücrelerini kullanarak birçok hastalığa çare bulabileceklerini savunup, tasarının geçmesi için bastırıyor.
İngiltere'de 200'ü aşkın tıbbi kuruluş ve yardım derneği, parlamentonun her bir üyesine gönderdikleri mektuplarla, hükümetin insan ve hayvan DNA'sı kullanarak hibrid embriyo oluşturma planlarını desteklemelerini istedi.
"Ahlaka ve insana saygısızlık"
Yasa tasarısı, bir dizi kilise liderinin sert eleştirilerini getirmiş, bazıları bu girişimi ahlaka ve insan yaşamına saygısızlık olarak değerlendirmişti. Yardım dernekleri ve tıp kuruluşları, embriyoların sadece tıbbi araştırmalarda hücre üretmek amacıyla kullanılacağını savunuyor.
Önümüzdeki aylarda İngiltere parlamentosunda görüşülecek olan tasarı, hayvan yumurtalarına insan genleri karıştırılmak suretiyle hibrid embriyolar yaratılmasına izin verecek.
Alzheimer ve Parkinson tedavisi için önemli
Tasarı, Parkinson ya da Alzheimer gibi henüz çaresi bulunamamış hastalıklardan muzdarip kişiler ve bilim adamlarının büyük desteğini görüyor. BBC muhabiri Jasmin Souesi'nin aktardığına göre, mevcut tartışma, parlamento üyelerinin, 'kendi vicdanlarına ya da partilerinin talimatlarına göre oy kullanma hakkına sahip olup olamayacakları' etrafında dönüyor.
Parlamenterler vicdanlarına göre oy kullanacak
Geçmişte İngiliz politikacılara, bazen 'vicdani meseleler' diye tabir edilen konularda özgürce oy kullanma hakkı verilirdi. İşte kilise liderleri, kök hücre meselesinde de benzer bir tutum izlenmesini umuyorlar. Özellikle Katolik Kilisesi üyeleri, insan yaşamının kutsallığına saldırdığı gerekçesiyle bu tasarıya karşı çıkıyorlar.
Ama Anglikan kilisesi liderleri de geri kalmıyor, York Başpiskoposu John Sentamu, dinin gözardı edilemeyeceğini, çünkü İngiltere'nin Hristiyan prensiplerine dayanarak kurulduğunun altını çiziyor.
Parlamento'da oylanacak
İngiltere'de önde gelen ve halkın yakından tanıdığı bir isim olan, üreme uzmanı Robert Winston, kilisenin halkı, araştırmalar konusunda yanlış yönlendirdiğini savundu. Anlaşıldığı kadarıyla, en az üç bakanın önerilen yasa tasarısı konusunda çekinceleri var. Ama hükümetin önerdiği bir tasarıya karşı oy kullanmaları da mevkilerini kaybetmeleriyle sonuçlanabilir. Parlamentoda ilk kez Şubat ayında görüşülen tasarının bir daha ne zaman tartışılacağı bilinmese de hükümetin gündeminde büyük yer teşkil eden bir yasa taslağı olduğu muhakkak.
[MİLLİYET]
27.12.2007
Hayvan ırkları koruma altına alınıyor
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Marmara Araştırma Merkezi (TÜBİTAK MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü proje sorumlusu Doç. Dr. Sezen Arat, TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nce yürütülen, nesli tükenmek üzere olan hayvanların hücre, sperm ve embriyolarının saklanmasına imkan verecek “Türkiye Yerli Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarından Bazılarının In Vitro Korunması ve Ön Moleküler Tanımlanması” (TÜRKHAYGEN-1) Projesi kapsamında iki gen bankasının TÜBİTAK MAM ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Lalahan Hayvancılık Araştırma Enstitüsü’nde kurulduğunu bildirdi.
TÜBİTAK tarafından desteklenen, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın sahibi olduğu Projenin, 10 üniversitenin işbirliğiyle yürütüldüğünü, projede 100 kişinin görev aldığını dile getiren Arat, projenin amacının, öncelikle koyun, keçi, sığır, manda ve at ırkları olmak üzere nesli tükenmek üzere olan yerli büyük ve küçükbaş hayvanları koruma altına almak olduğunu bildirdi.
Daha sonra diğer hayvanlar için de aynı programı takip etmeyi düşündüklerini ifade eden Arat, Anadolu’ya özgü Kangal köpeği, Ankara ve Van kedisi gibi türlerin bulunduğunu, bu türlerin de neslini korumak istediklerini bildirdi.
Arat, projeyi Çevre ve Orman Bakanlığı ile birlikte yaban hayatını ve hayvan tiplerini korumak üzere geliştirmeyi de düşündüklerini kaydetti.
SOĞUKTA MUHAFAZA SİSTEMLERİ KURULDU
Soğukta muhafaza sistemlerinin TÜBİTAK MAM ile Lalahan Hayvancılık Araştırma Enstitüsü’nde oluşturulduğunu, birisinin yok olması halinde diğerinin iş görebilmesi amacıyla her iki bankada da aynı sayıda örneklerin muhafaza edileceğini ifade eden Arat, işbirliği yapılan üniversitelerin bir kısmının hayvanların embriyo ve spermlerini dondurduğunu, bir kısmının ise hayvanların ırk özelliklerini belirlemek adına genetik karakterizasyon yaptığını dile getirdi.
Arat, “Hayvan ırklarının bize ait olduğunu, ancak tescillediğimiz zaman kanıtlayabiliriz. Angora keçisi veya tavşanının bize ait olduklarını ispatlama imkanımız yok, çünkü bu hayvanları karakterize etmeden yurt dışına çıkartmışız. Dünyanın pek çok yerinde Angora keçisi veya tavşanı üretiliyor. Amacımız öncelikle kendi hayvanlarımızın tescillenmesine katkı sağlamak. Bu nedenle genetik bilgiler tescilleme çalışmalarında kullanılacak” diye konuştu.
HAYVAN TEMİNLERİNE BAŞLANDI
Hayvan teminlerine başlandığını, 50’şer adet Gökçeada koyununun İstanbul Üniversitesi’ne, Karakaya koyunu ve Ankara keçisinin Ankara Üniversitesi, Güney Anadolu kırmızı sığırı ve Akkaraman koyununun Selçuk Üniversitesi, yerli kara sığırların Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü’ne ulaştırıldığını, Hınıs ve Malakan gibi yerli At örneklerininde Erzurum ve Kars bölgesinden toplandığını bildiren Arat, “Nesli tükenmek üzere olan bu koyun, keçi, sığır ve at ırklarına ait yaklaşık 300 bireyin DNA ve hücre izolasyonu yapılarak, söz konusu bankalarda depolandı” dedi.
“YILDA 27 BİN BİTKİ VE HAYVAN TÜRÜ YOK OLUYOR”
Hayvan gen kaynakları dendiğinde tüm hayvanları kapsadığını bildiren Doç. Dr. Arat, zararlı gibi görünen her canlının ekolojik dengede bir görevi olduğunu ve korunması gerektiğini belirtti.
Arat, çevre kirliliği, düzgün olmayan yapılaşmalar, insan faktörü gibi nedenlerle yılda 27 bin bitki ve hayvan türünün dönüşümsüz olarak yok olduğunu söyledi.
Anadolu topraklarının göçe maruz kaldığını, bu nedenle biyo çeşitliliğin çok zengin olduğunu vurgulayan Arat, Anadolu’daki hayvan ırklarının büyük çoğunluğunun Türklerle birlikte Orta Asya’dan geldiğini, bu türlerin bir bölümünün de Anadolu’dan Avrupa’ya gittiğini ifade etti.
Arat, 4.5 yıl sürecek projede öncelikle nesli tükenme tehlikesi bulunan 30 yerli ırkın hücreleri, sperm ve embriyo gibi canlıya dönüşebilecek materyallerini, gen bankasında muhafaza etmeyi planladıklarını, 9 milyon YTL bütçeli proje sonunda söz konusu ırkları koruma altına almış olacaklarını kaydetti.
[NTVMSNBC]
4.10.2007
Türkiye’nin “Dolly”leri Kasım’da doğacak!
İSTANBUL - Türkiye’nin ilk kopya koyunları Kasım’da doğuyor. Bilim dünyası, organ naklinden, üstün nitelikli hayvan nesilleri yetiştirmeye, hastalıkların daha hızla tedavi edilmesinden yepyeni ilaçların üretimine kadar birçok alanda çığır açmayı umuyor. 3 yıllık projenin meyvesi Türkiye’nin Dolly’lerini kopyalayacak kişi ise, Profesör Doktor Sema Bilir olacak.
BABA FAKTÖRÜ YOK
Prof. Bilir doğacak kuzularda baba faktörü olmadığını, bu yüzden de aynı fakültede 1985’te embriyo nakliyle gerçekleşen tüp buzağıdan ve 2001’de üretilen tüp kuzudan da önemli bir farkları olduğunu söyledi.
BİLİM DÜNYASI İÇİN BÜYÜK ADIM
İki anneden doğacak 6 kopya kuzuyla bilim dünyasının birçok alanda yepyeni kapıları aralaması bekleniyor. Prof. Dr. Bilir konuyla ilgili olarak “gelecekte organ ve doku naklinde, üstün nitelikli hayvanların aynı anda çokça üretilmesinde, ilaç endüstrisinde, hastalıkların aynı nitelikteki hayvanlar üzerinde yapılacak farklı deneylerle daha hızlı çözülmesinde, kopya hayvanlardan büyük ölçüde yararlanacağız” dedi.
[NTVMSNBC]