5.03.2006

44 Yıl Sonra Dünya!

Bazı günler sıcaklık 40 dereceye yaklaşıyor, yaz ayları sekiz ay sürüyor. Kar, dört ay süren ne kışa ne de bahara benzeyen tuhaf bir mevsimde ancak bir-iki gün yağıyor. İçme suyu az, barajlar bir türlü dolmuyor. 80 milyonun üzerindeki nüfus yarı yarıya azalan akarsularla idare etmek zorunda. Topraklar kuraklık yüzünden yok olduğu için milyonlarca insan şehirlere akın ediyor! Kıyı bölgelerinde deniz seviyesinin altındaki kentler sulara gömülmüş. Tuzlu sular yer altı kaynaklarına karışıyor... Bu kasvetli tablo, küresel ısınma yüzünden yarım asır sonra Türkiye'nin karşılaşacağı manzarayı gösteriyor.. İstanbul Teknik Üniversitesi Uzay ve Uçak Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Orhan Şen atmosferdeki sera gazlarının, özellikle de karbondioksitin bu hızla artması durumunda yaşanacakların bunlar olduğunu ısrarla söylüyor..

Dünyanın bir takım bölgelerinde iklim değişecek. Akdeniz'e kıyısı olan bölgelerde kuraklık meydana gelecek, çölleşmeye doğru gidecek. Çöller genişleyecek. Anadolu yarımadası çölleşmeye gidecek. 50 derecenin üzerindeki enlemlerde daha ılıman bir iklim meydana gelecek. Şu anda hissedilebilir şekilde diyebileceğimiz şey 50 yıl içinde meydana gelir. Asıl korkulacak sonuçları ise 100 sene sonra meydana gelir. Bazı bilim adamları 'Bu şekilde gidersek üç nesil ömrümüz kaldı' diyor. Çünkü atmosferdeki karbondioksitteki eşik değer milyonda 400. Bu değerin aşılmasından sonra Şu anda milyonda 379 düzeyindeyiz ve bu geçen 420 bin yılın en yüksek düzeyi. . Her yıl milyonda 1 artıyor.
- Eşik değer ne anlama geliyor? - Karbondioksit milyonda 400'ü geçince artık dünya üzerindeki meteorolojik sistemlerin değişimi kalıcı bir hal alacak. Mesela bize kış aylarında Balkanlardan soğuk hava gelir. Bu değişecek ve tekrar geri döndürmek imkansız hale gelecek. Yani artık Balkanlardan soğuk hava gelmeyecek. Ayrıca Gulf Stream akıntısı. Batı Avrupa'yı ılıman iklime sokan bu akıntıdır. Bu akıntı yön değiştirebilir ve değiştirirse Avrupa buzul çağına girer.
Deniz seviyesi neden yükseliyor - Öncelikle buzullar eriyor. Sadece kutuplardaki buzullar değil, dağlardaki buzullar da... Everest tepesi her yıl 7 santim kısalıyor. İkinci neden ise okyanusların ısınması. Büyük su kütleleri ısınmadan dolayı genişleyecek, ve yükselecek. Hollanda, Danimarka, Florida gibi bölgeler deniz seviyesinin altında kalacak. Yer altı suları tuzlanacak. Yüz yılın sonunda en önemli madde su olacak. Su kaynaklarına yakın bölgeler savaşlara sahne olacak.
- Kuraklık açlık da getirecek... - Şu anda dünyada 500 milyon insan açlık sınırının altında. Küresel ısınmadan dolayı 2050'de açlık sınırı altındaki insan sayısı 2.5 milyar olacak... Anadolu'daki insanlar da açlık sınırı içinde olacak. Sanayileşmiş ve açlık sorunu olmayan ülkelere doğru göçler yüzünden çatışmalar meydana gelecek. Pakistan'dan, Hindistan'dan batıya ya da Çin'e doğru büyük göçler olacak

2050 Türkiye
*Ortalama sıcaklık en az 3-4 derece artacak...
*Ortalama düşen yağış azalacak.
*Tarım nüfusu kentlere ve kuzeye göc edecek.
*Kıyı kesimlerinde deniz seviyesi 1 metre kadar yükselecek. Pek çok bölge sular altında kalacak.
*Yeraltı suları tuzlanacak. İçme ve kullanma suyu sıkıntısı yaşanacak
*Kuraklığa bağlı olarak tarım üretimi azalacak.
*Suriye ve Irak ile su konusunda anlaşmazlıklar yaşanacak...
*Su kıtlığı yaşanacak.
*Akarsuların akışkanlığı % 20-50 azalacak.
*Açlık ve susuzluğa bağlı göçlerle karşılaşılacak.

Cengiz Erdinç

4.03.2006

"Beyaz Kıta" Yok oluyor

ABD Başkanı Bush'un küresel ısınmayı inkar politikası sürerken, bilim insanları Antarktika'da 2005'te ortalama 150 kilometre küp buzun erimiş olabileceğini hesaplıyor.

Küresel ısınma içten içe Antarktika’yı eritiyor. Bilim insanları, ‘Beyaz Kıta’nın her yıl en iyi ihtimalle 72 kilometre küp, en kötü olasılıkla da 232 kilometre küp buz yitirdiğini vurguluyor. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, İstanbul yılda 0.75 kilometre küp su tüketiyor. Eriyen buzlar okyanuslara karışarak küresel su seviyesinin yükselmesine neden oluyor.

Dünyadaki tüm buzul kütlesinin yüzde 90’ı, tatlı suyun da yüzde 70’i Antarktika’da bulunuyor. Dolayısıyla kıtadaki erime dünya su kaynaklarındaki binlerce yıllık dengenin bozulmasına yol açacak.

ABD’li University of Colorado-Boulder uzmanları, şimdiye dek hiç denenmemiş yeni bir yöntem kullandı ve ‘Beyaz Kıta’ üzerindeki yerçekimini son derece hassas aletlerle ölçtü. Gözlemler NASA’nın Gravity Recovery ve Climate Experiment adlı uydularıyla yapıldı.

BUZUL ERİMESİ DENİZLERİ YÜKSELTİYOR
Eriyen buzların deniz seviyesinde 0.4 milimetre’lik bir artış yaptığı düşünüldüğünde buzul erimesinin sonuçları cüzzi görülebilir. Ancak her yıl artarak ilerleyen bu durum karşısında, insanoğlunun bu gidişi geri döndürmek için herhangi bir önlem almaması işin ciddiyetini artırıyor.

Gelecek yıllarda daha da ısınması beklenen Dünya atmosferinin, daha çok buzulun erimesine neden olacağı, bilim insanları tarafından sık sık dile getiriliyor. Dünya denizleri yılda 1.8 mm yükseliyor. Antarktika ve Grönland’daki erimenin birkaç yüzyıl zarfında küresel su seviyesini 7 metre yükseltmesi bekleniyor. Antarktika’daki buzullar ortalama 2 kilometre kalınlığında.

BUHARLAŞMA ‘BEYAZ KITA’YI KURTARAMAYACAK
Bilim insanları, son yıllarda Antarktika ve Grönland’dan buzul erimesini kanıtlayan bir çok araştırma yayımladı. Antarktika’da en tehlikeli erime kıtanın batısında gerçekleşiyor. Bilim insanları küresel ısınmanın bir yandan buzulları eritirken, diğer yandan da buharlaşmayı artırarak daha fazla yağmura neden olacağını öngörüyor. Artan buharlaşmanın Antarktika’da buzullaşmaya yol açacağı da yapılan tahminler arasında.

Bilim insanları, ancak buzullaşmanın ‘Beyaz Kıta’nın iç kısımlarında artacağını, buna karşılık kıyılarda ise ısınmayla erimenin devam edeceğini ileri sürüyor. Ancak uzmanlar bilgisayar modellemelerine göre, buzullaşma ile erime arasındaki dengenin, kıtanın aleyhinde işlediğini, buzullaşmanın erimeyi tamamlamadığını vurguluyor.

Kaynak: Araştırmayı konu alan makale Science dergisinde yayımlanmıştır.

2.03.2006

Küresel Isınma Doğal Bir Süreç Değil

Sonuçlar, küresel ısınmanın doğal bir iklim süreci olduğuna dayanan tezi çürütmekte.

İngiliz bilim adamlarının Science dergisinde yayımladıkları son araştırmalarına göre en az 1200 yıldan bu yana, 20.yy’ın ortalarında görüldüğü kadar uzun ve yaygın bir sıcaklık dönemi yaşanmamış.

Sonuçlar, küresel ısınmanın doğal bir iklim süreci olduğuna dayanan tezi çürütmekte. Doğu Anglia Üniversitesi’nden Timothy Osborn ve Keith Briffa, 800 yılından bu yana kuzey yarımküredeki on dört bölgede meydan gelen hava sıcaklıklarını değerlendirmişler. Ancak ortaçağa ait iklim verileri bulunmadığından, ağaç halkaları, buz karot örnekleri veya fosil midye kabukları gibi "iklim arşivlerinden" yararlanılmış.

Bilim adamlarının sonuçlarına göre orta çağın ilk dönemlerinde yani 890 ila 1170 yılları arasında çok sayıda olağanüstü sıcaklıklar söz konusu. Çok soğuk dönemler ise 1580 ila 1850 yılları arasında yaşanmış.

Araştırma, ortaçağda bir sıcaklık dönemi ve "küçük bir buz devrinin" yaşanmış olabileceği tahminini kanıtlamakta. Fakat en uzun süreli ve en geniş alanda etkili olan sıcaklık dönemi 20.yy’ın ortalarında yaşanmış. 1990’lı yılların başına ait verilerin %70’i ise bir sıcaklık artışına işaret etmekte.

1.03.2006

Küresel ısınmadan insan sorumlu

Küresel ısınmadan insan sorumlu
İklim değişiminden sorumlu küresel örgüt, insanın iklimde yaşanan değişikliklerden kısmen değil bütünüyle sorumlu olduğu görüşüne vardı.






Birleşmiş Milletler arafından oluşturulan Hükümetlerarası İklim Değişimi Kurulu (IPCC) daha önceki raporlarında değişikliklere "muhtemelen" insan faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan sera gazlarının yol açtığını belirtmişti.

Yeni rapor için hazırlanan taslakta ise sera gazlarının iklimdeki değişiklikleri açıklamanın yegane yolu olduğundan söz ediliyor.

Bu taslak rapor, gelecek ay hükümetlere sunulacak.

Taslakta, karbon dioksit gibi zehirli gazların atmosferde fazla yoğunlaşmasının "buzullarda tuhaf değişiklikler, kıtlıklar, seller, okyanusta asitlenme ve hayvan topluluklarının göçü" gibi sonuçlar yarattığından söz ediliyor.

Raporu hazırlayanlardan bir kaynak, "Son on yılda toplanan veriler tabiatta anormal değişiklilere işaret ediyor. Bunlardan bir kaçı garip olsaydı çok kaygılanmazdık ama neredeyse hemen hepsinde durum böyle" dedi.

Bu kaynak raporda, sera gazlarında iki kat artış olursa bunun 2 ila 4,5 derecelik bir ısınma yaratacağından söz edileceğini aktarıyor.

Karbon dioksitin bu yüzyılın ortalarında sanayi öncesi döneme göre iki kat artmış olacağı tahmin ediliyor.

Söz konusu raporun kurulun Mauritius Adaları'nda Nisan ayı sonundaki toplantısına sunulması bekleniyor.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri'nin başını çektiği bazı ülkelerin ise bu savları kabul etmesi hiç olası değil.

ABD küresel ısınmayla mücadele konusunda kapsamlı hedefler ortaya koyan Kyoto Sözleşmesi'ne de alternatif çözümler bulunmasından yana.

Dünyayı Bekleyen Su Savaşları

Independent, giderek tükenen su kaynaklarının gelecekte ‘su’yu savaş nedeni yapacağını savunuyor. Gazetenin belirlediği risk bölgeleri arasında Türkiye de var.


LONDRA - İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Independent gazetesi, paylaşılamayan su kaynakları nedeniyle çıkabilecek çatışmaları manşetine taşıdı. ‘Su savaşları’ başlıklı yazıda, dünyanın gelecekte karşı karşıya kalacağı çatışmalara dikkat çekildi.

Küresel ısınma, hızla artan nüfus ve kirlenme nedeniyle dünyanın kullanılabilir su kaynaklarının giderek azaldığına dikkat çeken Independent, gelecekte suyun petrol ve altın kadar değerli olacağını vurguluyor. Gazeteye göre, gelecekte devletler su yüzünden birbirleriyle savaşa girmekten kaçınmayacak. Gazete, su kaynaklarının kullanımı konusunda büyük bir adaletsizlik olduğuna, bu durumun ihtilafları artıracağına dikkat çekti. Bir ABD’li günde ortamala 500, bir İngiliz ise 200 litre su kullanırken, bazı Afrika ülkelerinde kişi başına düşen günlük su miktarı 10 litreyi bile bulmuyor. Su da petrol gibi küresel olarak adaletsiz dağılmış durumda. Kimi ulus devletler su zengini iken, kimileri ise kuraklık bölgesinde.

TÜRKİYE DE RİSKLİ BÖLGEDE
Gezegenin üçte ikisini oluşturan suyun yüzde 97.5’i tuzlu olduğu için insanlar tarafından kullanılamıyor. Tuzlu suyu içilebilir suya çevirmek son derece maliyetli. Kullanılabilir su bu kadar az olunca, su kaynaklarının bulunduğu noktalar daha da kritik hale geliyor. Independent, çatışma riski taşıyan su havzaları arasında Türkiye’yi sayıyor.Türkiye’nin, Fırat Nehri üzerinde inşa ettiği baraj nedeniyle geçmişte Suriye ile sıkıntılar yaşadığını hatırlatan gazete, gelecekte de benzer sorunlar yaşanabileceği öngörüsünde bulunuyor.
ÜRDÜN, BRAMAPUTRA, GANJ VE NİL IRMAKLARI
İsrail, Ürdün ve Filistin arasındaki Ürdün Irmağı problemi, dünyanın en kalabalık nüfusü ve ordularına sahip ülkeleri Çin ve Hindistan’ın Bramaputra Nehri üzerindeki anlaşmazlıkları; Ganj Nehri nedeniyle Hindistan ve Bangladeş’in uzlaşmazlıkları; Etiyopya ve Mısır’ın Nil Nehri ihtilafı da gazetenin çatışma tehlikesine dikkat çektiği yerler arasında buluyor.

Kaynak : http://www.ntvmsnbc.com/news/363198.asp
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...